Anasayfa arrow 10. İstanbul Bienali Sanatçıları
10. İstanbul Bienali Sanatçıları PDF Yazdır E-posta
Yazar tunguz   
Çarşamba, 07 Kasım 2007
HAMRA ABBAS

Hamra Abbas 1976’da Kuveyt’te doğdu, Hamra çalışmalarını Pakistan'da sürdürüyor. İlk sanat eğitimini Lahor Ulusal Sanat Okulu’nda heykel ve minyatür boyama alanında gördü, Berlin Sanat Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak ve Lahor Ulusal Sanat Okulu’nda konuk fakülte üyesi olarak çalıştı. Video, enstalasyon ve heykel dahil çeşitli yöntemler kullanarak çalışan sanatçının yerinde duramayan sanat uygulamaları kolay etiketlemelere direnir. Eskiyi yeniyle, belli bir kültüre özgü olanı evrensel olanla karıştıran Hamra Abbas, çalışmalarında kültürel aidiyet, yabancılaşma, aşk ve savaşın yaratıcı ve yok edici güçleri gibi fikirleri inceler. Sanatçının son dönem sergileri arasında, “Beyond the Page/Sayfanın Ötesinde”, Pakistan’dan Çağdaş Sanat, Manchester Sanat Galerisi (İngiltere, 2006); “Artist Migration/Sanatçı Göçü”, Berlin-Dellbrügge & De Moll, Heidelberger Kunstverein (Almanya, 2006); 2006 Sydney Bienali; “Zeitsprünge, Raumfolgen/Zaman Sıçramaları, Uzam Serileri”, ifa-Galerie Berlin (2005); “Meisterschülerpreis des Präsidenten der UdK Berlin Üstün Öğrenci Ödülü”; Galerie Michael Schultz OHG (Berlin, 2005); 5. Ceintje Bienali, Karadağ Ulusal Müzesi (2004) sayılabilir.

Hamra Abbas’ın “Aşk Dersleri”nden alınacak birçok ders var. İlk olarak ve öncelikle, ne kadar yumuşak, tatmin edici ve haz dolu olursa olsun her aşk ilişkisinde atıl bir tehlike unsuru yatar: ayrılma, yıkım ve şiddet tehlikesi. Aşk konulu Hint minyatürlerinden yarattığı büyük ölçekli işlerinde Hamra Abbas bu olasılığı inceliyor. Abbas iki figürü sevişirken gösteren geleneksel imgelerde kargıları, kılıçları ve diğer silahları vurguluyor.
Bedenlerin bu mahrem halinde silahların mevcudiyeti aşkın öbür yönünü yansıtırken sadece aşkın değil, her duygu ve eylemin terörün tehdidi altında olduğu, dünyamızın şu andaki durumuna da işaret ediyor.

Cisimleşmiş anlamlarıyla Hamra Abbas’ın heykelleri tarihsel tür olarak minyatür resminin devamı, ama Abbas, aşıkların bedenlerini cicili bicili renkler içerisindeki ucuz plastik bebekler havasında üreterek bu türe başka bir boyut -kentsel tüketici estetiği- ekliyor. Dolayısıyla, eğer çalışmasının bir yandan geleneksel minyatürü (muhtemelen ilk defa) heykel sanatına dönüştürdüğü söylenebilirse, diğer yandan da gelenek -çiftleşen figürler aracılığıyla- popüler kültür ile eşleştiriliyor.


ADEL ABDESSEMED

Adel Abdessemed 1971’de Cezayir’in Constantine şehrinde doğdu, Paris’te yaşıyor ve çalışıyor. Abdessemed, Lyon Ulusal Güzel Sanatlar Okulu’ndan 1998’de mezun oldu, video, animasyon, performans ve heykel enstalasyonları gerçekleştiriyor. Çalışmalarının merkezinde hem sanatsal hem de siyasi konular yer alan Abdessemed, “Habibi” (2003) adlı anıtsal yapıtında çarpıcı bir şekilde ölüm konusunu ele aldı, “God is Design/Tanrı Tasarımdır” (2005) adlı yapıtında ise tasarım ve ritmin felsefi yönlerine odaklandı. Abdessemed çalışmalarını, Pompidou Merkezi’nde düzenlenen Airs de Paris (2007), Paris Le Palais de Tokyo’daki Notre Histoire(2006),São Paulo Bienali (2006), Şanghay Bienali (2004), Tokyo Mori Müzesi, Venedik Bienali (2003), Japonya Yokohama Trienali, P.S.1 Güncel Sanat Merkezi (New York), Tiran Bienali (Arnavutluk, 2001), Slovenya Manifesta 3, Güney Kore Busan Bienali ve Paris Modern Sanat Müzesi’nde sergiledi. Paris’te Gallery Kamel Mennour’da (2005), İsviçre’de Cenevre’deki MAMCO’da (2004) ve FRAC Champagne Ardenne’de (2004) kişisel sergiler açtı.

AES+F

AES Grubu, 1987’de, Moskova doğumlu üç sanatçı; Tatiana Arzamasova, Lev Evzovich ve Evgeny Svyatsky tarafından kuruldu. İlk yurtdışı sergilerini 1989’da ABD’nin Boston şehrindeki Howard Yezersky Galerisi’nde açtılar. O zamandan bu yana AES’nin çalışmaları Rusya ve Avrupa’da festivallerde, müzelerde ve galerilerde sergilendi. Fotoğrafçı Vladimir Fridkes 1995 yılında aralarına katıldıktan sonra grubun ismi AES+F olarak değiştirildi. AES+F, fotoğraf, fotoğraf ve bilgisayar temelli sanat ve video sanatı alanlarına odaklanıyor ve aynı zamanda çizim, resim ve heykel gibi geleneksel yöntemlerden de faydalanıyor. AES/AES+F’nin çalışmaları Venedik, Lyon, Sydney, Gwangju, Tiran ve İstanbul gibi birçok bienalde yer aldı. Dünya çapında birçok önemli karma ve tek kişilik sergi düzenleyen grubun çalışmaları, Rusya’da önemli ulusal müzelerin ve Avrupa müzelerinin koleksiyonlarında yer almaktadır. Tretyakov Devlet Galerisi (Moskova), Rusya Devlet Müzesi (St. Petersburg), Multimedya Sanat Merkezi (Moskova), Moderna Museet (Stockholm), MEP (Paris), Les Abattoirs (Toulouse), FNAC (Paris), Pompidou Merkezi (Paris) bu müzeler arasındadır.

VAHRAM AGHASYAN

Vahram Aghasyan 1974’te Ermenistan’da doğdu, Ermenistan’ın başkenti Erivan’da yaşıyor ve çalışıyor. Şu anda İtalya’nın Prato kentindeki Centro per l’Arte Contemporanea Luigi Pecci’de yer alan “Progressive Nostalgia” sergisine ve Heterotopias/Heterotopyalar başlıklı I. Selanik Çağdaş Sanat Bienali’ne katılıyor. Çalışmaları Lyon’da bulunan Musée d’Art Contemporain’deki “Contemporary Video Art from Armenia/Ermenistan’dan Çağdaş Video Sanatı” ve İstanbul’daki Feshane-i Amire’de düzenlenen “Neighbors in Dialogue/Komşulararası Diyalog” sergilerinde yer aldı. 2005’te düzenlenen 51. Venedik Bienali Ermenistan Pavyonu’ndaki “Resistance Through Art/Sanatla Direniş” karma sergisine katıldı. Son kişisel sergisi “Ghost City/Hayalet Şehir”e ACCEA-Ermeni Çağdaş Deneysel Sanat Merkezi ev sahipliği yaptı. Ermenistan’daki modernlik projesi yarı başarısız, yarı bitmemiş durumda. Aghasyan da, video enstalasyonları ve dijital fotoğraflarında bu mimari sahaları araştırıyor ve yerel modernliğin toplumsal boyutlarını Sovyet mimarisinin tarihsel, figüratif ve jeopolitik boyutlarının analizi aracılığıyla gösteriyor.

Hayalet Şehir

149 bin kişilik nüfusuyla Gyumri Ermenistan’ın ikinci en büyük şehri ama 1988 yılındaki korkunç depremde gördüğü ağır hasarla biliniyor. Evsiz kalanlara yardım etmek amacıyla Sovyet Hükümeti Mush adında yeni bir yerleşim bölgesi inşa etmeye karar verdi. Bu bölge şehrin yakınında oldukça büyük bir alan. İnşaat 1989’da başladı ama bitirilemedi. Mush şehir merkezine çok yakın. Merkezden yapılacak on dakikalık bir yolculukla kendinizi bu korkunç ölü binalar “ıssızlığı”nda bulursunuz. Modernizm’in hayaletimsi hortlağı her daim Mush’tadır. Bu bir hortlak çünkü modernist inşaat asla bitmedi. Modernizm Ermenistan’ı asla tam olarak terk etmeyecek, çünkü hiçbir zaman tam olarak gelmedi. Konut binaları ve bölgeleri giderek banliyölere ve şehirlerin dış mahallelerine itildi ve unutuldu. Bugün bile ya az ilgi görüyorlar ya da hiç görmüyorlar. Zamanın ve hava şartlarının insafına bırakıldılar ve bir gün silinip yok olacaklar. Ama bu gerçekleşene kadar belli gerçeklerin sessiz hatırlatıcıları olarak duruyorlar. Mush'un merkezinde durup işlevini yerine getirememiş binalara bakınca insan onlar için amaçlanan parlak geleceği ve bu binaların bünyelerinde taşıdıkları ütopyacı haleyi düşünmeden edemiyor. 

BUTHAYNA ALI

Buthayna Ali 1974’te Suriye’nin Şam şehrinde doğdu. Şam’da güzel sanatlar öğrenimi gördükten sonra Paris Güzel Sanatlar Yüksek Okulu’nda (ENSB-A) resim öğrenimi görmek üzere Paris’e taşındı, ardından Paris IV Sorbonne Üniversitesi’nde İslam Sanatı Tarihi dalında yüksek lisans eğitimini tamamladı. Şam Güzel Sanatlar Fakültesi’nde resim eğitimi veriyor. Akademik sorumluluklarının yanısıra kendi sanat çalışmalarını da gerçekleştiren Buthayna, tüm enstalasyonlarında çevresinde karşılaştığı çelişkilere odaklanıyor ve çalışmalarında topluma daha da yaklaşma arzusu kuvvetle hissediliyor. Son dönemde katıldığı sergiler arasında “Sexy Souks/Seksi Pazarlar”, Marionette Karma Sergisi (Paris, 2007), Avrupa Karma Sanat Sergisi (Cenevre, 2006), “We/Biz”, Şam Alrywak Galerisi (2006), Karma Sergi, Brunei Galerisi (Londra, 2004), “Promises/Verilmiş Sözler”, Atassi Galerisi (Şam, 2003) ve Şam Ulusal Müzesi’ndeki “Tent/Çadır” (2002) sayılabilir.

Biz

Herkes kendi salıncağını seçiyor
Hepimiz çocuklar gibi sallanıyoruz
Ama ipleri çeken bir başkası
En sert itiliş gelmedi daha
Siyaset, Ekonomi, Din, Aşk,
Savaş ve barış karşı karşıya
Aşk ve nefret karşı karşıya
Burada ve oradayız, hayattayız.
İnsanız.

ALLORA CALZADILLA

Allora Calzadilla, Jennifer Allora (1974, Philadelphia) ve Guillermo Calzadilla’dan (1971, Havana) oluşuyor. 1995’ten bu yana çalışmalarını Puerto Rico’nun San Juan şehrinde beraber yürüten sanatçılar, heykel, fotoğraf, performans, ses ve video kullanıyorlar. Allora ve Calzadilla’nın hem kavramsal, hem mecazi hem de mekânsal çalışmaları işaret yapmak, iz bırakmak ve hayatta kalmak üzerine. Maddiyat ve mecaziliği yaşamsal bir “çift” olarak düşünen ikiliye göre, bir malzeme anlamını asla apaçık ortaya koymaz. Dolayısıyla malzemenin anlamı, ondan bağımsız olarak düşünülemeyecek tarih, kültür ve siyasetlerin izlerini taşır ve her zaman kendine indirgenemez. İkilinin çalışmalarında sık tekrarlanan bir diğer mecaz ise, hayvanlık veya yaratıklık ile bu kavramların insan dünyasıyla olan dengesiz ilişkisidir. İkili son olarak, günümüzün evrensel savaş halini merkeze alarak militarizmle müzik/ses arasındaki etkileşimi konu edinen bir dizi çalışma gerçekleştirdi.

Koyun Yüzmenin Birden Fazla Yolu Var

Tulum belki dünyanın en eski düdük benzeri nefesli çalgısı. Genellikle Türkiye’nin Doğu Karadeniz Bölgesi’nde Kaçkar Dağları’nın küçük köylerinde, özellikle de Hemşinliler ve Lazlar tarafından çalınan bu nefesli halk sazı, ana şeklini yüzülmüş koyun derisinden alır ve çeşitli eski dillerin, kültürlerin, sözlü geleneklerin ve müzik tarihinin iletilmesinde kilit rol oynar. Bunun yanı sıra, tulumun akrabaları, İskoçya’nın Ulu Gaydalarından Roma dönemindeki benzerlerine, savaş çalgıları olarak önemli bir rol oynamış.
Küreselleşmenin yeni gerçeklikleriyle yüzleşen dünyanın diğer bölgeleri gibi, Kaçkar bölgesi de, geçimini sağlayıp ekonomik gelişme yolları ararken, bir yandan da geleneksel mirasını korumak konusunda zorlu bir mücadeleyle karşı karşıya. Çoğu kişi büyük şehirlerde çalışmak üzere ayrılınca, bölge nüfusunda ciddi bir azalma meydana gelmiş.
Bu filmde Kaçkarlı bir tulum ustasını bu müzik aletini kullanarak İstanbul’da bir geçidin altındaki bisikletçi dükkânında eski bir bisikletin patlak tekerleğini şişirirken görüyoruz. Delinmiş iç lastiği şişirmeye çalışırken trafiğin yoğun olduğu bu geçitte tulumdan yükselen bir dizi tiz ve keskin nota Avrupa, Avrasya ve Orta Doğu’nun kavşağında modernlik ve gelişimin farklı hızlarıyla beraber çınlıyor.

SELÇUK ARTUT

Selçuk Artut 1976’da doğdu, İstanbul’da yaşıyor ve çalışıyor. Lisans derecesini Koç Üniversitesi Matematik bölümünde, yüksek lisansını Middlesex Üniversitesi İşitsel Sanatlar bölümünde tamamladı. Şu anda Sabancı Üniversitesi Görsel Sanatlar ve İletişim Tasarımı programında tam zamanlı öğretim görevlisi olarak ders veriyor. Sanatsal etkinlikleri, işitsel sanatlar ve etkileşim sanatı gibi yeni medya alanlarında yoğunlaşıyor. Katıldığı sergi ve konserler arasında, Improvhelsinki (Helsinki, 2007), Bares do Porto (Portekiz, 2006), Yeni Elektronik Müzik (İstanbul, 2006) ve Aldwych London Transport (Londra, 2004) sayılabilir.

Alt Basamaklar

Konuştukça ortaya attığınız düşüncelerin ne kadar arkasında duruyorsunuz? Fikirlerinizin gerçek sahipleri olmaktansa, bir türlü bitmeyen yerinde saymalarınızla yüzeyselleşen bir gerçekleştirilememişlikten bahsediyorsunuz. Attığınız adımları bile doğru dürüst seçemezken, çıktığınız basamakları ne kadar anlamlandırabiliyorsunuz? Her yeni basamakta zayıf kendinizle yüzleşebiliyor musunuz? Yoksa iptali mümkün olmayan bir devinim içinde misiniz?

