Heykel Sanat?
Yazar Administrator   
Perşembe, 01 Kasım 2007

HEYKEL SANATI

Canl?lar? veya e?yay?, maden, tahta gibi çe?itli malzemeyle temsil etme sanat?d?r. Heykelcilik, üç boyutlu (yükseklik, geni?lik, derinlik) biçim yaratma sanat?d?r. Bu i?, kesim, biçimleme, kal?plama gibi özel tekniklerle haz?rlanan çe?itli malzemeyle yap?l?r. Elde edilen biçimler de de?i?ik tiplerde olur.

Kabartmalar, düz bir yüzey üzerinde engebeler meydana getirir: bunlar az veya çok ç?k?nt? yapmalar?na göre, alçak kabartma veya yüksek kabartma diye adland?r?l?r. Bir de. tam oyma, yani bir kaidenin üstünde duran heykeller vard?r.

?lk heykeller Milattan önce 35,000 ve 8,000 y?llar? aras?nda ortaya ç?km??, kad?nlar ve hayvanlar, yüzeyden ayr?lm?? biçimde veya ayr?lmadan, ta?a, fildi?ine, kemi?e oyulmu? veya kille biçimlendirilmi?ti.

Heykel sanat?n?n en eski örnekleri Akdeniz k?y?s?ndaki ülkelerde bulunmu?tur. Eski M?s?r'da heykeller genellikle dinsel bir nitelik ta??yordu: insanlar?n ka's?n? (insan?n dayana?? olan hayatî güç) ölümden sonra da bar?nd?rs?n diye, firavunlarla hizmetkârlar?n?n (yaz?c?lar, zanaatç?lar) heykelleri yap?l?yordu, bunlara insan?n «kopya»s? anlam?nda, «suret» denirdi. Asurlular alçak kabartmalarda sava? sahnelerini'' tasvir etmi?; hayvan sanat?n? da geli?tirerek bize hayalî bir hayvanlar âlemi (insan ba?l? bo?alar, kartal ba?l? aslanlar, kanatl? atlar) miras b?rakm??t?r. Persler ise, emaye tu?ladan alçak kabartmalar yapm??t?r.

Eski Yunan heykelcili?i, kutsall?k anlay???n?n izlerini ta??r: delikanl?larla genç k?zlar?, ayin duru?lar?nda tasvir eder. Klasik dönem heykelt?ra?lar? insan vücudunu en güzel biçimleriyle ve hareket halinde tasvir ettiler. M.Ö. IV. yy.da, Skopas, Praksiteles ve Lysippos, insan?n tutkular?n?, ac?lar?n? ifadeye çal??t?lar. Bu gerçekçilik e?ilimi, Helenistik dönemde daha da önem kazand?.

?talya'da Etrüskler, büyük bir gerçekçilik ifade eden heykellerini, çok renkli pi?mi? topraktan veya bronzdan yapt?lar. Romal?lara gelince, i?e Yunan sanat?n? kopya etmekle ba?lam??lard?, sonra da portrede (pek gerçekçi büstler b?rakt?lar) ve binalar?n? kaplad?klar?, tarihsel veya dinsel kabartmalarda kendilerim gösterdiler.

Roman ve Gotik

Bat?da k?smen büyük istilâlardan ileri gelen bir gerileme döneminden sonra, heykelcilik Karolenjler zaman?nda yeniden canland?. Fildi?i ve madenler, en çok kullan?lan malzemeydi: do?an?n ve insan vücudunun biçimlerini yans?tma?a çal???l?yordu. XI. ve XII. yy.da, yani roman sanat? döneminde heykelcilik, asl?nda dinsel olmakla birlikte, mimarl??a ba?lanm?? al?n tablalar?yla, atk? ta?lar?yla, sütun ba?l?klar?yla birle?ip kayna?t?.

Buna kar??l?k gotik sanat (XIII. yy.) mimarl?ktan kendini kurtard?. O zaman yüzeyden ayr?lm?? kabartmalar önem kazand?: kilise kap?lar?n? sütun-heykeller süsledi. Bu heykeller giderek do?ala yakla??yor ve insan? ele al?yordu. ?talya'da, Pisano ailesi, sonra da Arnolfo di Cambio, bu ara?t?rman?n Pisa'da, Floransa'da ve Perugia'da öncüleri oldular.

Hareket ve ?fade

Rönesans ?talya'da yeni bir anlay??tan do?du: insan, dünyan?n merkezi haline geldi. Art?k din d???na ç?kan heykelcilik, insan vücudunun güzelli?ini gözler önüne serdi. Ghiberti, Donatello, Della Robbia, Verrocchio, Michelangelo, bu sanat dal?n?n en ünlü temsilcileridir. Fransa'da heykel sanat?, Michel Colombe, Jean Goujon, Germain Pilon ile temsil edilmekteydi. Bu ak?m, bütün Avrupa sanat?n? etkileyecekti. ?talyanlar, özellikle Bernini ve Algardi, XVII. yy.da, barok sanat?n öncüleri oldular ve bu tarz, ertesi yüzy?l rokoko tarz?n?n a??r?l?klar?na götürdü.

Bir yandan klasikçilik, öte yandan barok ak?m, XVIII. yy.da Adam, Slodtz ve Lemoyne gibi klasiklerle Bouchardon, Pigalle, Falconet ve Houdon gibi baroklar?n öncülü?ünde çat??t?. Öteki Avrupa ülkeleriyle ?talya ve Fransa'n?n etkisinde kald?. XVIII. yy. sonu ve XIX. yy. ba?lang?c?, neoklasikçili?in bütün Avrupa'ya yay?lmas?na sahne oldu. En ünlü temsilcileri ?talyan Canova ile Danimarkal? Thorvaldsen'di.

Hayal Gücünün Bütün Kaynaklar?

Romantikler de, natüralistler de, neoklasikçili?in so?uklu?una kar?? bir tür hayata dönü? ile tepki gösterdiler; art?k duygular?n aç??a vurulmas?ndan korkulmuyordu. Rude, Barye, Daumier, Carpeaux, sonra da Rodin ve Maillol, bu yeni ak?m?n öncüleridir.

XX. yy. yetenekler yönünden pek zengindir ve çok yönlü ara?t?rmalara sahne olmu?tur. Archipenko, Duchamp-Villon, Lipchitz, Zadkine, natüralizmi reddederek e?yay? çözümlediler ve hacimler halinde yeniden kurdular (kübizm). Fütüristler (Boccioni), dinamizmi dile getirdiler.

Figüratif heykelcilik (Brancusi, Richier, Giacometti) soyut sanatla (Pevsner, Gabo, Arp) birlikte ya?arken, kimi zaman belirli s?n?rlar?n d???na ç?kt? (Moore). Art?k hacimi tasvir etmek yetmiyor. Eserler, hava hareketleri (Calder) veya motorlar (Gabo, Schöffer) sayesinde, hareket kazan?yor. I??k saç?yor, ses ç?kart?yor.

Modern sanayinin kaynaklar?ndan yararlanan teknikler de (Cesar'?n S?k??t?rmalar?; elektronik ak?mlar), malzeme de giderek çe?itlilik kazan?yor: sanatç?lar (Picasso, Oldenburg), günümüzde, geleneksel veya modern malzeme kadar, sanayi art?klar? veya günlük e?yay? da kullanm??lard?r.

Biçimleme ve Kal?plama

Biçimleme, heykelcili?in alfabesidir: balmumu veya ?slak toprakla elde bir biçim yap?l?p küçük malalar veya taslak kalemleriyle düzeltilir. Kal?p, bir eseri ço?altmaya olanak verir: bir cismin izini veya negatifini almaktan ibarettir, sonradan kal?p ödevi görecek ve içine alç? veya eritilmi? maden dökülecektir.

Bütün Dünyan?n Mal? Olan Sanat

Afrika sanat?, özellikle Benin yöresinde, ilgi çekici bronz heykeller vermi?tir; Okyanusya, tahtadan, pi?mi? topraktan veya bitki liflerinden maskeler yaratm??t?r. Amerika K?tas?'nda Aztekler ve Mayalar ta?tan ve pi?mi? topraktan dev heykeller yapm??lard?r; Mohikanlar ve ?nkalar özellikle çömlekçilik ve kuyumculuk sanat?nda ileriydiler.

Çin'de Çang Hanedan? zaman?nda, bronzdan ve pi?mi? topraktan heykeller yap?ld?. Han Hanedan?'nda ise, kilden yap?lm?? günlük kullanma e?yas?, seramik veya bronz vazolar?n yan? s?ra, kilden, günlük kullan?ma yarayan e?yalar yap?ld?. Guptalar döneminde (IV.-VI. yy.) doru?una eri?en Hint sanat?, Khmer ülkesini, Angkor'u, hattâ Cava 'yi etkiledi.