KUTLUĞ ATAMAN

Kutluğ Ataman 1961’de İstanbul’da doğdu, İstanbul ve Buenos Aires’te yaşıyor ve çalışıyor. Los Angeles California Üniversitesi’nde film eğitimi alan Kutluğ Ataman, sinemacı ve sanatçı olarak çalışmalarını sürdürüyor. Sanatçı, filmlerinde uçlara itilmiş bireylerin hayatlarını belgelemiş, gerçek ve kurgu arasındaki belirsiz çizgiyi ve kendimizi ifade etme biçimlerimizle kimliklerimizi nasıl yaratıp yeniden yazdığımızı incelemiştir. 2004’te Tate Turner Ödülü’ne aday gösterilen Ataman, Pittsburgh’da düzenlenen Carnegie International’da prestijli Carnegie Ödülü’nün sahibi olmuştur. Son dönem kişisel sergileri arasında “Paradise/Cennet”, Orange County Sanat Müzesi (California, 2007), MuHKA (Belçika, 2006), “Kuba”, Artangel (2005), Çağdaş Sanat Müzesi (Sydney, 2005), “Long Streams/Uzun Irmaklar”, Serpentine (Londra ve Nikolaj, Kopenhag, 2002) sayılabilir. Ataman’ın katıldığı son dönem grup sergileri arasında ise, Moskova Bienali (2007), “Without Boundary/Sınırsız”, MOMA (New York, 2006), 8. Uluslararası İstanbul Bienali (2003), “Testimonies: Between Fiction and Reality/Tanıklıklar: Kurgu ve Gerçeklik Arasında”, Ulusal Çağdaş Sanat Müzesi (Atina, Yunanistan, 2003), “Witness/Tanık”, Barbican (Londra, 2003), “Days Like These/Böyle Günler”, Tate Trienali (İngiltere, 2003) Documenta 11 (Kassel, Almanya, 2002) ve 48. Venedik Bienali (1999) bulunmaktadır.

FIKRET ATAY

Fikret Atay 1976'da Batman'da doğdu, 2003'ten bu yana Paris'te yaşıyor. Yapıtlarında semboller, sembollerin kodları, kimlik kavramının coğrafya ve tarih ile ilişkisi üzerinde yoğunlaşan sanatçı, son dönemde kişisel sorumluluk çerçevesinde zaman ve mekânın temsiliyle ilgileniyor. Katıldığı son dönem sergiler arasında FRAC, Ile-de-France Leplateu (Paris, 2006); San Francisco Modern Sanat Müzesi; Grand-Duc Jean Modern Sanat Müzesi (Lüksemburg); Sydney Bienali; UCLA Hammer Müzesi (Los Angeles) sayılabilir.

Tinica

Onlu yaşlarında bir erkek çocuğun önce çöpü sanata dönüştürüp sonra da yaptıklarına tekmeyi savurduğu “Tinica”nın konusu, sanatın hayatı değiştirme gücü. Video, anonim kahramanımızı, plastik bir boya kovasıyla işi bitmiş bir ayçiçek yağı tenekesini tepe taklak edip bir çift eski bez ayakkabının üzerinde dengede tutmaya çalışır, sonra da etraflarında başka yamuk yumuk tenekelerden ve paslanmış konteyner kapaklarından oluşan düzgün bir yarım çember yapmaya çalışırken gösteren bir yakın plan çekimle başlıyor, iki litrelik markasız bir meşrubat şişesinden bir yudum içtikten sonra, tenekelerden birinin üstüne oturuyor, eline iki kısa alüminyum çubuk alıyor, çubukları zarif bir şekilde çevirip, bir rock yıldızıymışçasına ritm tutmaya başlıyor. Hız ve zarafetle çalıyor, etkileyici bir isabet, denetim ve zekâyla tenekeden bir solo çıkarıyor. Yamuk yumuk tenekeler dans ediyor. Eğreti bagetler senkoplu bir bulanıklığın içinde coşkuyla gözden kayboluyorlar. Oğlanın elleri deli gibi sallanıyor. Anın içinde kaybolan çocuğun yüzünde bir vecd hali var. Kamera geri çekiliyor ve izleyicilerin sahneyi görmelerini sağlıyor: sol tarafta Batman’ın şehir kalabalığının, sağ taraftaysa sıra sıra yeşil tepelerin göründüğü bir dağ başı. İkisi de göz kamaştırıcı bir günbatımının kızıllığına bulanmış. Oğlan başlarkenki keyfiliğiyle çalmayı bırakıyor, ayağa kalkıp öyle duruyor. Sonra tenekeleri sarp yamaca doğru tekmeliyor, pisliğin içine yuvarlanıyorlar. Performansının böyle hüzünlü bir şekilde sonlanması hayal kırıklığı ve üzüntü yaratıyor. Sanatın sonuçları uçucu ve kırılgan olabilir, ama bu sadece mevcudiyetlerini daha da önemli ve uğruna mücadele edilmeye değer kılar. (David Pagel)

JONATHAN BARNBROOK

Jonathan Barnbrook ve stüdyosu 1990’dan bu yana çalışmalarını sürdürüyor ve grafik tasarım, endüstri tasarımı, harf tasarımı, film ve kişisel projeler dahil geniş bir disiplin yelpazesinde çalışma üretiyor. İngiltere’nin en çok etki uyandıran çağdaş tasarımcılarından olan Barnbrook, tasarımın pazarın taleplerinden bağımsızlığını sürekli vurgulayarak tasarımın gücünü toplumu yeniden şekillendirmekte kullanmıştır. Ticari tasarım dünyasında ise Barnbrook, hep karşımıza çıkan "Exocet", "Mason", "Bastard" ve "Prozac" harf karakterlerinin tasarımcısıdır. Sanatçı ayrıca Damien Hirst ile büyük beğeni toplayan I Want to Spend the Rest of My Life Everywhere, with Everyone, One to One, Always, Forever, Now/Hayatımın Geri Kalanını Her Yerde, Herkesle, Bire Bir, Her Zaman, Sonsuza Dek, Şimdi Geçirmek İstiyorum adlı kitapta beraber çalıştı. Barnbook’un kişisel yapıtları dünyanın önemli galerilerinde sergilenmiş ve koleksiyonlara dahil edilmiştir.

Dost Ateşi

Afiş asmak yüzyıllardır en geçerli ifade biçimlerinden biri. İnsanın inandığı bir mesaj taşıyan bir afişi asma eylemi bile tek başına toplumsal değişime büyük katkıda bulunuyor. Bu serideki afişler bu geleneğin bir parçası. Bazıları lazer yazıcıyla basıldı, bazılarını bilgisayardan yüklemek mümkün, bazıları da sanat projelerinin parçası olarak kullanıldı veya galeri enstalasyonlarında yer aldı.
Bütün bu işler, insanlara gerçeği söyleme, reklam-tarafı-ağır, içerik-açısından-hafif geleneksel medya kanallarını atlama ve diğer insanlarla daha doğrudan ve şiirsel yollarla bağlantı kurma arzumdan kaynaklanıyor. Aynı kendileri gibi bu durumlar karşısında kafası karışan, dehşete düşen, gözleri kamaşan başkaları da olduğunu, olayları okumanın geleneksel gazeteci bakışından başka yolları da olduğunu bilmelerini istiyorum.
Dahası afiş, toplumu etkilemenin bir yolu. Ne bir kişi ne de bir durum tek bir afişle değişmemiştir, ancak çok sayıda birey, toplumun geniş kesimlerine bakış açılarını ifade ederek baskı oluştururlarsa bir soruyu veya bir konuyu ana siyasi gündeme taşıyabilir ve değişimi gerçekleştirebilirler.

RAMAZAN BAYRAKOĞLU

Ramazan Bayrakoğlu 1966’da Balıkesir’de doğdu, İzmir’de yaşıyor ve çalışıyor. Sanat eğitimine 1984 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nde başladı. Yeni kurulan ve kalabalık ve seçkin bir eğitimci kadrosuyla deneysel içerikli bir eğitim modeli uygulanan bu bölümün ilk mezunlarından olan sanatçı 1989 yılında aynı bölüme asistan, 1992 yılında ise yardımcı doçent olarak atandı. Resmi merkeze alarak farklı sanat disiplinleriyle uğraşan sanatçı, resmin klasik algılanış biçimini bozmaya ve resme kavramsal bir içerik kazandırmaya yönelik çalışmalar yapmaktadır. Çalışmalarında ağırlıklı olarak anlam oyunlarına açık metinler kullanan Bayrakoğlu, standart bir forma bağlı kalmayan ve farklı malzemelerle uygulamalara açık bir tavır geliştirmiştir. 9. Uluslararası İstanbul Bienali kapsamında düzenlenen “Freekick” sergisine de katılan sanatçının önemli sergileri arasında, “İstanbul Meltemi”, Genç Türk ve Alman Sanatçılar, Proje 4L, Elgiz Çağdaş Sanat Müzesi (İstanbul, 2006), “Poetika/Erotika”, Galerie Perpetuel (Frankfurt, Almanya, 2005), “Sesler, Geceyle Büyüyenler”, Borusan Sanat Galerisi (İstanbul, 2005), 2004’te “Üstü Değil, Kendisi”, K2 Sanat Merkezi (İzmir, 2004) ve “Bilginin Sıfır Noktası”, İzmir İletişim Galerisi (2002) bulunmaktadır.

Basit Cevaplar

Sıradan insana ait bir fikrin normal koşullarda kullanım değeri ve yönlendirme gücü yoktur. Sıradan olan ancak kitlesel bir bütünlük kazandığında yaptırım gücü ve kullanım değeri kazanır. Fakat sıradan bireyin statükocu ruhu onu kitlesel örgütlenmelerden uzak tutar. Algımıza müdahale gücü bulunmayan sıradan insanın dünyası sanatçının ilgi alanından büyük ölçüde çıkmıştır. Bununla eş zamanlı olarak sanatçı ilgi alanını mülteciler, göçmenler, sefiller, travestiler, eşcinseller, AIDS’liler gibi marjinal bireylere, daha keskin bir tanımla çaresiz sıradana çevirmiştir. Marjinallere olan bu ilgi politik bir vizyon duygusu uyandırır, oysa bu apolitik bireyin apolitik sanatçı tarafından politik vizyon yanılsaması ile kutsanmasıdır. Çünkü onlara gösterilen ilgi ideolojik olmaktan çok sömürgeci ruhtan kaynaklanır. Çok az sanatçı için bu insanlar bir projeden öte ilgiyi hak eder.
Sıradan insanın kendi coğrafyası içinde ekonomik, politik ve etnik gerilime dayalı problemlere bakışı ve çözüm önerileri bu projenin temelini oluşturur. Sıradan bireyin dünyasını kendi mekânından çıkarmak, duvar resmi olarak kamusal alana taşımak, kutsayıcı bir etki yaratır. Fakat sıradan olanının sıradanlığı ile yapıtın kutsayıcı gücü arasındaki çelişki sıradana verilen değeri nötrler. Yapıt sıradan bireyi önemsediği ölçüde inandırıcılığını kaybeder. Abartılı bir kutsamayla mizahlaşır. Bu çalışmada da hedeflenen budur, bütün gerçekçi içeriğe rağmen anlam ve anlatımın sıfırlandığı, aslında anlatılanın hiçbir şey ifade etmediği bir noktanın yakalanmasıdır.

JUSTIN BENNETT

Justin Bennett 1964’te İngiltere’nin Nuneaton şehrinde doğdu, Hollanda’da yaşıyor ve çalışıyor. Bennett, ses ve görsel medya ile çalışan bir sanatçı. Kentsel çevrenin günlük sesleri tüm ayrıntı düzeyleriyle çalışmalarının merkezinde bulunuyor ve Bennett buradan hareketle müzik ve mimarlık, ses ve görüntü arasındaki karşılıklılığı geliştiriyor. BMB con adlı performans grubunun kurucu üyelerinden olan Bennett, birçok müzik projesinde perküsyon ve elektronik müzik aletleri çaldı, kalıcı enstalasyonlar ve ses yolları tasarladı, CDler yayınladı ve canlı performanslar gerçekleştirdi. Son dönemde Viyana’daki Kunsthalle Exnergasse’de “Ear Appeal/Kulağa Çekici Gelen” adlı sergiye katıldı (2006), Lahey'daki GEM Çağdaş Sanat Müzesi’nde “Noise Map/Gürültü Haritası” adlı kişisel sergisini açtı (2005), İngiltere’nin Scarborough şehrinde Sonic Arts Network/Ses Sanatları Ağı için kamusal sanat çalışması “Shelters/Sığınaklar” (2005), Paris’teki İsviçre Kültür Merkezi için “Sundial – Paris/Güneş Saati – Paris” adlı enstalasyonu (2005) ve Roma’daki Moorroom için “Sundial – Roma/Güneş Saati – Roma” (2005) adlı yapıtları gerçekleştirdi.

Kuyu

Şehrin trafik gürültüsü, müzik ve hoparlörlerden yükselen seslerle dolu yüzeyinde, kulağımızı zemine dayıyor ve saklı bir şehrin derinliklerine iniyoruz. Dehlizler, borular, kuyular ve tünellerden olduğu kadar, tarih katmanları, gizli güç yapıları, gizli ekonomiler, zeminde fay hatları ve sakinlerinin rüya ve ümitlerinden oluşan bir şehir.
Malzemeler:
büyük bir bayrak,
‘Konstantinopolis’te imal edilmiş’ iki büyük antika zil,
tekrar sahnelenen dört rüya,
beş elektro-gitar,
şehir içinde yedi yürüyüş,
borular, tüneller ve havalandırma boşluklarında yapılmış ses kayıtları,
bir sürü siyasi gösteri,
malını satan otuz satıcı,
çok sayıda sokak müzisyeni,
binlerce insan ve öteki hayvan,
sayısız cami.
İstanbul’da kaydedilmiş seslerden oluşmasına rağmen, çalışma tamamen sese dayalı değil. Hikâye, hafıza, ses ve müzik katmanları arasında kişisel bir yolculuk bu -şehrin yeraltı derinliklerindeki gizli kuyuyu ortaya çıkarma denemesi.
Ne duyabiliyoruz? Gözlerimiz kapalıyken ya da dalgın dalgın suya bakarken duyacağımız sesler. İnsanın sadece hayalinde duyacağı sesler. Alıp beraberimizde uzaklara götüreceğimiz sesler.

EGE BERENSEL - SERHAT H. YALÇINKAYA - BANU ORNAT

Ege Berensel, 1968 Muğla doğumlu videocu, Ankara’da yaşıyor. Angela Melitopoulos ve Maurizio Lazzarato’nun dahil olduğu Timescapes grubunun üyesi. “Panoptikon”, “Mü/hür” adlı videoları ulusal ve uluslararası festivallerde ödüllendirildi. Son olarak “orasıburası” adlı video düzenlemesi (VideA’yla) 2005’te Berlin KW, 2007 Mayısında Fundació Antoni Tàpies, Barcelona’da sergilendi.

Serhat H. Yalçınkaya, 1968 Antalya doğumlu videocu, Ankara’da yaşıyor. ODTÜ Elektrik ve Elektronik Mühendisliği bölümünden mezun oldu. 25. Kare sinema dergisinin kurucularından. Türkiye ve Kanada’da film ve TV endüstrisinde kamera ekiplerinde profesyonel olarak çalıştı.

Banu Onrat, 1977 Eskişehir doğumlu, İstanbul’da yaşıyor.. 2001 yılında ODTÜ Mimarlık Fakültesi’nden mezun oldu. 2003’te VideA medya kolektifinin üyesi olarak Timescapes projesine katıldı ve proje çerçevesinde çeşitli çekim gezilerinde ve atölye çalışmalarında görev aldı. 2005’te Timescapes‘le Berlin’de Transmediale Media Art Festivaline katıldı.

TST - Türkü Söylemeyen Tepe

“21 Haziran 2005’te İnaylılar, maden şirketinin köylerindeki su yolu kazısını durdurmak istedi. Jandarma müdahale etti. Sekiz köylü yaralandı, 12’si gözaltına alındı, bir kişi de tutuklandı. 30 köylü 20 yıla kadar hapis cezasıyla yargılanıyor.”

90’lı yılların ortalarında siyanürlü altın madenciliğine karşı doğasını korumak için mücadeleye başlayan Bergama Ovacık köylülerinin hareketi, 2005 yılında Uşak İnay köyünde sularının ve topraklarının siyanürle kirlemesine karşı mücadele eden İnay Vicdan Hareketi’ni doğuruyordu. 50 yıl önce kapatılan Balya madenlerinin hikâyesi emperyalist madencilik üzerine bu iki hikâyeyi sanki önceliyor. Fransızlar 1. Dünya Savaşı sırasında Balya’dan çıkardıkları kurşunla Anadolu’nun güneyini işgal ediyorlardı. Yaklaşık 10 yıllık bir videolama sonucu biriktirilen imajlar, üç ekran birlikte hareket ettikçe, toprak, yerler, uzamlar, hikâyeler birbiri içine giriyor. TST, belirli bir coğrafi bölgedeki insanların kolektif hafızaları hakkında anlatısal yüzü olan bir video gerçekleştirmek amacıyla, bir hikâyenin oluşumunu, sürekli kendini yeniden yazmasını görselleştiriyor. İmaj, gerçekliğin bir temsilinden çok, görsel hafıza, eylemin bir etkeni olarak tartışılıyor. TST’nin teması “global savaşa karşı özel hatırlama” ya da “tarihe karşı hikaye-anlatma”dır (REC Türkiye ve VİDEA’nın katkısıyla).