Malzeme

Heykelcinin elinde çe?itli malzeme vard?r. Ta? (kireçta??, mermer), tahta, fildi?i, kemik, yontulma?a elveri?lidir. Kil, balmumu, alç?, yalanc? mermer (mermertozu kat?lm?? alç?), alç?yla telden olu?an staff, çimento, kaba mukavva (kartonpat), biçimlenme?e veya kal?planma?a elveri?lidir. Madenler eritilir, dökülür, dövülür, kaynat?l?r, üzerlerine bir kaz? kalemiyle motifler kaz?l?r veya kaplan?r.

 

 

 

 

 

 

CUMHUR?YET ÖNCES? TÜRK HEYKEL SANATI

Türk heykel sanat? için Bat?da oldu?u gibi, ne antikiteye varan bir geçmi?ten, ne de o noktadan günümüze ula?an bir gelenekten söz edilemeyece?i aç?kt?r. Zira, Uzakdo?u, Hint, Mezopotamya, M?s?r, Antik Yunan ve Hristiyan Bat? gibi dünyan?n birçok eski uygarl??? incelendi?inde, görülmektedir ki, bu uygarl?klar heykel alan?nda zamanlar? a??p günümüze ula?an yap?tlar verdikleri, önemli ilerlemeler kaydederek gelenekler olu?turduklar? halde, Türk toplumu -bugünkü Türk heykel sanat?n?n ç?k?? noktas?n? olu?turacak anlay??ta- heykelle ancak 19. yüzy?lda tan???r.

Türklerin tarihine bak?ld???nda, her ne kadar Türk heykel sanat? gelene?ini olu?turabilecek yo?unlukta bir etkinlikten söz edilemese de, ?.S. 6-8. yüzy?lda Orta Asya’da egemen olan Göktürklerin diktikleri Orhun Yaz?l? An?tlar?, yine Göktürk ve Uygurlarda öldürülen dü?man? temsil eden ve mezar üzerine dikilen stilize edilmi? insan figürü veya ba?? biçiminde yap?lm?? mezar ta?lar? (Balbal Ta??), koç biçiminde mezar ta?lar? (Tarsus 1986: 81-82), Yunan ve Budist etkilenimli Uygur heykel ve kabartmalar? (Okay 1991: 16), Selçuklularda mimari tezyinat içinde görülen stilize figürlü kabartmalar olmak üzere heykele yönelik baz? örneklere rastlan?r. Ne var ki, daha önce de belirtildi?i gibi, bu verilerin bir toplumun sanat?n? ve sanat gelene?ini olu?turacak evreleri geçirdi?i ya da daha sonra olu?acak bir Türk heykel sanat?na temel olabilece?i söylenemez.

Türklerin heykelle bu kadar geç tan??mas? ve özellikle heykelin di?er sanatlara göre Türk toplumuna en son giren sanat dal? olmas?, birçok ara?t?rmac?n?n da üzerinde hemfikir oldu?u gibi ba?l?ca iki toplumsal nedene dayand?r?labilir. Bunlardan birincisi, Anadolu’ya gelmeden önce Orta Asya’da egemen olan Türk devletlerinin göçebe ya?am tarzlar?, bir di?eri ise, Türklerin ?slâmla??p Anadolu’da yerle?ik düzene geçmeleriyle birlikte söz konusu olan ?slâmiyet’in figürlü betimleme yasa??d?r.

Yerle?ik ya?am tarz? ve bunun do?al sonucu olarak kurulan kentler, insanl???n deneyimlerinin, birikimlerinin, bilgisinin ve bütün etkinliklerinin mekân? olmu?tur. ?nsanl???n tüm ilerleme, bulu? ve yarat?lar?na sa?lad??? birikimle, fikirsel ve teknolojik olanaklarla kaynakl?k eden kentler, uygarl???n ve sanat?n geli?iminde en büyük etkenlerden biri olarak son derece temel bir öneme sahiptir. Tüm sanatlar içerisinde özellikle heykel sanat?n?n varolabilmesi ve varl???n? sürdürebilmesi ise, ancak yerle?ik bir ya?am tarz?na ba?l?d?r. Zira, do?as? gere?i özellikle geleneksel anlamda heykel yerle?ik düzenin gerek dü?ünsel, gerekse teknik olarak çok yönlü olanaklar?n? kullanmak durumunda olan, ço?unlukla da mimari ve kent yap?s?yla birlikte varl?k gösterebilen bir sanatt?r.