URSULA BIEMANN

Ursula Biemann 1955’te Zürih’te doğdu, Zürih’te yaşıyor ve çalışıyor. Meksika ve daha sonra New York’ta SVA’da ve Whitney ISP’de (1988) öğrenim gördü. Biemann, jeopolitik yerinden edilmenin ve göçmen emeğin cinsiyetlendirilmesi üzerine çalışan bir sanatçı, kuramcı ve küratör. İstanbul’un kentsel siyaseti hakkındaki ortak proje “Kültür”e (1997) ve “Mağrip Bağlantısı”na (2006) ön ayak oldu. ABD-Meksika sınırı boyunca küreselleşme süreçleri hakkındaki video makalesi “Performing the Border/Sınırı Gerçekleştirmek”in (1999) ardından “Writing Desire/Arzuyu Yazmak” (2000), “Remote Sensing/Uzaktan Hissetme” (2001), “Europlex” (2003) ve “Contained Mobility/Bastırılan Hareketlilik” (2004) projeleri geldi. Son dönem çok kanallı video projeleri arasında, “Black Sea Files/Karadeniz Dosyaları” (2005) ve “Sahara Chronicle/Sahra Günlüğü” (2006) yer alıyor. 2007 sergileri arasında, “This Is My Place/Burası Benim Yerim”, Kunstverein Hamburg, “Zona-B”, Tapies Vakfı (Barcelona), Peacock Görsel Sanatlar (Aberdeen), “Port City”, Arnolfini (Bristol), Moskova Bienali, “The Maghreb Connection/Mağrip Bağlantısı”, Townhouse Galerisi Kahire ve Centre d'Art Contemporain (Cenevre), TEK Festivali (Roma), Selanik Bienali, FID Marsilya, “Devenir Europe/Avrupalaşmak”, Centre Suisse (Paris) ve “Lines of Sight/Görüş Hatları”, ACCA (Las Palmas) sayılabilir.

Karadeniz Dosyaları

“Karadeniz Dosyaları” Hazar petrol coğrafyası hakkında bir alan araştırması: dünyanın en eski petrol çıkarma bölgesi. Hazar ham petrolünü Batı’ya pompalayacak, Kafkaslardan ve Türkiye’nin doğusundan geçen yeni dev yeraltı boru hattının inşaat sürecine tanıklık ediyor. Bakü’deki kaynak alanıyla Türkiye’nin Akdeniz kıyılarını birleştiren hat video boyunca ilerleyen ana çizgi. Ancak videonun hikayesi düz bir çizgi üzerinde ilerlemiyor. Bölgedeki büyük oyuncuların etrafından dolaşarak dikkatini çok sayıdaki ikincil manzaraya yöneltiyor. Petrol şirketlerinin ve petrol politikacılarının tekil ve muktedir belirleyici eylemlerini yerinden eden daha geniş bir insan coğrafyasına katkıda bulunan, boru hattı bölgesinde hayatlarını sürdüren petrol işçileri, çiftçiler, mülteciler ve fahişeleri yakından görüyoruz. Karadeniz havzası Sovyet-sonrası ülkelerden getirilen kadın göçmen trafiğinin büyük ticaret alanlarından biri olarak biliniyor. Sermaye ve kaynak akışı, bölgedeki insan hareketiyle yakından bağlantılı. Antropolog, gazeteci ve gizli istihbarat elemanlarının alan araştırmalarından da faydalanan Karadeniz Dosyaları alandaki sanatsal yöntemler ve, bilginin ve görsel zekânın nasıl saptandığı, dolaşıma sokulduğu veya kısıtlandığı hakkında yorumda bulunuyor.

BIK VAN DER POL

Bik Van der Pol adı altında, Liesbeth Bik ve Jos van der Pol 1995’ten bu yana beraber çalışıyorlar. Rotterdam’da yaşıyor ve çalışıyorlar (www.bikvanderpol.net). İkili, sanatın bilgi üretme ve iletme potansiyelini araştırıyor. Çalışma biçimleri işbirliğine ve durumları çeşitli iletişim eylemlerine platform yaratmak üzere nasıl harekete geçirebileceklerinin yöntemlerini araştırmak üzerine kurulu. Son dönem projeleri ve sergileri arasında “Plug In”, Van AbbeMuseum (Eindhoven), “Models For Tomorrow/Yarın İçin Tasarımlar”, European Kunsthalle (Köln), Moskova Bienali (2007), “Fly Me To The Moon/Beni Aya Uçur”, Rijksmuseum (Amsterdam), “Naked Life/Çıplak Hayat”, MOCA (Taipei, 2006), “Secession” (Viyana), “Cork Caucus Cork” (2005), “Nomads in Residence/Göçmen İkameti”, sanatçılar için bir çalışma alanı (Utrecht, 2003, Korteknie ve Stuhlmacher mimarlar grubu ile beraber) sayılabilir. Çalışmaları arasında kitap yayınlamak da bulunan ikilinin yayınlarına örnek olarak Catching Some Air/Biraz Hava Almak (2002), With Love From The Kitchen/Mutfaktan Sevgilerle (2005), devam eden dizi Past Imperfect/Belirsiz Geçmiş (2005, 2007), Fly Me To The Moon/Beni Aya Uçur (2006) ve The Lost Moment/Kayıp An (2007) verilebilir.

CAO FEI

Cao Fei 1978’te Guangzhou’da doğdu, Pekin’de yaşıyor ve çalışıyor. Cao Fei, Guangzhou Güzel Sanatlar Akademisi’ne bağlı liseden mezun oldu ve aynı okulda yüksek öğrenimini tamamladı. Videodan tiyatroya, performanstan fotoğrafa uzanan bir alanda çeşitli dilleri kullanarak, Çin’deki yeni gençl kuşağın, hızla dönüşen gerçeklikle özgürlük ve oyuna doğru ilerleyen fantastik bir dünya arasında gidip gelen yoğun hayat tarzını sergileyen çalışmalar yaptı. Son dönem çalışmaları, SIEMENS Sanat Projesi (2006), “What Are You Doing Here?/Burada Ne Yapıyorsun?”, Fu Shan OSRAM Fabrikası (Guangzhou, 2006), “HIP HOP”, Lombard-Freid Project (New York, 2006), “COSPlayers”, Lombard-Freid Fine Arts ve CourtYard Galerisi (New York ve Pekin, 2005), “San Yuan Li”, CourtYard Galerisi (Pekin, 2004) sergilerinde yer almıştır. Sanatçı ayrıca 52. Venedik Bienali Çin Pavyonu (2007), Lyon Bienali (2007), 15. Sydney Bienali (2006), Taipei Bienali (2006), 2. Guangzhou Trienali (2005), Tiran Bienali (Arnavutluk, 2005) ve 1. Moskova Çağdaş Sanat Bienali’ne (2005) katılmıştır.

Kimin Ütopyası

Arka planında Pearl Nehri Deltası’ndaki ekonomik gelişme ile OSRAM Fabrikası, yeni arazi girişimcilerinden biri olarak, Çin’in küresel ekonomiye eklemlenme sürecine dahil oluyor. Öte yandan, küresel piyasanın gücü çokuluslu şirketler aracılığıyla yerel alanlara sızıyor. Bunun sonucunda da yerel ekonomi küresel planda yer bulmaya zorlanırken taşralı genç işçiler de bu yeni uluslararası iş bölümüne dahil oluyorlar.
Pearl Nehri Deltası alanında, çokuluslu şirket yönetimi ve kültürü yeni bir tür yerel deneyim ediniyor. Bu şirketlerde çalışan işçilerin büyük kısmı Çin’in iç bölgelerinden gelen göçmenler olduğu için, denizaşırı şirketlerle Çinli işçiler küreselleşme çatısı altında yeni bir tür biraradalık ve yeni bir toplumsal ilişki biçimi oluşturuyorlar. Dolayısıyla, çokuluslu yatırım sermayesi ve bölgeler arası nüfus akışıyla beraber, Pearl Nehri Deltası’nda kültür, sermaye ve emek alanlarında çok hızlı bir dönüşüm gerçekleşiyor.
“Ütopya” projesi Pearl Nehri Deltası’ndaki, Çin’in küresel ekonomideki rekabet edebilirliğinin “yedek gücü”nü oluşturan bu göçmen fabrika işçilerinin hayatlarının ezici bir küreselleşme süreci içinde nasıl bambaşka bir deneyime, standarda ve anlama ulaştıklarını keşfetmeyi tasarlıyor. Dolayısıyla bu proje işçilerin bu yeni gerçeklik içinde “Ütopya”larını nasıl gördüklerini anlamamıza da yardımcı oluyor. Onların ütopyası bize küreselleşmenin Pearl Nehri Deltası’nı, hatta bütün Çin’i nasıl derinden yeniden şekillendirdiğini gösteriyor.

Onların ütopyası bizim de ütopyamız, ve ümitleri olan daha bir sürü insanın da. Umarım ütopya bir ideal olmaktan çıkıp, günün birinde gerçeğe dönüşür.

RMB Şehri

China Tracy yakın gelecekte Second Life’ta “RMB Şehri” isminde bir şehir kuracak. Pek çok özellikleriyle günümüz Çin şehirlerinin yoğunlaştırılmış bir sureti olacak bu şehir; kendileriyle fazlasıyla çelişen, ironi ve şüpheyle yüklü, çok eğlendirici ve farklı siyasetleri birleştiren bir dizi fantezi Çin diyarı.
Günümüz Çin’indeki inşaat takıntısı bütün aşırılığıyla Second Life’a yayılacak. Komünizm, sosyalizm ve kapitalizmin kaba bir melezi olarak “RMB Şehri”, Çin gerçekliğine dair bol miktarda sembolle ülkenin geleceğiyle ilgili bazı yüzeysel hayalleri birleştiren küreselleşmiş bir dijital sahada hayata geçirilecek. “RMB Şehri”nde, dijital okyanusta bir gezintiye çıkıp Halk Kahramanları Abidesi’nin tepesinde dönen dönme dolabı görebileceğiz; Üç Vadi barajından Tian’anmen Kürsüsü’ne akan suları gökyüzünden seyredeceğiz; Şanghay’daki Oriental Pearl TV Kulesi’ni simgeleyen yeni dev totemin yanından geçeceğiz; köpürmüş bir selin ortasında tek başına kalmış Feilai Tapınağı’nın üzerinden zıplayacağız; Kuzeydoğu Çin’deki devlet mülkü geniş ve terk edilmiş bir sanayi bölgesinden yürüyerek geçeceğiz; ve son olarak Pekin’deki Büyük Ulusal Tiyatro’nun üzerinden uçacağız.
Turumuz sırasında göreceklerimiz arasında ticaret bölgesinin merkezindeki ara sokaklardaki terasların üzerinde süzülen dev uçaklar ve göğe inşa edilmiş dev süpermarketler de var.
Kanalizasyon sistemini katedip Mao Zedung heykellerinin yüzdüğü bir okyanusa dökülmeden önce Pearl Nehri Deltası bölgesinin rıhtımlarındaki devasa helalara akan suyu göreceğiz. Olimpik Stadyum’un pas tutmuş çelik iskeleti okyanus suyunun serpintileriyle yıkanırken, beş uçlu yıldızlarla bezeli ulusal bayrağın üstünde süzülen bir hava orkestrasından çıkan sağır edici gürültü Rem Koolhaas’ın CCTV binasını sallayacak, çökertecek...

BANU CENNETOĞLU

Banu Cennetoğlu 1970’te Ankara’da doğdu, İstanbul’da yaşıyor ve çalışıyor. Fotoğraf, enstalasyon ve basılı malzeme kullandığı çalışmalar üretiyor. Psikoloji lisansının ardından Paris’te fotoğraf eğitimi alan sanatçı, sosyopolitik açıdan ortaya çıkan belirsizlik, bu belirsizliğin görsel olarak “kayıt edilebilirliği” ve fotoğraf aracılığıyla belgelemenin sorunları üzerine çalışmaktadır.1996-2002 yılları arasında New York’ta yaşayan, 2002-2004 yılları arasında Amsterdam Rijksakademie’de misafir sanatçı olarak araştırmalarını sürdüren Cennetoğlu, 2006 yılında İstanbul’a dönerek, BAS adlı, sanatçı kitapları ve basılı malzeme odaklı üretim yapan oluşumu hayata geçirdi. Son dönem sergileri arasında, “Brave New Worlds”, Walker Art Center; “Wherever You Go”, San Fransisco Art Institute ve “EurHope 1153”, Villa Manin bulunmaktadır.

Korkutan Asyalı Adamlar

“Korkutan Asyalı Adamlar”İstanbul’un Asya’yı Avrupa’ya bağlayan çevre yolunun kenar yeşil alanlarında çekilmiş fotoğraflar ve hareketli yıldız projeksiyondan oluşan bir enstalasyon. Aslında piknik yeri veya park olmayan bu alanlarda işlevsizce oturan adamlar fotoğrafların odak noktası. Haberleri olmadan fotoğrafları çekilen ‘Asyalı adamlar’ Avrupa’nın korkulu rüyası Türk istilasına ironik bir gönderme yapar. Enstalasyondaki düzensiz ve hızlı hareketlerle kendini duvardan duvara çarpan yıldız ise Avrupa Birliği’nin olası 26. yıldızıdır.
“Korkutan Asyalı Adamlar”, ilk olarak 2005 yılında 15 adet el yapımı kitapçık formatında gerçekleştirilmiştir. Aynı çalışma 2006’da ofset baskı ile 750 adet çoğaltılmış ve sergi kapsamında dağıtılmıştır.

LIA CHAIA

Lia Chaia 1978’de São Paulo’da doğdu, çalışmalarını yine bu şehirde sürdürüyor. Fotoğraf, performans, enstalasyon ve video gibi yöntemler kullanarak çalışan sanatçının son dönem kişisel sergileri arasında, “Via Invertida”, Galeria Vermelho (São Paulo, Brezilya, 2006), “Fauna”, Paço das Artes (São Paulo, Brezilya, 2006), ”Entre Vias”, Museo Laboratorio di Arte Cont. dell'Università di Roma (Roma, İtalya, 2006), Lia Chaia-Centre de Creation Bazouges la Perouse (Fransa, 2005) ve “Experiências com o corpo”, Inst. Tomie Ohtake (São Paulo, Brezilya, 2002) sayılabilir. Katıldığı son dönem grup sergileri arasında ise “Jardim do Poder”, CCBB (Brezilya, 2007), Geração da virada-Inst. Tomie Ohtake (São Paulo, 2006), IVAM-Institut Valencià d'Art Modern (Valencia, İspanya, 2006), “Urban Scapes/Kentsel Uzamlar”, DNA (Berlin, Almanya, 2006), 5. Uluslararası Liége Bienali (Belçika, 2006), “MAM (na) OCA”, Oca (São Paulo, Brezilya, 2006), “Choque”, Galeria Garash (Mexico City, 2005), “Marking Time”, LACE - Los Angeles Çağdaş Sergileri (ABD, 2005) bulunmaktadır.