Oysa bilinmektedir ki, ?slâmla??p Anadolu’ya gelmeden önce Türklerin sahip oldu?u göçer ya?am tarz?, yerle?ik düzen kent sanat? da denilebilecek heykel sanat?n?n varolup geli?ebilmesi için gerekli ortam?n yarat?lmas?ndan oldukça uzakt?r. Ancak yine de bu dönemde, ?.S. 8. yüzy?lda Uygur Türk devletinde Budist Türkler Budist inanc? do?rultusunda an?tsal mimari ve tap?naklar olu?turmu?lar ve yerle?ik düzen gere?i kentsel ya?am içinde etkilenimli de olsa heykel alan?nda varl?k göstermi?lerdir. (Tansu? 1986: 81) Ku?kusuz ?slâmiyet’in kabulüyle birlikte devaml?l???n? yitiren bu olu?umda, her ne kadar Budizm’in heykelle bar???kl???n?n etkileri varsa da, sözü edilen an?tsal mimari ve kentsel ya?am tarz?n?n da bir o kadar etkisinin oldu?u yads?namaz.

Her dönemde insan?n içgüdüsel olarak biçim yaratma, biçimde kendini ifade etme, yeni boyutlara ula?ma, sanatsal yaratma co?kusunu ya?ama gereksinimi vard?r. Büyük yarat?c? maceralar?n temelindeki motif de bu olsa gerektir. ??te bu gereksinim, yap?lan kaz?larda elde edilen bulgulardan da anla??laca?? gibi, göçebe Türk toplumunda elde-cepte ta??n?r nitelikte, küçük boyutlu süs e?yalar? ya da göçebe hayat?n kullan?m nesnelerindeki birtak?m süslemeler (kemer tokalar?, silah vb.) biçiminde ortaya ç?km??t?r. Ne var ki, bunlar içinde figürlü betimlemeye rastlansa da, bu betimlemelerin derin dü?ünsel boyutlu, oylumsal eserler olmay?p daha çok stilize dekoratif bir niteli?e sahip olduklar? görülmektedir.

Dolay?s?yla genel bir bak???n da gösterece?i gibi, ba?lang?çta göçebe ya?am tarz? Türklerin heykel alan?nda varl?k göstermelerinin önündeki en büyük engeli olu?turmu? ve böylece Anadolu’ya gelmeden önce büyük ço?unlu?u ?amanl?k dininde olan göçebe Türkler, bu dinin yap?s? gere?i asl?nda Mustafa Cezar’?n da ifade etti?i biçimiyle, “de?il heykel, tap?nak bile yapmadan ?slâmla?m??lard?r.” (1986: 83) Türklerin ?slâmla?malar? ise, bu kez de onlar? ?slâmiyet’in betimleme (tasvir) yasa??yla kar??la?t?rm?? ve bu yeni dönemle birlikte her ne kadar yerle?ik düzene geçilmi?, binalar, dini yap?lar yap?lm?? olsa da, ?slâmiyet’in, ?slâmiyet öncesiputperestlik kar??s?nda ald??? tav?rdan kaynakl? olmak üzere yap?lmas? ve bulundurulmas? günah say?lan perspektifli resim ve heykelin puta tap?nma ba?lam?nda yasaklanmas? nedeniyle Bat?l? anlamda figürlü betimlemelere bir türlü geçilememi?tir.

Ku?kusuz, -gerek Anadolu Selçuklular?, gerekse Osmanl? ?mparatorlu?u olmak üzere- tüm kurumlar?nda ve toplumsal ya?am?nda ?slâmî yasalar?n egemen oldu?u, ?slâmî dünya görü?ünün yüzy?llar boyu k?r?lmadan ve herhangi bir de?i?ime u?ramadan süregeldi?i bir toplumda, böylesi bir yasa??n heykel sanat?na kar?? çok daha olumsuz bir tavr?n geli?mesine neden olaca?? aç?kt?r. Zira, “yere gölgesi dü?en resim” biçiminde alg?lanan heykelin üç boyutlulu?undan kaynakl? olmak üzere puta benzetilmesi onun geleneklerle ve inançla çat??an bir sanat dal? olarak di?er betimlemeci sanatlara k?yasla daha fazla tepki almas?n? sa?lam?? ve bu nedenle de puta tap?nma biçiminde heykel bulundurulmas?na yönelik yasa??n zamanla heykele yönelik bütüncül bir yasaklamaya dönü?mesi kaç?n?lmaz olmu?tur.