Biri diğerini yutar

Lia Chaia’nın çalışması kendi bedeni ve kent üzerine kurulu. “Minhocão”, sanatçının São Paulo’nun Batı Yakası’nı şehir merkezine bağlayan aynı isimdeki (resmi ismi Elevado Costa e Silva olsa da) yaklaşık üç kilometre uzunluğunda dolambaçlı köprü otoyolun etrafındaki binaların imgelerini kustuğu bir video. 1970’te inşa edilen Minhocão kent manzarasının niteliğini bozan feci bir proje. Şu anda otoyol Pazar günleri trafiğe kapalı tutuluyor ve park olarak kullanılıyor, böylece arabalarında yol boyunca sıralanan binaların üçüncü kat pencerelerinin yanından gazlayarak geçen şoförlerle yayalar ve evsizler arasındaki normal zıtlaşmalar ortadan kaldırılıyor. Otoyolun takma isminin Portekizce’deki anlamı ‘dev solucan’ yani, genellikle nemli ve verimli toprakta bulunan hermafrodit halkalı. Bu canlının uzun yapısını bağırsaklarla karşılaştırmak mümkün. Videoda sanatçı bazı binaları yutmuş olan ve şimdi onları dünyaya geri verecek (bağırsakları belki Minhocão kadar büyük) bir dev kılığına bürünüyor. Bu bir bakım gerçeküstü ölçek değişikliği şehre müdahale etme ve şehri başka bir şekle sokma rüyasını, ve aynı zamanda tek bir kişinin bunu asla gerçekten yapamayacağının farkındalığını temsil ediyor - özellikle de São Paulo gibi, her şeyi yutuyormuş gibi görünen devasa bir metropolde. (Cauê Alves)
İngilizce çeviri John Norman

PAUL CHAN

Paul Chan 1973’te Hong Kong’da doğdu, çalışmalarını New York’ta sürdürüyor. 1996’da Chicago Sanat Enstitüsü’nden mezun olan Chan, 2002 yılında Bard College’dan MFA derecesini aldı ve şu anda New York’ta, Greene Naftali tarafından temsil ediliyor. Son dönem kişisel sergileri arasında Serpentine Müzesi (Londra), Stedelijk Müzesi (Amsterdam, 2007), Kumaş Atölye ve Müzesi (Philadelphia, 2006-07), Portikus (2006), Galleria Massimo De Carlo (Milano, 2006), Çağdaş Sanat Enstitüsü (Boston, 2005), UCLA Hammer Müzesi (Los Angeles, 2005) sayılabilir. Sanatçının son dönemde katıldığı toplu sergiler arasında ise Whitney Bienali, Whitney Amerikan Sanatı Müzesi (New York, 2006), “Uncertain States of America/Amerika Belirsiz Durumları”, Astrup Fearnley Museet for Moderne Kunst (Oslo, 2006) (gezici sergi), Seville Bienali (2006), “I Still Believe in Miracles/Hala Mucizelere İnanıyorum”, Musée d’Art Moderne de la Ville de Paris (2005), “Greater New York/New York Büyükşehir”, P.S.1 Güncel Sanat Merkezi (New York, 2005), “New Work / New Acquisitions/Yeni İşler / Yeni Alımlar”, Modern Sanat Müzesi (New York, 2005), 8. Lyon Çağdaş Sanat Bienali (2005), Carnegie International, Carnegie Sanat Müzesi (Pittsburgh, 2004) sayılabilir.

1. Işık

Chan’ın yeni çalışması hakkındaki en çok alıntılanmış açıklamalarından birini şimdi daha iyi anlamamız mümkün. 7 Işık, Chan’ın kendi ifadesiyle, tam olarak “ışık ve silinmiş ışık hakkında”. Böylelikle Chan’ın projesinin ismini yazış şeklindeki tuhaflığı anlamış oluyoruz, sanki bütün döngü kendi kendini yok etme işaretinin gölgesindeymiş gibi. Ayrıca bütün döngü boyunca ışıkla gölgeler arasında kurulan karşıtlığı da anlıyoruz. Çalışma ne biri ne de diğeri hakkında: hem ışık hem de ‘silinmiş’ ışık, yani gölgeler -bir zamanlar ışık olan yerdeki basit yokluk. Proje, yokluğun kalbiyle yüz yüze geliyor ve bu kendini-iptal-edişini biçime dönüştürüyor. Vardığımız yer, bir kere daha Foucault’nun kelimeleriyle söyleyelim, “düşünce değil, unutuş; çelişki değil, silici itiraz; uzlaşma değil, söylenip durmak; kendi bütünlüğünü ele geçirmeye çabalayan zihin değil, dışarının sonsuz aşındırması; nihayet kendi üzerine ışık düşüren hakikat değil, her zaman çoktan başlamış olan bir dilin akıp gidişi ve ızdırabı”. Chan’ın imgeyi yeniden yapılandırışında tarafsızlığın gördüğü iş bu. Çünkü Chan’ın çalışmasında tarafsızlığın koşulunu, iptal ediş ve sınırla yüz yüze gelme hali oluşturuyor: 7 Işık’ın ne/ne de halindeki sıkıntılı varoluşu, kapılarını kendisinin açtığı, karşıtlıklara dayalı dünyanın dışına düşen imge. Bu tarafsızlık hali, aynı zamanda Chan’ın imgelerinin ‘dışarıya’ geçişinin önünü de açıyor. Çünkü, göreceğimiz gibi, 7 Işık birer imkânsız imge, imgeyi mümkün kılan koşulların ortadan kalkması anlamına gelen birer imge, dışarıdan gelen. (George Baker)

CHEN CHIEH-JEN

Chen Chieh-jen 1960’da Tayvan’ın Taoyuan şehrinde doğdu, Taipei’de yaşıyor. 1980’lerdeki sıkıyönetim boyunca protest performanslarıyla siyasi rejime karşı çıktı. 1990’larda ayrımcılık uygulanan halkların tarihiyle veya marjinal alanların koşullarıyla “bağlantı kuran” sanat projeleri gerçekleştirmeye başladı. 1996’da bilgisayar grafik programları ve video enstalasyonları kullanmaya başladı, siyah-beyaz dijital görüntü serisi “Revolt in the Soul & Body/Ruh ve Bedende İsyan” adlı yapıtında ve 2002 tarihli filmi “Lingchi”de tarihsel cezalandırma imgelerini “fotoğrafı çekilenlerin tarihi” üzerine düşünmek amacıyla değiştirdi. “Factory/Fabrika” (2003) ve “Bade Area” (2005) adlı filmlerinde ise küreselleşmenin yerel etkisine dikkat çekti. “The Route/Yol”da (2006) limanların özelleştirilmesine karşı liman işçilerinin dünya çapında yürüttüğü mücadeleyi yansıtan hayali bir grevi canlandırdı. Chen’in yapıtları Venedik (2005, 1999), Sao Paolo (1998), Lyon (2000), Sydney (2006) ve Liverpool (2006) bienallerinde yer aldı.

Rota

Arka planında dok işçilerinin dünyanın dört bir tarafında liman özelleştirmelerine direnişi bulunan bu çalışma, dok işçileri tarafından boykot edilince demirleyecek bir liman bulamayan ve sonunda Tayvan’daki Kaohsiung Limanı’na ulaşan Neptune Jade isimli kargo gemisinin gerçek hikâyesine dayanıyor. Chen Chieh-jen filminde olayın sonunu değiştiriyor, ve bu yeni sonda Kaohsiung Limanı’ndaki işçiler dünya çapındaki dok işçileri direniş hareketiyle dayanışmaya girerek, gemi kendi kıyılarına ulaştığında boykotu devam ettiriyorlar.

Devam Eden

Bu filmin başrollerinde sanatçının iki arkadaşı var. Biri 85 katlı boş bir gökdelende çalışıyor. Diğeri ise yıllardır sol hareketlerin ve küreselleşme karşıtı faaliyetlerin içinde olan bir öğrenci. Çalışma, bu iki arkadaşın hayattaki konumları aracılığıyla, Tayvan’ın “modernleşme” sürecindeki hayalleriyle yanılsamalarını ve yerel Tayvan siyasetini şekillendiren farklı ulusal ideolojiler arasındaki çözümsüz mücadeleyi yansıtıyor.

Bade Bölgesi

Bu film Tayvan’ın Taoyuan eyaletindeki Bade Bölgesi’nde çekildi. Chen Chieh-jen civardaki mevsimlik işçileri bölgede gezinmek ve mülkiyetle ilgili anlaşmazlıklar yüzünden mahkeme tarafından mühürlenmiş iş merkezlerine ve fabrika alanlarına girmek üzere davet etti. Film, bu alanlarda bırakılmış nesneleri mevsimlik işçilerin bakış açısından inceleyerek, Tayvan’da küreselleşmenin girdabı içinde terk edilmiş ıssız yerler ve boş araziler üzerine düşünüyor.

CHEN HUI-CHIAO

Chen Hui-Chiao 1964’te Tayvan’ın Tanshui şehrinde doğdu, bugün çalışmalarını Taipei’de sürdürüyor ve Taipei’deki alternatif alan IT PARK’ın yöneticisi. IT PARK Taipei kent alanında kalan birkaç alternatif alandan biri. Chen Hui-Chiao yapıtlarında törensel, tekrar eden hareketler kullanarak, kişisel anlam ve denge arayışına yardımcı olacak şekilde, dış gerçeklikle iç bilinç arasındaki karşılıklı ilişkiyi inceliyor. Şiir, psikoloji ve rüya halinden ilham alan Chen biçim aracılığıyla maddeyi yeniden yorumlayıp tanımlıyor ve hem kavramsal, hem de biçimsel açıdan ilişkilerin anlamını keşfetmeye çalışıyor. Son dönem çalışmaları arasında Tayvan’ın Taipei şehrindeki Çağdaş Sanat Müzesi’nde sergilenen “Burada ve Şimdi” (2006) ve Japonya’nın Nagoya şehrindeki Nagoya Sanat Müzesi’nde sergilenen “Pass: Rhythm of the space/Geç: Mekânın ritmi” (2006) adlı yapıtları sayılabilir. İskoçya’nın Aberdeen şehrindeki Glenfiddich Sanat Galerisi’nde düzenlenen “Artists at Glenfiddich 05” (2005), Kore’nin Seul şehrindeki Total Müzesi’nde düzenlenen “The Gravity of The Immaterial: Contemporary Art from Taiwan/Maddi Olmayanın Çekim Gücü: Tayvan’dan Çağdaş Sanat” (2003) ve San Francisco’daki San Francisco Modern Sanat Müzesi’nde düzenlenen “Inside Out – New Chinese Art/Ters Yüz – Yeni Çin Sanatı” (1999) adlı sergilere katıldı.

Burada ve Şimdi

Bütün hikâyeler bir zamanlar birer sezgi, görünmez, geçici hatıralardı. Gerçekten çok eski bir his bu. Belki bir sezgidir, ‘semavi hiçliğe’ dair bir his, birbirine karışmış sayısız bireysel durumun bir parçası olarak vücuda gelmiş bir bütünlük. Belki bu derin hislerin kendileri bedenin içinde olup biten büyülü bir damıtma sürecinin ürünü oldukları için, siz bileşenlerine ayırmak için ne kadar uğraşırsanız uğraşın tamamen verili kabul edilen bir şeyi kavramak o derece zorlaşıyordur. Başka bir deyişle, insan şunu gitgide daha çok fark ediyor ya da hissediyor, aslında, imgelem hariç, hiçbir yerde hiç bir şey gerçekleşmedi. Belki bu sadece bir hikâye, ama ‘zamanın bu noktasında’ geriye kalan tek hakikat de bu hikâye.

CLAIRE FONTAINE

Claire Fontaine 2004’te kurulan Paris merkezli bir kolektif. İsmini çok satan bir okul defteri markasından aşıran Claire Fontaine kendini “hazır yapıt sanatçısı” ilan ettikten sonra, genellikle başkalarının çalışmalarına benzeyen bir neo-kavramsal sanat geliştirmeye başladı. Neon, video, heykel, resim ve metinle çalışan kolektifin yaklaşımı bugün çağdaş sanatı tanımlıyormuş gibi görünen siyasi iktidarsızlığın ve tekillik krizinin süregelen bir soruşturması. Son dönem sergileri arasında, “Téléphone Arabe”, “Air de Paris” (Paris); “Power Play”, “Artpace” (San Antonio); “How to Cook a Wolf/How to?/Bir Kurt Nasıl Pişirilir/Nasıl?”, Kunsthalle Zürih; “Someone Else With My Fingerprints/Benim Parmak İzlerime Sahip Başka Birisi”, Paris Chantal Crousel Galerisi; “The History of a Decade That Has Not Yet Been Named/Henüz İsmi Konmamış Bir On Yılın Tarihi”, Lyon Çağdaş Sanat Bienali ve “The Irresistible Force/Karşı Konulamaz Kuvvet”, Tate Modern (Londra) sayılabilir. Claire Fontaine’in temsilciliğini New York’ta Reena Spaulings Fine Art, Paris’te Air de Paris ile Chantal Crousel Galerisi ve Napoli’de T293 yürütmektedir. Claire Fontaine, şu anda hazır yapıt sanatçısı ve insan grevi kavramları çevresinde şekillenen ve Paris’te Les Editions La Fabrique tarafından yayınlanacak bir kitap hazırlamaktadır.

Claire Fontaine çalışmalarında metni, kavramsal sanat geleneğinden pek çok açıdan farklılık gösteren yöntemlerle kullanıyor. Neon ilanlar ya da çeşitli malzeme üzerine resmedilen cümlelerde, totolojiyi reddediyor ve çoğunlukla muğlaklığı tercih ediyor. Duman resimleri biçimlerini, insanın yalnız kaldığı sınırlanmış kamusal alanlarda rastlanan şiddet izlerinden ödünç alıyor. Asansörlerin veya umumî tuvaletlerin tavanlarında, bir çeşit uyarı ya da hakimiyet sınırı gibi görülen çakmak izlerine rastlanır. Claire Fontaine, galeri ya da müzelerin tavanına, vandalizmle anlık bir hareket arası gizli müdahaleler yaparak, genelde ekonomi ya da onun silahlı kolu olan polis şiddeti hakkında duman resimleri bırakıyor. Claire Fontaine ateşle yalnızca anlamı doğru olduğu halde kullanım değerini yitirmiş cümleleri yazıyor. Ateşle yazdığı ilk metin, Bruce Nauman’ın “The true artist helps the world by revealing mystic truth/Gerçek sanatçı mistik hakikati ortaya çıkararak dünyaya yardım eder” diyen ünlü spiral neonunun bir yorumuydu, Claire Fontaine, “The true artist produces the most prestigious commodity/Gerçek sanatçı en prestijli metayı üretir” yazdı. Claire Fontaine, bu soyut eser aracılığıyla, herhangi bir alaycılık gütmeden, kendi durumunu ve başka dönemlerde başka sanatçıları da harekete geçiren ütopist ve ışıltılı düşüncenin negatifini tanımlıyo.

TEDDY CRUZ

Teddy Cruz 1962 Guatemala doğumlu bir mimar. Yüksek lisans öğrenimini Harvard Üniversitesi’nde tasarım alanında gerçekleştirdi ve Roma’daki Amerikan Akademisi tarafından Roma Mimarlık Ödülü’ne layık görüldü. Çalışmalarını, California eyaletinin San Diego şehri ve Meksika’nın Tijuana şehri arasındaki sınırda, bu çift kültürlü alandan hareketle bir eylem ve pedagoji geliştirdiği bölgede gerçekleştiriyor. Teddy Cruz, cemaat temelli, kâr amacı gütmeyen örgütlerle yaptığı işbirlikleriyle uluslararası alanda tanındı. Bunlardan Casa Familiar, konut alanında çalışmalar yapıyor ve toplumsal ve kültürel programların kent politikasına daha fazla dahil edilmesine yönelik olarak çalışıyor. Çalışmaları uluslararası alanda sergilenen Cruz’un sergi mekânları arasında, Fransa Orleans’taki Archilab, Rotterdam ve Lisbon Mimarlık Bienalleri, San Francisco Sanat Enstitüsü ve San Diego Çağdaş Sanat Müzesi sayılabilir. 2004-2005’te Canadian Center of Architecture ve London School of Economics tarafından ortak verilen James Stirling Memorial Lecture On The City Ödülü'ne ilk layık görülen kişi olan sanatçı, halen San Diego UCSD’de Görsel Sanatlar Bölümü’nde kamusal kültür ve şehircilik alanında doçentlik yapmaktadır.

Üretilmiş Alanlar

1. Tijuana / San Diego Sınır-Geçiş Akışları:
Dünyada trafiği en yoğun sınırın temel özelliği bir dizi yasadışı ‘radar kapsamı dışında’ çift-yönlü sınır geçidi. Dolar peşindeki ‘insan akışı’ Kuzey yönünde gerçekleşirken, ‘altyapı atıkları’ ters yönde hareket ediyor ve başkaldıran bir acil durum sınır kentleşmesi oluşturuyor.
2. Tijuana, Fabrikalar Şehri:
NAFTA’nın oluşturduğu serbest bölgelerden faydalanan büyük Maquiladora (montaj) fabrikaları, bu yasadışı yerleşimlerden kolayca ucuz emek çekebilmek için, Tijuana’nın büyüyen gecekondu mahallelerinin yakınına konumlanıyor.
3. NAFTA (Kuzey Amerika ADİL Ticaret Anlaşması): Emek = Konut
Maquiladora endüstrisi kendi prefabrikasyon mantık ve süreçleriyle Tijuana’nın çevresindeki geçici, yasadışı konut mahallelerini güçlendirecek artık, mikro-altyapısal destek sistemlerini üretmeye katkıda bulunabilecek mi?
4. Çöpten üretilmiş Konut Kentleşmesi
Maquiladora üretimi bu prefabrik çerçeve San Diego’dan gelen yeniden kullanıma uygun hale getirilmiş çok sayıda malzeme ve sistemlerin düzenlenmesinde aracılık eden bir menteşe mekanizması. Bu mikro-altyapı, kendiliğinden oluşmuş bu çevrelerin zamansal dinamiklerine müdahalede bulunmadan, zayıf bir alanı güçlendirecek daha büyük, iç içe eklenmiş bir iskelenin yapımında atılan ilk adım. Planlıyla plansız, yasalla yasadışı, nesneyle zemin ve aynı zamanda insan yapımı ile fabrika üretim süreçleri arasında köprü görevi gören bu çerçeve, inşaat çalışanları bağlamında üretimin ve konut yapımının anlamını sorguluyor.

NANCY DAVENPORT

Nancy Davenport 1965’te Kanada’nın Vancouver şehrinde doğdu, New York’ta yaşıyor ve çalışıyor. Davenport, Toronto’daki York Üniversitesi’nden mezun oldu ve yüksek lisansını 1991’de New York’taki School of Visual Arts’ta tamamladı. Sanatçı, simgesel mimari biçimleri, katı ideolojilerin başarısızlığı ve bireyler ile kurumlar arasındaki değişen ilişkileri incelemek için fotoğrafı kullanıyor. Tüm çalışmaları dijital teknolojinin zamansal belirsizliğini vurgular ve belirli fotografik tarihsel dönemlere gönderme yapar. Yapıtları Nicole Klagsbrun Galerisi (New York, ABD), Gardener Sanat Merkezi (İngiltere), 25. São Paulo Bienali (Brezilya), MIT List Sanat Merkezi (ABD), Uluslararası Fotoğraf Merkezi’nde düzenlenen 1. Fotoğraf ve Video Trienali (New York), Singel International Kunstcentrum (Antwerp, Belçika) ve Fotoğraf ve Çağdaş Sanat Galerisi’nde (Turin, İtalya) sergilendi.

Apartmanlar

Nancy Davenport’un “Apartmanlar" serisindeki tüm fotoğraflar tipik bir New York mimari üslubunu yansıtıyor: ‘beyaz tuğla mucizeleri’ adı da verilen sahte-modernist apartman binaları. Bu binalar altmışların sonu/yetmişlerin başının ünlü bazı belgesel fotoğraflarına atıfta bulunan bir dizi ‘radikal’ olayın da sahnelendiği yerler (1972 Münih rehine krizi, Chris Burden’ın 1973 tarihli performansı “747”, vs.). Davenport’un imgeleri, bu imgeler ve olaylarla ilgili anılarımızı, dijital teknolojinin zamansal muğlaklığına ve sadece totaliter ideolojilerin geçerli olduğu bir kültürde toplumsal değişim arzulamanın tekrarlanan ikilemine vurgu yaparak, temelden karmaşıklaştırıyor. Fotoğraflar, duygularını belli etmeyen bir mizah anlayışıyla geçmişle gelecek arasında yankılanıyor ve “Apartmanlar”ın ilk defa New York’ta sergilenmiş olmasıyla daha da dokunaklı hale geliyor -Dünya Ticaret Merkezi’ne 11 Eylül 2001’de yapılan saldırılardan beş gün önce.

Kampüs

“Kampüs” serisi ile Nancy Davenport üniversiteyi idealizm ve hayal kırıklığı ile yüklü bir mekân; ayaklanma ve durgunluk tarihlerinin dadandığı bir alan olarak betimliyor. Tüm fotoğraflarda ya Vietnam karşıtı protesto gösterilerinin yapıldığı ya da 1968 öğrenci eylemlerinden kısa süre sonra inşa edilen Brütalist binalar yer alıyor. Bu imgelerin bazılarına, yakın dönemin savaş karşıtı gösterilerinden dijital olarak çoğaltılmış ve abartılmış parçalar eklenmiş, diğer bazı imgelere ise mantıksız ve kıyametvari ışık efektleri uygulanmış. Konuyla ilgili “Haftasonu Kampüs” başlıklı DVD ise hayali bir üniversitenin girişi boyunca geçiyor. Bu film yüzlerce fotoğraftan oluşturuldu ve ekran boyunca bir takip çekimi gibi yavaşça ilerleyen animasyon bir montaj. Film devam ettikçe, bir kazalar ve tanıklar yumağının önünden geçiyoruz -öğrenciler, öğretim üyeleri ve polislerin portreleri. Filmin değişen ışık efektleri ve yatay hareketi filmin sürekliliğini taklit ediyor ama kinetik efektler hakim durgunluğa temel bir zıtlık içerisinde olmaktan kurtulamıyor. Bu hem aşırı bir süreklilik sahnesi, hem de insafsızca tıkanık -duraklamış bir toplumun resmi. “Kampüs” fotoğrafları gibi DVD de simgesel bir toplumsal mekân olarak üniversite hakkında derin bir kararsızlık yansıtıyor ve bu kurumların koşulları ve hedefleri konusunda sorular uyandırıyor.

İşçiler

“İşçiler” başlıklı çok ekranlı DVD enstalasyonu için Nancy Davenport küresel bir şirketin fabrikalarının ve çalışanlarının fotoğrafını çekti. Yaygın bir taşeronluk hattını -endüstriyel işletmelerin Avrupa’da kapatılması ve Asya’da açılması- takip ederek çeşitli iş yerlerine yolculuk yaptı. Davenport, her bölüm için bu farklı mekânlardan fotoğrafları kaynaştırdı ve ortaya çıkan montajın parçalarından bir animasyon üretti. Döngülenmiş (Luplanmış) bölümler çok sayıda ekran üzerinde sürekli hareket ediyor ve hem gerçek hem de hayali mekânlarda uzun bir işçi sırasının ilerleyişini takip ediyor. Bu çalışma bir izleyici kitlesi önünde gösterilen ilk filmlerden ikisine, Lumière’in La Sortie de Usines Lumière/İşçilerin Lumière Fabrikasından Çıkışı’na (1894), ve George Méliès’in Le Voyage dans la Lune/Aya Yolculuk’una göndermede bulunuyor. Kapitalist gelişmenin daha erken bir anına bağlı Méliès/Lumière çatallaşması içinde bulunduğumuz anla çarpıcı bir ilişki kuruyor. Davenport, dönüşmüş ve tamamen çağdaş bir çerçevede bu iki ikonlaşmış filme göndermede bulunarak emeğin tarihsel temsili ve çağdaş endüstrinin karmaşık toplumsal dönüşümleriyle ilgili sorular ortaya koyuyor. Çalışma, günümüzün karmaşıklığını kayda geçirmek amacıyla -şirket ‘kültürü’ hakkındaki fikirleri ve cemaat ve yerBURAK DELIER

BURAK DELIER

Burak Delier 1977’de Adapazarı’nda doğdu, İstanbul’da yaşıyor. Burak Delier, 2003’te Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’ni bitirdi. Burak Delier için sanat, kendine özgü ve özel kabiliyetleri olan sosyal bir güç, hayatı daraltan güç politikalarının karşısına konabilecek, ihtiyacımız olan alanı bize açabilecek bir güç... Bu gücün en temel güdüsü ise, elimizdeki klişelerden oluşan dilin ve hali hazırdaki üretim ve güç ilişkilerinin ötesinde, adlandırılamayana, gösteril(e)meyene, temsil edil(e)meyene karşı duyulan tutku. Burak Delier, çalışmalarını “Meltemofİstanbul”, Proje 4L (İstanbul, 2006), “InforNation”, SoS, Pi-Artworks (İstanbul, 2006), “İmkân Yaratmak”, K2 (İzmir, 2005), “Free Kick”, 9. Uluslararası İstanbul Bienali (2005), “I’m Too Sad To Kill You”, Proje 4L (İstanbul, 2003), “I’m Bad and I’m Proud”, Refika (İstanbul, 2002), “Yeni Öneriler Yeni Önermeler”, Borusan Kültür ve Sanat Merkezi (İstanbul, 2002), “Şifre:İstanbul”, WestLB (İstanbul, 2002) ve “İmaja Güveniyoruz”, 21. Günümüz Sanatçıları Sergisi, Atatürk Kültür Merkezi (Başarı Ödülü) (2001) kapsamında sergiledi. Burak Delier halen Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat Tasarım Yüksek Lisans Programı’na devam ediyor.

TersYön: Karşı-Hizmetler

TersYön tarihin galip gelenlerin tarihi olduğunu bilir. Düzenin geçerli değerleri, şiddetin en incesini ve en barbarını arkasına alanların değerleridir.
Tersyön şiddet ve baskı yolu ile tepeden dayatılan yaşam ve tüketim değerlerini aşağıdakinin yakıcı bilgisi ile karşılar. Ekonomik, kültürel ve toplumsal tüm değerleri sömüren bu deve karşı, incinebilir olanı, ezileni, göz ardı edileni, ne ona ne de buna ait olanı koruma ve güçlendirme amacı ile hareket eder.
TersYön bu devi, karşıdan cephe alarak değil, kendi silahıyla alt etmeyi dener. Tarihin ve yaşamın dışına düşürüleni, arka kapıdan gizlice toplumun merkezine yerleştirir. Toplumun hali hazırdaki üretim, tüketim, etkileşim ve değiş tokuş biçimlerini yok etmek yerine, onları tekrar yorumlamayı, akışını tersine çevirmeyi, kırılıncaya kadar esnetmeyi amaçlar.
TersYön düzenin geçerli değerlerine ‘Hayır!’ diyerek, kendi öznel ve yerel değerlerini savunmak isteyenleri ve tarihi tersinden yazmaya girişenleri neo-liberalizmin tüketim odaklı sözde-demokrasinin ve ulusalcılığın gizli ve açık şiddetine karşı koruyacak ekipmanlar tasarlar ve üretir.

ellik kavramlarını değiştirerek- fotoğrafla film arasındaki alanı keşfe çıkıyor.

DEMOCRACIA

Democracia Madrid’de (İspanya) kuruldu. Grubun üyeleri (Pablo España ve Iván López) 1989’da kurulan El Perro grubunun da kurucusu ve Mayıs 2006’daki dağılışına kadar üyesiydiler. Grubun çalışmaları El Perro olarak Moderna Museet (Stockholm, İsveç), Cobra Müzesi (Amsterdam, Hollanda), P.S.1Güncel Sanat Merkezi (New York, ABD), Moskova Bienali (2007) ve Sevilla Bienali’nde (2006) sergilendi. Democracia’nın çalışmaları Peter Weibel’in küratörlüğünü yaptığı Neue Galerie’deki (Graz, Avusturya) “Slums/Gecekondu Mahalleleri” sergisinde (2006), 2007 Valencia Bienali’nde ve Joa Lungberg ve Edi Mukha’nın küratörlüğünü yaptığı 2007 Göteborg Bienali’nde sergilendi. Democracia ayrıca Nolens Volens dergisini yayınlıyor ve küratörlük yapıyor (“No Future/Gelecek Yok”, ONG, Caracas, 2007). Democracia’nın önümüzdeki sergileri arasında Sung Jung Kim küratörlüğündeki “Tomorrow/Yarın” (Seul, Kore) ve Hans Ulrich Obrist küratörlüğündeki “Everstill/Hep Durgun” (Granada, İspanya) var. Grup aynı zamanda Madrid’de düzenlenecek kamusal sanat organizasyonu Madrid Abierto 2008’in de küratörlüğünü gerçekleştirecek.

Refah Devleti

Bugünlerde “Avrupa üzerinde bir hayalet dolaşmıyor”. Dolayısıyla iyimserlik vizyonumuz ancak, Avrupa bağlamında yerine faydacılık konan ütopyanın enkazının bakımını yapmak veya bulup toparlamaktan bahsedebilir; herhangi bir devrimci iradenin yerini sosyal demokrasi aldı, sınıf mücadelesinin yerini ise refah devleti; kısacası konfor günümüzün temel ideolojisi haline geldi.
Bugün neo-liberal eğilimlerin tehdidi altındaki ‘azalmış ütopya’, mümkün ütopyalar arasında en parlağı gibi görünüyor.
Refah ile tüketimin birliği günümüz gelişmiş ülkelerinin ana özelliği, temel ihtiyaçlar karşılanınca tüketim özgürlük, toplumsal ilerleme, dayanışma ve demokrasi gibi yeni simgesel anlamlar sağlıyor.
Democracia’nın geliştirdiği proje sivil toplumun tüm üyelerine sunulan bir gösteri olarak marjinal bir topluluğun kayboluşunun sahnelenişini ortaya koyuyor. Belirli kültürel formların kayboluşu gibi konuların üzerinde ve ötesinde (Çingene kültürü gibi), sivil toplum varoşun kayboluşunu bir medya gösterisi olarak kutluyor. ‘Bütünleşmiş’ sivil toplum, varoşu yıkan greyderlerin eylemini alkışlayan magandalardır. Marjinalleşmiş toplumun önündeki yol, temel haklarını güvence altına alacak olan, göz alıcı tüketim toplumuyla bütünleşmesine doğru.

ATOM EGOYAN

Atom Egoyan Ermeni anne ve babanın çocuğu olarak 1960’ta Mısır’da dünyaya geldi, Kanada’da büyüdü, Toronto’da yaşıyor. Sinema, televizyon ve tiyatro alanında çalışmalar üretti. Uluslararası film festivallerinde kazandığı sayısız ödül arasında, Cannes Film Festivali Büyük Ödülü ve Uluslararası Eleştirmenler Ödülü ile iki Akademi Ödülü adaylığı da bulunuyor. Filmleri dünya çapında büyük retrospektiflerde gösterildi ve çalışmaları hakkında birçok kitap yayımlandı. Egoyan’ın enstalasyonları Kanada’da ve Venedik Bienali dahil dünyanın birçok yerinde müze ve galerilerde sergilendi. Samuel Beckett’ın doğumunun yüzüncü yılı kutlamaları çerçevesinde Nisan 2006’da Egoyan’ın eleştirmenlerden övgü alan -ve Irish Times gazetesinin Egoyan’ı “En İyi Yönetmen” ödülüne layık gördüğü- Beckett yorumu Eh Joe, Dublin’de Gate Tiyatrosu’nda ve daha sonra Londra’da West End’de sahnelendi. Egoyan’ın Wagner’in “Die Walküre”sinden uyarladığı yapımı Nisan 2004’te Kanada Opera Kumpanyası tarafından sahnelendi, Eylül 2006’da Four Seasons Centre for the Performing Arts’ın açılışında ise “Nibelungen Yüzüğü Dörtlemesi”nin tamamı sahneye kondu.

Auroralar

Aurora Mardiganian, ailesi 1915’teki trajedide öldürüldükten sonra vatanından sürülen bir Ermeni’ydi. Birleşik Devletler’e hayatta kalan ağabeyini bulma umuduyla ayak bastı. Ellis Adası’nda onu ailelerine kabul eden ve kayıp kardeşini bulmak için gazetelere ilanlar veren New York’lu bir Ermeni çift tarafından karşılandı.
Hikâyesi, ticari potansiyelini hemen fark eden Hollywood’un dikkatini çekti. Başından geçenler 1918’de film haline getirildi, Aurora’nın da filmde geniş bir rolü vardı. Film “Ruh Müzayedesi” adıyla gösterime girdi ve Aurora beklemediği ve istemediği bir şekilde, çok kısa sürede yıldız oldu.
Ünlü olmanın baskısıyla -henüz birkaç yıl öncesinde ailesini kaybetmenin travma sonrası stres bozukluğu da eklenince- giderek kedere gömülen Aurora, intihar edeceği tehdidiyle tanıtım turnesini yarıda bıraktı. Bunun sonucunda yerine geçecek yedi Aurora ‘benzeri’ bulundu.
Bu gerçek bir hikâye.
Bu enstalasyondaki yedi Aurora, filmin 1918’de gösterime girmesinden önce yayımlanan Aurora’nın başından geçenlerle ilgili yayımlanmış bir metinden parçalar okuyorlar. Yaşayan tanıklıkların yokluğunda dehşetin doğasını anlamak için bu tür aracılara bağımlı kalıyoruz.
Aurora Mardiganian’ın hikâyesinin filmi kayıp (on dakikalık bir makara hariç) ama bu enstalasyon Aurora’nın ruhunu beyaz perdeye geri getirme teşebbüsü. Ait olduğu yer burası mı? Başka birisinin travmasını özümsemek için performansın öznelliğine mi bağımlıyız?
Tarihin bizi eğlendirmesi mi gerekiyor?