Figürlü betimlemeye bu denli kar?? olan ?slâm Türk toplumunda, mimarî ve süsleme sanat?nda bir gelenek ve özgünlü?e ula??lmas?na ra?men figürlü tasvirin geli?ememesinin nedenine dair, S. Eyübo?lu ve M. ?. ?p?iro?lu’nun do?u resim sanat?n? incelerken yapm?? olduklar? saptamalar, ayn? zamanda heykel sanat?n?n ?slâm dini kar??s?ndaki durumunu belirtmek aç?s?ndan da anlaml? olacakt?r:

“?slâm dininin yüksek mefhumlar?n? her zaman gerçekötesine, zaman ve mekân ?artlar? d???na a??rmas?na yormak daha do?ru olur. ?slâm dininde ibadet hiçbir suretin arac?l???na ba? vurmam??, yani dünya gerçe?ini dini manalarla yükseltmeye lüzum görmemi?tir. Camiye suretin girmemi? olmas?, kudretini mücerretli?inden alan Tanr?n?n suretle ba?da?amamas?ndan ileri geliyor. Böylece dinin sanatkardan istedi?i, eserini, dünyay? hat?rlatan, taklit eden her ?eyden y?kamakt?. Bu ise mimari, musiki, yaz? ve hendesi nak??la mümkündü. Suret ressaml??? mabette, yerini bulamay?nca, ortadan kalkm?yordu. Fakat dünya görü?ünü ve düzenini dinin tayin etti?i bir devirde, din d??? kalmak, suretçi ressam? as?l gerçek üzerinde durmaktan, yani devrinin en ciddi konusunu i?lemekten al?koyuyor ve onu ho? vakit geçirtmek, veya faydal? dünya bilgileri vermekten ba?ka gayeleri olmayan kitaplar?n içinde b?rak?yordu. Böyle olunca sanatta suret, dü?ünceyi i?e kar??t?rmayan, bu yüzden de içten içe geli?meyerek el ustal???nda kalan bir renk ve çizgi oyunu olmaktan öteye geçemiyordu. ?arkta sanat?n geleneklere her yerden daha fazla ba?l? kald???, sanatkar?n kolay kolay normlar d???na ç?kmad??? bir gerçektir.

Yaz?da, musikide, minyatürde, hal?da, mimaride yüzy?llarca tekrarlanm??, bir sadakatle ço?alt?lm?? ?ekiller, renkler ve makamlar hemen göze çarpar, sanatkarlar da kendiliklerinden esere ferdi bir damga vurmaktan kaç?nm??lard?r. Rönesanstan sonra gittikçe artan ve as?l sanat de?erini sanatkar ?ahsiyetinde bulan tekçi Garp bak???yla, ?ark sanat?ndaki farkl?la?malar büsbütün silinir. Farkl?la?ma, geleneklere ayk?r?l?k, kendine mahsus bir yol arama, hiçbir zaman ?ark?n de?er ölçüleri aras?nda yer bulamam??t?r” (S. Eyübo?lu ve M. Sipsiro?lu’ndan aktaran Berk 1973: 14).

Buradan hareketle denilebilir ki, heykel sanat? ancak dinin heykeli bir etkinlik arac? olarak gördü?ü ya da dinsel inançlar?n onu yads?mad??? toplumlarda geli?ebilmi?tir. Yerle?ik ya?am tarz?n?n etkisinin yan? s?ra heykel sanat?n?n bat? dünyas?nda geli?mesinin ve bu alanda köklü bir gelene?in olu?turulmas?n?n temel nedenlerinden biri de budur. Zira, putperestlik sonras? ?slâm toplumu heykeli yasaklarken özellikle Hristiyanl?k, figüratif betimlemecili?e, di?er dinlere göre daha ho?görülü yakla?m?? ve yap?lan dini betimlemelerin (?sa, Meryem heykellerinin), insanlar?n dine ve tanr?ya yak?nla?mas?n?n bir arac? durumuna getirilmesi sonucu Hristiyan mabetleri, mezarlar? Bat? heykel sanat?n?n olu?um ve geli?imine kaynakl?k eden önemli örneklerle zenginle?mi?tir.

Heykelde sanatç?lar?n din d??? konulara yönelmeleri ise, Orta Ça??n dogmatizminin ve dinsel zihniyetinin k?r?lmas?yla, insan? ve do?ay? akl?n ve bilimin ?????nda sorgulayan Rönesansla birlikte ba?lam??, böylece hümanist bir fikir ve sanat hareketi olan Rönesans, her alanda (teknoloji, bilim, sanayile?me, sosyal devrimler) oldu?u gibi sanatta da yeni aç?l?mlar?n ba?lang?c?n? olu?turmu?tur. Böylece yeni bir dünya görü?ünü oldu?u kadar, yeni bir sanat anlay???n? da beraberinde getiren Rönesansla birlikte önceleri dinsel bir yönelimle, usta-ç?rak yöntemiyle yeti?en heykel sanatç?lar? Rönesans?n bu yeni ayd?nlanmas?na ko?ut olu?turulan sanat akademilerinden yeti?meye ba?lam?? ve tüm bu geli?meler sanat?n her dal?nda oldu?u gibi heykel sanat?n?n da Bat? dünyas?nda geli?ip yayg?nla?mas?na olanak tan?m??t?r.

SANAY?-? NEF?SE VE HEYKEL E??T?M?N?N BA?LATILMASI

Bat? sanat?, Antikiteden Rönesansa, oradan da 19. yüzy?la ula?an bir geli?im çizgisinde ilerleyip bu anlamda köklü bir gelenek olu?turma yoluna giderken, tüm bu geli?melerin oldukça uza??ndaki Osmanl? Türk toplumunun -18. yüzy?lda bir Ayd?nlanma dönemi ya?ayarak modernizm projesinin esas?n? olu?turmu? bulunan Bat? kar??s?nda geri kalmamas? söz konusu bile olamazd?. Ne var ki, Bat? dünyas?ndaki pek çok geli?meden habersiz olan Osmanl? toplumu, Bat? kar??s?nda geri kalm??l???n?n nedenlerini ancak 19. yüzy?la gelindi?inde daha yeni yeni sorgulamaya ba?lar. Böylece, 19. yüzy?lda Osmanl? toplumunda tüm bu sorgulamalar?n da alt?n? önemle çizdi?i gibi, güçlenen Bat?n?n kar??s?nda durabilmenin ancak Bat?n?n “fikri ve teknolojik donan?mlar?na sahip olabilmekle” mümkün olabilece?i dü?üncesinden hareketle, yayg?n deyimiyle “Bat?l?la?ma” ad? da verilen bir yenile?me hareketi söz konusu olur ve 1839’da Tanzimat’?n ilân? ile bu kap? resmen aç?l?r.

3. Selim, 2. Mahmut’tan itibaren ba?layan bu yenile?me ya da ba?ka bir ifadeyle bat?l?la?ma hareketi öncelikli önemi nedeniyle askeri alanda yo?unla??r. Bu harekete ba?l? olarak Mühendis Hane-i Berri Humayun, Mühendis Hane-i Bahri Humayunun (Kara, Deniz, Harp Okulu) program?na t?pk? Bat?da oldu?u gibi perspektifli resim, haritac?l?k ve geometri dersleri konulur. Bat?l? anlay??a dönük ilk ressamlar?m?z da bu kaynaktan yeti?irler. Dolay?s?yla tüm bu geli?melerden de anla??laca?? gibi, asl?nda amac? ressam yeti?tirmek olmamakla birlikte harp okullar? bu dönemde daha sonra varl?k kazanacak olan Türk resim sanat?n?n öncülerinin yeti?mesi aç?s?ndan oldukça önemli bir zemin haz?rlar. Oysa resimde oldu?u gibi heykel ya da heykel yap?m?na kap? aralayacak herhangi bir giri?im 2 Mart 1883’te Sanayi-i Nefise Mektebinin kurulup e?itime ba?lamas?na kadar söz konusu olamaz.

Di?er yandan her ne kadar Osmanl? toplumu özellikle din ad?na ba?ta heykel olmak üzere bat?l? anlamda sanata kar?? olumsuz bir tutum sergilese de, Osmanl? padi?ahlar?ndan Fatih’in, 3. Selim’in, 2. Mahmut’un, Abdülaziz’in Bat? sanat ve kültürüne ilgi duyduklar? bilinmektedir. Fatih, ?talyan ressam Gentille Bellini’ye portresini, heykelt?ra? Bartelemeo Bellano’ya da kabartma madalyalar?n? yapt?rm??, 2. Mahmut, devlet dairelerine Bat?l? bir tarzda yap?lm?? resmini ast?rm??, Abdülaziz ise, C. Füller’e at üzerinde bronz heykelini ve mermer yontu büstünü yapt?rm??t?r.