Tanıklık (Kutluğ Ataman)

Beş yaşında küçük bir çocukken Kevser abla bana her gece masallar anlatırdı. Yatak odası tamamen karanlıktı. Varlığının tek kanıtı sesiydi. Kevser’in masallarında Anka kuşuyla tanıştım, kanatlarında aylarca Kafkas Dağlarının üzerinde uçtuğum kuş. Anka kuşu bana “gak” dediğimde su, “guk” dediğimde uyluğundan koparıp et verdi. Dağların öte tarafına konduğumda öyle uzun boylu bir Devle savaştım ki, başı bulutlara değiyordu, başlarını kestiğim Ejderhanın başları ben kestikçe çoğalıyordu.
Yıllar sonra 70lerde, o tiksindirici kelimeyi, ‘Ermeni’yi keşfettiğimde, Kevser’in Ermeni olduğu yolunda fısıltılar duydum (kimden hatırlamıyorum). Nasıl olurdu? Sorulacak tek kişi annemdi, ve sorduğumda yüzünü tedirginlik kapladı. Diyebildiği tek şey “şşş!” oldu, bu da bu konuyu bir daha açamayacağımı anlamama yetti. Kevser abla hakkında habis dedikodular yayacak kişi ben olamazdım, dolayısıyla sustum. Ne de olsa herkes onu seviyordu.
Bugün, aynı çocukken Kevser ablanın masallarını dinlerken olduğum gibi, hala karanlık bir odada, Devlerle ve Yedi Başlı Ejderhalarla savaşıyorum.
Kimdi Kevser abla?
Tanıklık benim karanlığımı ifade ediyor, Kevser abla’nın sesi bana rehberlik ediyor. Onun hakkında olduğu kadar benim de hakkımda.

İDIL ELVERIŞ - ZEREN GÖKTAN

İdil Elveriş ve Zeren Göktan İstanbul’da yaşıyorlar.
İdil Elveriş 1973 yılında İstanbul'da doğdu. 1996 yılında İ.Ü. Hukuk Fakültesi'ni bitirdi, Tulane Üniversitesi’nde yüksek lisans yaptı. Avukatlık ve hukuk danışmanlığının ardından İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde öğretim üyesi oldu. Halen bu üniversitede hukuk sistemi, adalete erişim, fakirlik ve mahkemeler üzerine ders veriyor ve araştırma yapıyor. Aynı zamanda aynı üniversitede Siyaset Bilimi doktora öğrencisi. Bir yandan da seyahat yazıları yazıyor.
Zeren Göktan 1975 yılında Ankara’da doğdu. 1997 yılında Bilkent Üniversitesi’nin Grafik bölümünden, 1999 yılında ise resim yüksek lisansından mezun oldu. 2003 yılında Boston Tufts Üniversitesi, Güzel Sanatlar Müzesi Okulu’ndan Medya Sanatı odaklı ikinci yüksek lisansını aldı. Yurt içinde ve yurt dışında birçok karma sergilere katıldı. Gelecek kişisel sergisi 2008’de Akbank Kültür ve Sanat Merkezi’nde gerçekleşecek. Diğer sergileri arasında “Ekmek Kuşağı”, Platform Garanti Güncel Sanat Merkezi (İstanbul, 2007), “Ekmek Adına, Toprak Uğruna”, Kasa Galerisi (İstanbul, 1999), “Randevu”, Maçka Sanat Galerisi (İstanbul, 1997) sayılabilir. Disiplinlerarası çalışmalarıyla bilinen Zeren Göktan, çalışmalarında yeni medya, video/bilgisayar animasyon ve enstalasyon üzerine odaklanıyor.

 

EXTRAMÜCADELE / EXTRASTRUGGLE

Extramücadele 1970’te İstanbul’da doğdu. 1991’de Haftalık mizah dergisi Deli’de hayatının çizgiyle geçeceğini anladı. 1995’te Hafriyat sanat grubunda mahalli duyguyla tanıştı. 1997 Extramücadele’nin büyük bir heybetle ortaya çıkışına tanık oldu. 2003’te yeni müslüman çizgi karakter “Türban Şoray” birbirinden mutaassıp resimleriyle doğdu ve İstanbul, Karşı Sanat Çalışmaları’nda “Aileye Mahsustur” isimli sergiye katıldı. Extramücadele 2004’te Rathausgalerie’de (Münih, Almanya) Lisa Erb ve Peter Pinnau’nun davetiyle Hafriyat sanat grubunun “Yalan Dünya” isimli sergisine, 2005’te ise küratör Nina ve Torsten’in davetiyle Berlin Duvarı altındaki sığınaklarda “The Free Will/Özgür İrade” isimli sergiye katıldı. 2006’da Phaidon’un yayımladığı Vitamin D isimli kitapta Extramücadele’nin çalışmaları basıldı. Aynı yıl Extramücadele, Hafriyat sanat grubuyla beraber Diyarbakır’da “Lokal Cennet” isimli sergiye katıldı. www.extramucadele.com

Ne?

Ne mutlu “Türküm” diyen.
Peki ya,
Ne . . . . . . “Kürdüm” diyen.
Ne . . . . . . “Ermeniyim” diyen.
Extramücadele imzasıyla Bienal için tasarlanan azınlık afişleri projesinin adı: “Ne?” Sergiyi gezen insanlar, projenin bir parçası olan kalemlerle afişlerdeki boşlukları dolduracaklar. Tamamlanmayı bekleyen bu cümleler imece usulü ile doldurulduğunda Extramücadele’nin ortak akılla tamamlanmış ilk afişleri de ortaya çıkmış olacak. Boşlukları dolduranlar da sergiye etki etmiş, dolayısıyla Bienal heyecanına katılmış olacaklar.
Grafik tasarımın sermaye ile birlikte yaşama zorunluluğu olmadığını kanıtlamak Extramücadele’nin varlık nedeni. Mahalli grafik unsurlarla tasarlanan azınlık afişleriyle insana ve aileye, mahalleye, şehre ve ülkeye işaret edilen hedef basit:
Bir gün gelecek Türkiye’de yaşayan bütün azınlıklar “Ne mutlu ki Türkiye’de yaşıyorum!” diyecekler. Hadi hayırlısı...

DANIEL FAUST

Daniel Faust 1956’da New Rochelle, New York’ta doğdu, bugün New York’ta yaşıyor. Son dönemde Chicago, Cambridge, Boston, Brüksel, Paris, Varşova, San Francisco, Vancouver, Miami, Sevilla, Tanca, Fez, Dubai ve Johannesburg’da fotoğraf çalışmaları gerçekleştirdi. Çalışmaları kavramak ve dünyadaki herşeyin fotoğrafını çekmek odaklı olan sanatçının arşivi yirmi beş bini aşkın görüntüden oluşuyor. Son dönemde New York Metropolitan Müzesi’ndeki “Hidden in Plain Sight/Gözler Önünde Saklı” ve 2. Sevilla Uluslararası Güncel Sanat Bienali’nde “The Unhomely Phantom Scenes in Global Society/Küresel Toplumda Tuhaf Hayalet Görüntüleri” sergilerine katıldı. Daha önce Viyana Secession, Kunstverein Gent (Belçika), Malmö Museer (İsveç), Frac Bretagne Rennes (Fransa), Kunstverein Elsterpark (Leipzig), Sonsbeek 93 (Arnheim, Hollanda), Boston Güncel Sanat Enstitüsü, Documenta 8 (Kassel, Almanya), American Fine Arts Co. Colin de Land (New York) ve New York’taki New Museum’da baskı, projeksiyon ve enstalasyon çalışmaları sergilendi.

BM (Birleşmiş Milletler)

Birleşmiş Milletler’e ev sahipliği yapan bina, binaya ev sahipliği yapan ülkeye benziyor: ikisi de idealist anlarda doğan, ama kuruluşlarındaki ekonomik kararlar yüzünden ödün vermek zorunda kalan oluşumlar. BM binası temelde Le Corbusier’in modası geçmiş de olsa parlak kavramının, zamanın en güçlü kişilerinden Robert Moses’ın hazırladığı planın ve New York’ta dönemin en başarılı ticari mimarlarından olan Wallace K. Harrison’ın ünlü mimar ve mimari çizim ustası Hugh Ferriss’ten ilham alarak yaptığı ayrıntılı çalışmanın bir sonucu. Bina daha da iyi olabilirmiş ama Le Corbusier’nin ilk tasarımından güçlü ekonomik ve siyasi gerçeklikler yüzünden ta baştan ödün verilmiş. Rockefeller ailesi tarafından satın alınan bir parsele inşa edilen ve 1946'da Birleşmiş Milletler'e bağışlanan binanın tasarımı ne yazık ki Harrison’ın yönetimindeki bir tasarımcılar komitesine devredildi ve Le Corbusier Fransa’ya döndü. Binalara Daniel Faust’un merceğinden bakınca Harrison’ın mimarlarının Fransız mimarın çarpıcı kütle planının üzerine neler yarattığını görmek mümkün. Yine de bu görüntülerde bazı olağanüstü güzellik ve zarafet anlarına rastlıyoruz, bu da mükemmellikten son derece uzak binalardan ve uluslararası bir örgütten -toplumdan hiç bahsetmeden- umut duymanın mümkün olduğunu gösteriyor. (William Menking*)
* William Menking The Architects Newspaper’in kurucusu ve editörü, aynı zamanda yazar, eleştirmen, küratör ve Pratt Enstitüsü’nde kentleşme ve şehir planlama profesörü.

DIDIER FIUZA FAUSTINO

Didier Fiuza Faustino 1968’de doğdu, Paris ve Lizbon’da yaşıyor ve çalışıyor. “Didier Fiuza Faustino/Bureau des Mésarchitectures”ün çalışmaları, şehrin sosyokültürel dokusu içerisinde bir yer inşa etmenin koşulları hakkında siyasi ve ahlaki bir tavrı özetleyecek şekilde, karşılıklı olarak mimarideki sanatı ve sanattaki mimariyi buluşturuyor. Mekânlar, binalar ve nesneler kullanımlarıyla bireyin bedeni ile ortak beden kesişiminin platformları olduklarını gösteriyorlar. Her proje, görmenin normalde kamusal ve özel alanı ayıran çatallaşmaya boyun eğmenin ötesinde bir deney haline geldiği, toplumsal bağlamı altüst eden bir kavramı temsil ediyor. Bedeni mekânın toplumsal sonuçları temelinde yeni bir merkeze yerleştirerek izleyiciyi bedeni, kimliğinin unutulmasına katkıda bulunabilecek bir temsil belirsizliğine tabi tutmanın tehlikelerine karşı uyarıyor...”*

* João Fernandes, “Didier Fiuza Faustino/Bureau des Mésarchitectures” sergi kataloğu, Museu Serralves Yayınevi, Portekiz.

Kayıp Hayaller

Daha iyi hayat koşulları arayan ailem 1960larda Portekiz’den Fransa’ya göç etti. Ben çocukken Portekiz, Demokrasi arayışıyla, Devrim'ini gerçekleştirdi. Onlu yaşlarımın sonunda Portekiz, yeni bir dünyanın yeni simgesi, Avrupa Birliği ile bütünleşti. Genç bir yetişkin olduğumda Portekiz’deki ilk evimi inşa ettim.

Ailem gerçekten yeni bir hayat kurdu.
Portekiz gerçekten dönüştü.
İnsanlar gerçekten de mimar olduğumu söylüyorlar (değil mi?).

Peki ya gerçek, rüyalarımız kadar göz alıcı mı?

Bugün, İstanbul’da tüm beklentilerimizin ve kayıp hayallerimizin bir metaforu, bir Pandora kutusu olarak, ahşap bir yapı sunuyorum.

CHRISTOPH FINK

Christoph Fink 1963’te Gent’te doğdu, Gent ve Brüksel’de yaşıyor ve çalışıyor. Fink resim, enstalasyon, fotoğraf ve karışık teknik gibi yöntemlerle güzel sanatlar alanında çalışan bir sanatçı. “Hareketler Atlası” adını verdiği geniş projesi “aradaki”ne, yolculuğa ve yolculuk deneyimine vurgu yapan bir araştırma sürecini vurguluyor ve haritalar, notlar, çizelgeler, hesaplamalar, fotoğraflar, heykeller ve ses kayıtları dahil çeşitli şekillerde ifade buluyor. Son dönem sergileri arasında, “Outdoors/Dış Mekân”, Danielle Arnaud Çağdaş Sanat (Londra, 2006), “15” veya “…und hier und da eine vereinzelte Schauer/...Ve Orada Burada Yalıtılmış Sağanaklar”, S.M.A.K. (Belçika, 2004), “Christoph Fink - A Summer Show/Christoph Fink - Bir Yaz Sergisi”, Nadja Vilenne Galerisi (Liège, 2004), “Mapping of Being, Selections Winter 2003/Varlığın Haritalandırılması, Kış 2003 Seçkisi”, The Drawing Center (New York, 2003), “Just Like Life/Tıpkı Hayat Gibi”, S.M.A.K. (Belçika, 2003), “La Geografia degli artisti II Parti”, Galleria Milano (İtalya, 2001) sayılabilir.

Hareket #74 ve Hareket #79 / İstanbul Şehri / Dünya Gezegeni / Gök Cisimleri, Zaman ve Uzam Perspektifinden

Bu çalışmanın genel düşüncesi, yaptığım İstanbul seyahatleri ve orada geçirdiğim vakitler boyunca yaptığım zaman ve uzama ilişkin bir çalışmanın işlenip geliştirilmesinden çıkıyor.
Oluşturduğum kurgunun merkezi kısmını farklı zaman/uzam ölçeklerini temsil eden seramikten modüller oluşturuyor: gezegenimiz Dünya’nın ömrüne dair bir düşünme -4.55 milyar yıl (bir geniş, boş disk ve bir sürü daha küçük disk), İstanbul şehrinin mevcudiyeti -2665 yıl (biraz tarih, hatırlamak, göç ve küreselleşme üzerine bir düşünme) ve şehri benim kendi kişisel keşfimin tuttuğu süre -ikinci seferim, yere inişten tekrar göğe yükselene kadar, 945927 saniye ya da 262 saat, 45 dakika, 27 saniye.
Bu modeller benim yaklaşımımın haritasını çıkaran bir çizelgeler sistemiyle ilişki halinde; önce bisikletle sonra uçarak. İkinci seferin açıklayıcı panelleri ve yolculuk notları: şehrin incelenmesi.
Ayrıca çalışmanın bütünü coğrafi mevkiye göre konumlandı: çevremi saran şehre, İstanbul Boğazı’na, Karadeniz’e, Akdeniz’e, Avrasya’ya, Afrika’ya, Ortadoğu’ya ve diğer toprak kütlelerine, nehirlere, okyanuslara ve gökyüzündeki cisimlere uyum sağlamak.
Dolayısıyla bu çalışma, deneyimlediğimiz insanlık durumunun hikâyesinden bir parçayı farklı biçimlere tercüme etme yönünde bir çaba.

Disklerin nasıl okunacağıyla ilgili not.
Her diske tayin edilen zamana göre, okumaya diskin dış kenarından başlanıyor, sırayla Dünyanın, İstanbul'un ve benim inişimin (rotamın başlangıcı) birinci yılı ve şimdiyi temsil eden iç kenarla sona eriyor.
Dolayısıyla ortadaki delik geleceği temsil ediyor, şu anda bilinmeyen zamanın gelişini.
(Seramik malzeme uygulaması: Hugo Meert)

NINA FISCHER - MAROAN EL SANI

Nina Fischer (Emden, 1965) ve Maroan el Sani (Duisburg, 1966) 1993’ten bu yana Berlin’de beraber çalışıyorlar, aynı zamanda Japonya’da Sapporo Şehir Üniversitesi’nde doçent olarak görev yapıyorlar. İkilinin çalışmaları, film, video, enstalasyon ve fotoğraf gibi medyalar aracılığıyla kentsel ortamda geçiş mekânlarına ve boşlukların oluştuğu durumlara odaklanıyor. Son dönem çalışmaları arasında, Berlin’de gerçekleştirdikleri “Palast der Republik” (2001-2006) ve “Radio Solaris” (2004), 2005’te Paris’te gerçekleştirdikleri, terk edilen Bibliothèque Nationale’in yer aldığı “Toute la mémoire du monde”, komünist merkez büro hakkındaki “Ex ovo omnia” ve Amsterdam’daki yeni ve tanımlanmamış çevreler ile ilgili beklenti ve korku arasındaki gerilime odaklanan “The Rise” (2007) sayılabilir. Beraber katıldıkları çok sayıda uluslararası kişisel ve karma sergiler arasında Gwangju Bienali (1995, 2002), Liverpool Güncel Sanat Bienali (1999), Manifesta 4 (Frankfurt, 2002), Sydney Bienali (2002), “Tokyo-Berlin” Mori Müzesi, Tokyo ve Neue Nationalgalerie (Berlin, 2006) ve Stedelijk Müzesi (Amsterdam, 2007) sayılabilir.

xoo - ex ovo omnia

Paris’teki Oscar Niemeyer binasının büyük konferans salonu toprağa yarı gömülü bir yumurtayı andıran beyaz beton bir kubbenin altında yer alır. Beyaz beton kubbede olağandışı bir deney gerçekleştirilmektedir: beyaz koruyucu elbise giymiş iki oyuncu beyaz konferans masalarına dikkatle çiğ yumurta sıralamakla meşguldür. Bu iş için titremeyen bir el, büyük sabır ve yumurtanın mimarisi gibi karmaşık yapılar konusunda bilgi sahibi olmak gerekmektedir. Bu performans, Paris’teki Fransız Komünist Partisi merkez binasında 2005’te üretilen bir filme ve bir fotoğraf dizisine de dönüştürüldü. Binanın kendisi Brezilyalı mimar Oscar Niemeyer tarafından 1965’te tasarlanıp 1980’de tamamlanmıştı. Binanın, geleceğe geçmişin görüş noktasından bakmamızı sağlayan fütüristik formu bizi cezbetti.

Dünyanın bütün hafızası

Paris’in merkezindeki eski Bibliothèque Nationale de France/Fransa Ulusal Kütüphanesi’nin birçok yeri şu anda boş. Deponun 11 katı ve geniş okuma odası kullanılmıyor. 1956’da bu kütüphane “Hiroshima mon amour/Hiroşima sevgilim” ve “Geçen yıl Marienbad’da”nın yönetmeni Alain Resnais’nin bir filminin seti olarak kullanıldı. 20 dakikalık belgesel “Toute la mémoire du monde/Dünyanın bütün hafızası”nda Alan Resnais kütüphanenin dünyadaki bilginin bir deposu olarak nasıl işlediğini; sıradan bir günde kitapların, dergilerin, planların ve diğer hazinelerin, okuma odasındaki, Resnais’in deyimiyle, evrensel bilginin bir parçasını okuma yoluyla içselleştiren ve bir “anahtar” elde eden okuyucunun kullanımına sunulmak üzere kütüphaneye nasıl ulaştığını, listelendiğini ve arşivlendiğini gösteriyor. 50 yıl sonra: Mekân boşaltılmış. Bir kıyamet sahnesi. Bilgi kaybolmuş. Boş okuma odası ve boş depo sahneleri hemen o “anahtar”ın, bilgiye götüren geçidin kaybını ima ediyor. Alain Resnais’nin filmine paralel bir yaklaşımla, kütüphaneyi yavaş takip çekimleriyle filme aldık. Çift projeksiyonla tek bir kitabın yer almadığı binlerce depo rafı gözümüzün önünden geçiyor, kameraya tek yakalanan vakit geçiren bir avuç genç. Bilginin geri alınmış olması, bekleyenler arasında ilk hınç ve isyan belirtilerinin ortaya çıkmasına

VICKY FUNARI - SERGIO DE LA TORRE

Vicky Funari 1963’te Alexandria’da doğdu, Vallejo, California’da yaşıyor. Günümüz toplumunun ve kimliğinin dinamiklerini taze bakış açılarından keşfeden bağımsız bir film yapımcısı. Bazı filmleri arasında, “Paulina”, “skin.es.the.si.a/ten.es.te.z.i” ve “Live Nude Girls UNITE/Canlı Çıplak Kızlar BİRLEŞİN” sayılabilir.
Sergio De La Torre 1967 Tijuana doğumlu, Oakland, California ve Tijuana’da yaşıyor. Fotoğrafçı, performans ve enstalasyon sanatçısı Sergio De La Torre, performans/enstalasyon grubu Los Tricksters’i 1995’te kurdu ve çalışmaları göç, diaspora, turizm ve kimlik politikaları etrafında şekillendi. Funari ve De La Torre birlikte, Meksika'nın Tijuana şehrinde daha iyi çalışma koşulları, çevresel adalet ve insan haklarına saygı için savaşan bir grup fabrika işçisi kadınla işbirliği yaparak “Maquilapolis” (Fabrikalar Şehri) filmini gerçekleştirdi.

Maquilapolis

Funari ve De La Torre, Meksiko Tijuana’da sınırın hemen ilerisinde, çokuluslu şirketlerin yönettiği, sağlıksız koşullarda işçi çalıştıran bir “maquiladora”da çalışan iki işçinin, Carmen ve Lourdes’ın hayatlarını belgeleyen “Maquilapolis” filmini çektiler. Kadınlar kendi hikâyelerini video aracılığıyla anlatarak eylemciliklerine yeni bir boyut katıyorlar ve küreselleşmiş bir kentte hayatta kalmak için mücadele ederken, küreselleşme hikayesine kişisel bir bakış açısı getiriyorlar. Bu film işçilerin zor hayat koşullarını, çevresel zehirlerle iç içe yaşamayı, işçi haklarının suistimal edilişini, konut ve kadın hakları sorunlarını ayrıntılarıyla anlatıyor. 2001-2003 küresel ekonomik krizi ve daha bile ucuz işgücü elde edebilmek için fabrikaların Çin’e taşınması ile birlikte Maquilapolis kadınları belirsiz bir ekonomik gelecekle karşı karşıya kaldı.
Paisajes, Tijuana’daki 900 montaj fabrikasından manzaralar sunan siyah beyaz bir seri. İlk sanayi bölgeleri kentin çeperlerinde 1960/70’lerde inşa edilmeye başladı. Kentin hızlı gelişmesi nedeniyle, Tijuana dört günde bir dönüm genişliyor ve sanayi bölgeleri bugün aynı zamanda konut alanı olarak kullanılıyor.

BODIL FURU - BEATE PETERSEN

 

Bodil Furu ve Beate Petersen Oslo’da yaşıyor ve çalışıyorlar.
Bodil Furu 1976’da Norveç’te doğdu, filmleri son olarak Oslo Galleri K’daki kişisel sergisinde gösterildi. Sanatçı geçen yıl, aralarında Busan Bienali (Güney Kore, 2006), Post Nora, Today Sanat Müzesi (Pekin), Dreamlands Burn/Hayal Ülkeleri Yanıyor, Budapeşte Sanat Merkezi ve Every Day/Her Gün, Salzburg Kunstverein’ın da bulunduğu birçok karma sergiye katıldı. Furu, 2007-8 boyunca Almanya, Estonya, Finlandiya, Riga ve Lüksemburg’u dolaşacak olan 4. Ars Baltica Fotoğraf Sanatı Trienali’ne de katılıyor.
Beate Petersen 1962’de Norveç’te doğdu, çizim ve video çalışmaları bulunan sanatçı ayrıca sanat üzerine yazıyor. Çizimleri Oslo Ulusal Müzesi’nde, Riga’daki Letonya Devlet Müzesi’nde ve çeşitli galerilerde sergilendi. Yakın dönemde Dimitry Lurie ile İran Şii-İslam geleneğine odaklanan belgesel çalışması “Gözyaşı Tiyatrosu”nda beraber çalıştı. Film bugüne kadar Norveç Kısa Film Festivali’nde ve Hindistan’ın Kalküta şehrinde gösterildi.

RAINER GANAHL

Rainer Ganahl 1967’de bir tesadüf eseri Avusturya’da dünyaya geldi, 1990'dan bu yana ise Avusturya ve Birleşik Devletler vatandaşı olarak New York’ta yaşıyor. Sanatsal çalışmaları genellikle eğitim, siyaset, ekoloji ve dilbilim konularıyla ilgili. Yabancı diller üzerinde çalışıyor (şimdiye kadar 11 dil), başkalarıyla beraber kitap okuyor (Marx, Lenin, Mao, Freud, Foucault, vs.) ve çılgınca bisiklete biniyor. Sık sık rüya görüyor, kız arkadaşı Romana’yı seviyor ve Çin’de yaşayıp çalışmak istiyor. Tercih yapmadan video, seramik, kırık kalpler, para, resim, yazım hataları ve kazalar dahil her tür aracı iyiye ve kötüye kullanıyor. Son dönem eylemleri arasında, 2007’de Kunstmuseum Stuttgart’ta ve 2005’te Viyana Modern Sanat Müzesi’nde düzenlediği kişisel sergiler var. Çalışmaları ayrıca Sevilla 2006, Bükreş 2006, Moskova 2007 ve Venedik (1999, 2005, 2007) bienallerinde ve New York’taki Whitney Amerikan Sanatı Müzesi’nde düzenlenen ISP Show’daki “Image Wars: Contesting Images of Political Conflict/İmge Savaşları: Siyasi Çatışmanın Rakip İmgeleri” (2006) sergisinde yer aldı. Çalışmaları http://www.ganahl.info web sitesinde sürekli sergide.

Anısına - İstanbul’un Gazeteci Cinayetleri Topografyasını Bisikletle Dolaşmak

İstanbul için, “Anısına - İstanbul’un Gazeteci Cinayetleri Topografyasını Bisikletle Dolaşmak” isimli bisiklet videosunu yaratacağım, son yıllarda öldürülen gazetecilerin öldürüldükleri yerleri çiçeklerle gezeceğim. Hrant Dink, Ermenice-Türkçe haftalık gazete Agos’un seçkin editörü Ocak 2007’de öldürüldü ve bu listeye dahil. Öldürülen gazetecinin ismi, cinayet tarihi, muhtemel cinayet sebebi ile (‘siyasi’, ‘bilinmiyor’, vs.) bir çiçeğe iliştirilip cinayetin işlendiği yere bırakılacak. Doğrudan, bisikleti sürerken, gidona tutunmadan, trafik kurallarını umursamadan çekim yapacağım. Ayrıca “CNN.COM: Türk bisiklet bombası 15 kişiyi yaraladı, 12 Mayıs 2007” isimli resmimi de sergileyerek bisikletin başka bir kullanımına işaret edeceğim. Kayıp ve güvenlik konularıyla ilgili diğer işlerimin başlıkları “Mercedes-Benz bisikletimi çalma” ve “PUMA bisikletimi çalma”, (bisikletler, çeşitli bronz, porselen ve kriptonit zincirler). “Güneşteki Çırak - Bükreş’te Bisikletle Dolaşmak” başlıklı videoların yanında aynı isimde bir duvar enstalasyonu ve porselen bisiklet gidonu, pedallar, sele ve zincir olacak. Bisiklet sadece kitlesel hareketliliğe ve motorlu araç kullanımına ön ayak olan önemli bir modernist makine değildi, bugün ise yine daha temiz ve daha sağlıklı hareketlilik ve ulaşım talep eden ütopyacı bir araç.

JEAN-BAPTISTE GANNE

Jean-Baptiste Ganne 1972’de Fransa’da doğdu, çalışmalarını Nice’te sürdürüyor. Nice’te, Villa Arson’da öğrenim gören Ganne, 2003-2004 yıllarında Amsterdam’da Rijksakademie’de ve Nisan 2007’ye kadar Roma’da Villa Medici’de konuk sanatçı olarak bulundu. Fotoğraf, yazı, performans, video ve enstalasyon gibi çeşitli ifade biçimleri kullanan Jean-Baptiste Ganne’ın etkinlikleri “siyasetin temsili ve temsilin siyaseti” etrafında eklemlenir. Marx’ın Kapital’ini bölüm bölüm resimleyen (Resimli Kapital, 1998-2003) sanatçı, Rijksakademie’de açık atölyeler sırasında altı gün greve gitti (aşçılık yaparak) (“The Cookist/Aşçı”, 2003) ve yapım bütçesini Roma’da on sentlik bozuk paralar halinde saçmaya karar verdi (“Senza Titolo” -Parıldayan Herşey Altındır- 2007). Zagreb’de WHW ile sergi açtı (2001), Salzburg’da Fotohof Galerisi ile ortak bir yayın çıkardı (2003), Amsterdam’da Ellen de Bruijne Project’de sergi açtı (2006), Nice La Station’da “El albergue holandès”i gerçekleştirdi (2006) ve uluslararası çapta ses getiren birçok sergiye katıldı.

Resimli Kapital

“Jean-Baptiste Ganne’ın fotoğraf serisi Karl Marx’ın Kapital’inin birinci cildindeki bölüm başlıklarını, gündelik hayattan belgesel niteliği taşıyan görsellerle resimlemeyi amaçlıyor. Ganne’ın çalışması hem Marx’ın sanayi toplumu analizinin hâlâ geçerli olup olmadığını anlamaya yönelik samimi bir çabaya, hem de geçmişle bugün, kuramla gerçek arasındaki kaçınılmaz çelişkileri anlamaya davet ediyor. Sonuç, “Resimli Kapital”, imgeyle metin arasındaki zor ilişkiyi gözler önüne seriyor: ne biri ne diğeri ötekinin uyandırdığı beklentileri karşılamayı tam başaramıyor. İmgeler ve kelimeler sınava tabi tutulup yorulana kadar zorlanıyor, anlamlı olmaya ne kadar daha devam edebileceklerini görmek istercesine”. (Sophie Berrebi)
Günümüzde sermaye, Debord’un da ortaya koyduğu gibi, öyle bir birikim düzeyine ulaştı ki, kendisi bir imge haline geldi (The Society of the Spectacle / Gösteri Toplumu, §34: “Gösteri imgeye dönüşecek kadar birikmiş sermayedir”). Ben sadece bu durumu, sermayenin gösteriye dönüşmesini kaydediyorum. Fotoğraf, toplumumuzun işte böyle, burada ve şimdi temsili olmalıdır, ama ufak bir boşluk, bir tür mizahla. Bu proje, fotoğraf muhabirinin çektiği herhangi bir fotoğrafın aynı zamanda Kapital’i açıklayan bir resim olduğunu vurgulamanın yolu.

La Mancha’lı Yaratıcı Asilzade Don Kişot

İMÇ’deki dükkanlardan birinde, Mors alfabesine tercüme edilmiş “La Mancha’lı Yaratıcı Asilzade Don Kişot” yanıp sönen kırmızı bir lamba aracılığıyla okunacak. Kitabın tamamının aralıksız okunması bir buçuk ay sürecek. Bu kırmızı ışık okuması, dünyayla karşı karşıya bir monolog. Ama aynı zamanda, boş duran dükkânı amplifikatör gibi kullanarak sergi mekânına dönüştürmenin bir yolu. Beyaz duvarlar sadece ışığı yansıtmaya yarıyor, pencereler ise ışığı çarşıya yaymaya. Dükkân sergi mekânı veya işyeri olmanın ötesinde, bir dil aracına dönüşüyor. İnsanların iş yaptıkları bu çarşıda, dükkânlardan biri kendi kendine çalışacak.
Post Scriptum: Sonra sorabilirsin elbette, neden Don Kişot diye? Ve Pierre Ménard (Borges aracılığıyla) şu cevabı verirdi: “el Quijote, aclara Menard, me interesa profundamente, pero no me parece ¿cómo lo diré? inevitable…” / “Don Kişot, dedi Menard, konuya açıklık getirerek, beni derinden ilgilendiriyor, ama bana sanki, nasıl diyeyim, kaçınılmaz gelmiyor”.