 

Ancak, bütün bu yenilikçi giri?imler cahil ve mutaass?p olan büyük ço?unluk taraf?ndan her zaman tepkiyle kar??lanm??, t?pk? 16. yüzy?lda “Maktul” ya da “makbul” lakab?yla an?lan ?brahim Pa?an?n Macaristan seferi sonunda be?enip Sultanahmet’teki saray?n?n bahçesine koydurttu?u figürlü heykellerin kald?rt?lmas?, 2.Mahmut’un devlet dairelerine resmini ast?rmas?na kar?? olu?an tepkiler, Sadrazam ?brahim Sar?m Pa?an?n Rü?tiyeye (ortaokul) daha önce konulan resim derslerini kald?rmas?, Abdülaziz’in yapt?rd??? atl? heykelinin Bat?daki ça?da?lar? gibi büyük meydanlara konulacak biçimde de?il de saray içine konulacak büyüklükte yap?larak saray d???na ç?kart?lamamas? gibi örneklerde de görüldü?ü üzere her türlü olumlu giri?im toplum taraf?ndan birtak?m engelleyici olaylar ve reddedici bir tutumla bast?r?lmaya çal???lm??t?r.

Do?ald?r ki, tüm bu olumsuzluklar nedeniyle ne bir gelene?e, ne de resimde oldu?u gibi mühendishane ya da harp okullar?n?n e?itimi sonucu olu?an bir haz?rl?k ve birikime sahip olmayan heykelin Osmanl? toplumunda e?itiminin ba?lat?labilmesi de kolay olmayacakt?r. ??te bu olumsuz ko?ullara kar??n Osmanl?’da heykel e?itiminin nas?l ba?lat?labildi?ini Mustafa Cezar ?öyle ifade etmektedir:

“Mimarl?k, resim ve heykel alanlar?nda e?itim veren Sanayi-i Nefise Mektebinin kurulu?u, usta ç?rak ili?kisi yerine, okuldan yeti?en sanatç?lara duyulan ihtiyaç sonucu gerçekle?mi?ti. Bu ihtiyac? 1880’li y?llardan çok önce sezen kimseler olmu?tu. Mimarl?k ve ona ba?l? süsleme sanatlar?nda büyük ba?ar?lar göstermi? bir toplumun insanlar?n?n ya?ad??? ça?a ayak uydurarak buna göre yeni yarat?lara girmesi gerekirdi. Bu ise sanatç?n?n ya?ad??? ça??n bilgileriyle donanarak yeti?mesiyle mümkündü” (2000: 22).

Osmanl?’n?n Bat?l?la?ma döneminde kültür ve sanat alan?ndaki hizmetleriyle dikkati çeken ve Cezar’?n da yukar?da belirtti?i gibi “bu ihtiyac? 1880’li y?llardan çok önce sezen”lerden biri olan Osman Hamdi Bey, ?stanbul Arkeoloji Müzesini kurduktan sonra Sanayi-i Nefise Mektebinin de kuruculu?unu üstlenmi?, böylece kurulan yeni okulla birlikte Osmanl?’da heykel e?itimine ba?lanm??t?r. Ancak, her ne kadar heykel e?itimi için önemli bir ad?m at?lm?? olsa da, Bat?daki akademilerin kurulu?undan (1563) 200-250 y?l sonra kurulan Sanayi-i Nefise Mektebinin program?nda, kurucular?n toplumun heykele kar?? duyarl?l???n? dikkate almas?ndan olsa gerek, Heykel Bölümü Oymac?l?k Bölümü ad?yla e?itime ba?lam??t?r. (Cezar 1986: 84)

SANAY?-? NEF?SEDEN CUMHUR?YET'E TÜRK HEYKEL SANATI

Sanayi-i Nefise Mektebinde heykel e?itimine ba?land???nda, e?itimini yurt d???nda tamamlayarak yurda dönmü? olan Oskan Efendi (1855-1914)’den ba?ka heykelt?ra? yoktu. Dolay?s?yla Ermeni as?ll? bir Osmanl? yurtta?? olan Oskan Efendi, heykel bölümünün ilk ve tek hocas?d?r. Yap?tlar?nda akademik, natüralist (do?ac?) bir yakla??m?n özellikleri görülen Oskan Efendinin sanat? ve özgeçmi?i hakk?nda geni? bilgi Mustafa Cezar’?n Adolphe Thalasso’dan yapt??? aktar?mdan edinilmektedir:

“Ressam ve heykelt?ra? olan E. Oskan Efendi, Hamdi ve Halil Beylerle Osmanl? sanat?n?n sacaya??n? te?kil eder. O, Türkiye do?umlu üç büyük sanatç?dan biridir. Venedik Rafael Kolejinde Luigi Quere’n?n Roma Kraliyet Güzel Sanatlar Okulunda Enrico Decceetti ve Girolamo Masini’nin ö?rencisi olmu? ve ça?da? sanat tarihindeki yeri büyük olan ölümsüz Gigi’nin derslerine devam etmi? olan Oskan Efendi, 12 y?l?n? desenin, yalama resmin, perspektivin, mimarl?k ve heykelt?ra?l???n etüdüne hasretmi?tir. 1878’de Paris’e gelmi?, önce, sergilere eserleri kabul edilen milletleri temsil eden büyük figürler için çal??m?? sonra sergi bitince iki y?ll???na bronz sanat? eserleri vererek atelyesine kapanm??t?r. ?ayet ailevi sebepleri memlekete dönmesini zorunlu k?lmasayd?, o kesin olarak Paris’e yerle?ecekti. Dönü?ü Osmanl? Müze-i Hümayunu ve ?stanbul Güzel Sanatlar Okulunun kurulu?u ile ayn? zamana rastl?yordu. Her iki kurumun da müdürü olan Hamdi Bey, onu derhal kendi hizmetine ald?. O, önce Güzel Sanatlarda heykel hocas? olmu?, sonra bu okulun müdür yard?mc?l???na atanm??t?r. Halen ayn? okulun dahili müdürüdür.

Yorulmak bilmez çal??malar?yla çok eser vermi?tir. Bronz ve mermerden yap?lm?? heykelleri say?lamayacak kadar çoktur. Oryantal, tarihi ve mitoloji gibi çok çe?itli konular? i?lemi?tir.

?stanbul’da heykelt?ra?l?k yapan ilk odur. ?stanbul’da mermer heykeller sergileyen ilk odur. Ve bu sanat? te?hirde salonda tek adamd?.

Sergiye gönderisi, bilhassa formun kalitesi duygusu bak?m?ndan de?erli. Pek saf hatl? “Muzaffer Venüs”ü, tam bir oryantal realizmine sahip. “Tavuk Satan Kad?n”? ve “K?l?çla Danseden Zeybek”in ince hareketleri, bütün yorgunlu?una de?mi? eserlerdir.

Resim sanat?ndaki ilk günlerini hat?rlayan sanatç?, elini konu?turmak için olacak, mermer heykellerine oryantal konular? i?leyen üç akuarel eklemi?...” (1971: 421)

Sanayi-i Nefise Mektebinin ilk ö?rencilerinden olan ve hocas? Oskan Efendi gibi akademik, do?ac? bir anlay??? benimseyen ?hsan Özsoy ise, ?lk Türk heykelt?ra?? olmas? bak?m?ndan oldukça önemli bir isimdir. Oskan Efendinin Sanayi-i Nefise Mektebinde 31 y?l süren hocal??? sonunda, ?hsan Özsoy (1867-1944) mezuniyetinin ard?ndan 1891 y?l?nda devletçe gönderildi?i Paris’te e?itimini tamamlayarak yurda dönmü? ve 1908 y?l?nda Oskan Efendinin yerine Sanayi-i Nefisede heykel hocal???na atanm??t?r.

Di?er yandan Oskan Efendinin bir ba?ka ö?rencisi olan ve bu alanda etkinlik gösteren ?sa Behzat (1875-1916)’?n da Oskan Efendi ve ?hsan Özsoy’da oldu?u gibi akademik, do?ac? bir anlay??? benimsedi?i görülmektedir. Yine bu dönemde, Mehmet Mahir Tomruk (1885-1954) ve Nijad Sirel (1897-1959) e?itimlerini Almanya’da tamamlam?? ve ard?ndan her ikisi de Sanayi-i Nefisede görev alm??lard?r.

?uras? aç?kca görülmektedir ki, Sanayi-i Nefiseden (1883) Cumhuriyet’e (1923) kadar geçen 40 y?ll?k sürede, gerek kentsel yap?lanmada henüz heykele gereksinim duyulmamas?, gerekse toplumda yayg?n olarak olu?mam?? sanat bilinci ve özellikle de heykele kar?? söz konusu olan duyars?zl?k bu alanda yeti?ecek sanatç?lar?n say?lar?n? oldu?u kadar, yeti?mi? olanlar?n da etkinliklerini çok s?n?rlam??t?r.

 

 

 

Son Güncelleme ( Perşembe, 01 Kasım 2007 )