 GIMHONGSOK

Gimhongsok 1964’te Seul’da doğdu, Seul’da yaşıyor ve çalışıyor. Seul Ulusal Üniversitesi Güzel Sanatlar Bölümü ve Almanya’nın Düsseldorf kentindeki Kunst Akademie’den mezun oldu. Sanatçının çalışmaları dil ve sosyal yapının yerleşik kavramlarını inceler ve sorgular. Mizaha ve eğlenceye yaptığı vurgu çalışmalarının en önemli özelliğidir, sanatın modern toplumda tanımlanışına ve dağıtımına odaklanır, sanatın sosyal alanın farklı katmanlarında nasıl algılandığıyla ilgilenir ve çeşitli müdahale yöntemleri önerir. New York P.S.1 Güncel Sanat Merkezi’nde, Tokyo Opera Şehir Sanat Galerisi’nde, Taipei Güzel Sanatlar Müzesi’nde, 2005 Valencia Bienali'nde, Valencia'da Espai d’Art Contemporani de Castello’da, 51. Venedik Bienali’nde, Los Angeles’ta REDCAT Galerisi’nde, Tokyo’da Mori Sanat Müzesi’nde, Seul'da ArtSonje Merkezi’nde çalışmalarını sergileyen Gimhongsok, 2002 Gwangju Bienali, 2003 Echigo-Tsumari Trienali ve 50. Venedik Bienali’nde Sora Kim ile birlikte sergi açtı.

G5

G5 beş Koreli bireyi G8’e üye 5 ülkenin, Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Fransa, Rusya ve Japonya’nın Korece’ye çevrilmiş ulusal marşlarını okurken gösteren bir video projeksiyon işi. Geçici olarak şarkıcılığı üstlenen 5 birey, diğer ülkelerin ulusal marşlarını en sevdikleri şarkıyı söylermişçesine tutkuyla söylüyorlar. Küresel ekonomiyi kontrol eden süper devletlerin konum ve otoritesi popüler bir şarkının nitelikleriyle örtüşüyor ve ‘ulusal marşı söyleme’nin sembolizmi kayboluyor. Bugünün küresel çok-kültürlü dünyasında sermayenin en büyük güç olduğu bilinen bir şey, küreselleşmenin zirvesindeyse, gücün gerçek simgesi olarak G8 duruyor. Ancak, bu ‘süper’ kelimeler popüler kelimeler olarak kullanılmak üzere sıradan hayata sızdıkça küresel ekonomi ve çok-kültürlülüğün gerçek anlamını unuttuğumuz bir dünyada yaşıyoruz. Gimhongsok’un G5’i bu durumun çelişkisini yansıtıyor: küreselleşmenin ve çok-kültürlülüğün gücü gerçekten var olmasına rağmen, bu kavramlar dilbilimsel kullanıma girmiş olmaları ve kapsamlı anlamlarının kayboluşu yüzünden adileştirilmiş durumda...
(Kim Sung Won, “Bugünün kültürünü bu kadar değişik, bu kadar dinamik yapan nedir?”, Antarctica, Artsonje Merkezi, Seul, 2004, sf. 92)

RENÉE GREEN

Renée Green 1959’da Cleveland, Ohio’da doğdu, New York ve San Francisco’da yaşıyor ve çalışıyor. Sanatçı, film yapımcısı ve yazar Green’in çalışmaları, film, makale, yazı, enstalasyon, dijital medya, mimarlık, işitsel çalışmalar, film dizileri ve düzenlemeler aracılığıyla zaman içerisindeki ilişki ve değiş tokuş zincirlerini, genel ve kişisel hafızada geriye kalmayı başaran boşluk ve değişimleri ve aynı zamanda hayal ve icat edileni araştırıyor. Son dönem kişisel sergileri arasında New York Participant Inc. ve Berlin Christian Nagel Galerisi’nde eşzamanlı gerçekleştirilen "United Space of Conditioned Becoming/Şartlı Gelişimin Birleşik Alanı" (2007), "Wavelinks/Dalgabağları", Neuberger Sanat Müzesi (2006), "Unité d'habitation/İkamet Birimi", Martine Aboucaya Galerisi (Paris, 2006), "Index (From Oblivion)/Dizin (Unutuluştan)", Emi Fontana Galerisi (Milano, 2005) sayılabilir. Çalışmalarının yer aldığı diğer sergiler arasında Documenta XI, Kwangju Bienali, Whitney Bienali, Aperto, Georges Pompidou Merkezi, Viyana Secession Binası, Köln Ludwig Müzesi, L.A. MoCA ve son olarak Los Angeles’da Caltrans/Morphosis için "Code: Survey/Kod: İnceleme" (2004-2006) yer alıyor. Green, halen SFAI’de yükseköğrenim dekanlığı ve profesörlük görevlerini yürütmektedir.

kod: anket
bir renée green projesi

fiziksel adres
caltrans merkez binası
100 main st., los angeles

Internet adresi
http://www.dot.ca.gov/
dist07/code_survey/intro.htm

Yerimizde de dursak, bir yere de gitsek, gözlerimiz açık da olsa kapalı da, resimler hayal kurmamıza imkân sağlar.

“Algı yöntemlerimiz çağrışıma dayalıdır ve tanıdık bildiğimiz şeyleri kerteriz alır, özellikle de bilmediğimiz bir alana girdiğimizde.”
Renée Green. Flow/Akış web sitesi
<http://www.jca-online.com/flow.html>

California dev bir verici olarak algılanabilecek belirli ve hayali bir yer. Hayal fabrikalarından, bir çok ulaşım biçiminden ve sürekli bir elektronik sinyal trafiğinden oluşuyor. Ama bu üretim ve dağılımın ortasında başka neler oluyor?

Kod: Anket’in ortak bir kamusal alanda yer aldığı bir ulaşım merkezini görmek için lütfen California Ulaşım Dairesi'nin web sitesine bakın:
<http://www.dot.ca.gov/dist07/index.php>

IVAN GRUBANOV

Ivan Grubanov 1976’da Belgrad’da doğdu, yaşamını ve çalışmalarını Belgrad ve Londra’da sürdürüyor. 2002-2003 yıllarında Amsterdam’da Rijksakademie’de misafir sanatçı olarak bulunduğu dönemde, “Visitor/Misafir” adlı çalışmasını gerçekleştiren sanatçı, bu çalışmada sadece yakın geçmişin eleştirel bir tanıklığını yapmakla kalmamış, kişisel olanla tarihsel olan arasında derin bir diyalog oluşturarak sanatsal bir meydan okuma eylemi gerçekleştirmiştir. 2005 yılında Londra’da Delfina bursu kazanmıştır. Sanatçının diğer önemli çalışmaları arasında, “Afterimages/Görüntü İzleri” başlıklı çizim dizisi, “Stages/Evreler” ve “Non-Institutional/Kurumsal Olmayan” başlıklı resim dizileri ve “Study of My Father/Babamın bir Etüdü” başlıklı slayt enstalasyonu bulunuyor. Son dönem karma sergileri arasında, Selanik Bienali (2007), Smart Proje Mekânı (2007), South London Galerisi (2006), The Drawing Center ve Apex Art (New York, 2006); Tiran Bienali (2005), Kunsthalle Bern (2005), Extra City Antwerp (2005), son dönem kişisel sergileri arasında ise KCB Galerisi Belgrad (2007), Nogueras Blanchard Galerisi (2006), Stroom Den Haag ve Belgrad Güncel Sanat Müzesi (2005) sayılabilir. Sanatçı, Le Grand Café, St Nazaire (Fransa, 2007) ve MUSAC, Leon’daki (İspanya, 2008) kişisel sergilerinin hazırlıklarını sürdürmektedir.

Ziyaretçi

Ivan Grubanov Lahey’deki Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde eski devlet başkanı Slobodan Miloseviç’in duruşmasına katıldı; “Ziyaretçi”, sanatçının 2002 ve 2003’te duruşma salonunda yaptığı 160’tan fazla tükenmez kalem ve mürekkep çizimden oluşan bir seri. Grubanov’un çizimleri sürecin benzersiz bir görsel stenografisini, ama aynı zamanda da sanatçının, Mahkeme’de özetlenen yakın dönem ulusal tarihiyle yüzleşmesinin son derece derin duygusal bir kaydını sunuyor. Grubanov duruşma salonundaki iki yıllık mevcudiyetini, bir sanatçının tarihin seyrine katılma gücüyle ilişkili olarak taşıdığı sorumluluğu yerine getiren edimsel (performatif) bir eylem olarak gördü. Sanatçının çizimleri birer karşıt-belge, herhangi bir heyecan uyandırıcı eylemden yoksun bir biçimde, duruşma salonundaki olayları gün be gün ustalıkla betimliyor, ama devamlı olarak izleyiciyi ressamın duygusal katılımıyla yüzleştiriyorlar. Sık sık Miloseviç’e odaklanan Grubanov portrecilik fikrini yapıbozuma uğratıyor ve çağdaş çatışmaların temel dürtüsü olarak özdeşleşme kavramının önemini ima ediyor. Bu minimal ve genellikle kısım kısım ve belirsiz çizimler uluslararası adalet kavramının arkasındaki duygusal gerçekliği tam ve doğru bir şekilde resimliyor.

HA ZA VU ZU

Ha Za Vu Zu 2005’ten bu yana İstanbul’da müzik ve performans çalışmalarını sürdürüyor. Grubun sergi ve performansları arasında, 2007’de Galata Kulesi önünde Kurye Video Gösterimi ile birlikte gerçekleşen “Kopek jpeg” adlı performans-video gösterimi; Tenedos, Ankara’da “Köpek jpeg” performans-video ve konseri (2007); “HA ZA VU ZU video sunar”; “Kurye Video Gösterimi” (Rumeli Han, İstanbul, 2007); “Performans Günleri” (Galata Perfom, İstanbul, 2007); “Mermin kötü kokun olsun”, Studio Live (İstanbul, 2007); “Hatırlamalar-Hatırlatmalar”, Galerist (İstanbul, 2007); “HA ZA VU ZU/Seslendiriliriz”, Galerist (İstanbul, 2007); “Hazavuzu”, Yeno Ceno Müzikarma Günleri, Galata Perform (İstanbul, 2007); “Fotokaraoke”, Galata Perform (İstanbul, 2006); “Hazavuzu ve Pembe Radarlar”, Transit Doğaçlama Günleri, Darpane-i Amire (İstanbul, 2006) bulunmaktadır.
http://www.hazavuzu.com, http://www.myspace.com/hazavuzu, http://hazavuzu.blogspot.com

Dişlerimiz Bembeyaz Olacak

Ha za vu zu bir çalışma bünyesidir. Amacı basit ve pratik bir çalışma modeliyle bir hal tasarlamaktır. Esnek bir kurulum içinde birlikte geçirilen her türden zaman, bu hal sayesinde bir odak noktası oluşturmayı amaçlar. Ha za vu zu ne tam olarak yatay ne de dikey bir çalışma modelidir. Sadece cazibeyle çalışır.
Başlangıç için tasarlanmış iki motor performans, devamında gelecek çalışmalar için gerekli enerjiyi ve motivasyonu sağlıyor. Bu süreç seslendirme performansları, yerleştirmeler, videolar, görsel düzenlemeler, ses ve müzik ekseninde disiplinler arası bir düzlemde ilerliyor. Antrepodaki çalışma mekânı ise farklı mekânlara ve pozisyonlara açılan bir geçiş noktası. Kurulan çalışma modelinin içinde üretime katılan ve katılma potansiyeli olan herkes, birlikteliğe yön veren fikirler ve bunların oluşturduğu hal, bu noktadan geçer.

ERDEM HELVACIOĞLU

Erdem Helvacıoğlu 1975’te Bursa’da doğdu. Endüstri mühendisliği eğitiminden sonra, İTÜ Müzik İleri Araştırmalar Merkezi’nde ses mühendisliği ve elektronik müzik kompozisyonu dalında yüksek lisansını tamamladı. Halen bu kurumda doktorasına devam ediyor, sıkça katıldığı yurtdışı festivalleri dışında İstanbul’da yaşıyor. Helvacıoğlu’nun ses enstalasyonları Los Angeles Track 16, Endonezya Soemardja, Köln Museum für Angewandte Kunst, Londra Menier Sanat Galerisi gibi önemli sanat mekânlarında yer aldı. Sonorities, CEAIT, Musica Viva, Third Practice, Nuit Bleue, Futura, Licences, Primavera en La Habana gibi festivallerde solo performanslar gerçekleştirdi. Çalışmaları Locustmusic, New Albion, chmafu nocords, and/OAR gibi plak şirketleri tarafından yayımlandı. Eski bir 45’lik çıtırtısı ve dijital prosesörün berrak sesi… Günlük yaşamın kaotik sokak sesleri ve steril bir stüdyo kaydı... Geleneksel Türk enstrümanları ve onların modern versiyonları... Bu müzikal ve tarihsel içiçelik yayılmış olan zamanı tek bir anda topluyor ve o anda dinleyici şimdiyi oluşturuyor. Helvacıoğlu’nun müziğinin ve sanatının tanımı bu.

Sessiz Duvarlardaki Hatıralar

Bir mekânın sesi neleri içerir? İnsansız bir boşluğun tınısını mı yoksa o mekânda gerçekleşmiş faaliyetlerin şu anda duyulamayan seslerini mi? Bir mekânın gerçek sesi, bir binanın duvarlarına sinmiş işitsel hatıralar ve bu hatıraları yaşayanların dillendirilmemiş sözleridir. Atatürk Kültür Merkezi, İstanbul halkının belleklerinde yer etmiş tarihsel bir yapıdır. Moderniteyi, çağdaşlığı, ütopyayı temsil eden bir olgu, İstanbul ve Türkiye’nin tarihini izleyen yalnız ve melankolik bir simgedir. “Sessiz Duvarlardaki Hatıralar”, mekânda şu ana kadar gerçekleştirilen gösterilerin kayıtlarını, boş mekânın ve çevresinin bugünkü sesini ve çeşitli kişiler ile AKM hakkında yapılan röportajların ses kayıtlarını ve tüm bu kayıtların proses edilmiş örneklerini içermektedir. Bu yapıt sadece geçmişi, bugünü ve geleceği ile AKM’ yi anlatmak ile kalmayıp, ayrıca şu soruyu da sorduruyor: AKM kalmalı mı yoksa başka bir yapıya mı terketmeli yerini?

HUANG YONG PING

Huang Yong Ping Çin’in Xiamen şehrinde 1954’te doğdu, 1989’dan bu yana Paris’te yaşıyor ve hem kültürel hem de siyasal kavramların yeniden değerlendirilmesine yönelik provokatif bir güç taşıyan heykeller ve mekâna özgü enstalasyonlar üretiyor. Huang Zhejiang Güzel Sanatlar Akademisi’nden mezun oldu. 1980’lerin ortasında Xiamen Dada grubunu kurdu. Grup, modernizmin yapıtlarını ve fikirlerini Çin’de tanıtarak mevcut kimlik anlayışını dönüştürmeye çalıştı. Huang’ın çalışmalarında hem Duchamp, Arte Povera ve Cage'e hem de Çin geleneğine, özellikle de numerolojiye göndermeler vardır.

İnşaat Alanı

Bütün turistler gibi ben de İstanbul’a gelince Aya Sofya’yı ziyaret ettim. Bu bina 916 yıl bir Hıristiyan kilisesi, 481 yıl bir Müslüman camii olarak kullanılmıştı. Bu geçiş nasıl gerçekleşmişti? Basit bir hasar, yıkma, yeniden yapma süreci değildi söz konusu olan. Bunun yerine, en az yıkımla gerçekleşmişti geçiş: sadece bazı kavşaklarda, ‘akupunktur noktalarında’ değişiklik yapılmıştı, küçük ek veya eksiltmeler, veya yer değiştirmelerle. Asla bir tabula rasa olmamış. Aksine, değişiklikler, özgün arka planı azaltma ya da yansıtma eğiliminde olmuş. 1453’te binanın mimarisi yeni ruhu karşılamak için değiştirildi: kilisenin dış dört köşesine uzun külahlı dört minare inşa edildi. Kilise kubbesinin en yüksek seviyesini geçerek eski silueti kırıyorlardı. İçeriye, siyah zemin üzerine altın boyayla Allah, peygamber Muhammed, dört halife ve Muhammed’in torunlarının isimleri yazılı 7,5 metre çapında sekiz hat levhası, dev kubbeyi destekleyen sekiz sütuna asıldı. Böylece İslam büyükleri bu ruhani mekânda bulunmaya ve burayı korumaya çağrılıyordu. Girişin üzerindeki haç indirildi. Duvarlara birçok çarpı işareti kazındı. Bunlar haçın reddi veya silinmesi anlamına mı geliyordu? Yoksa sadece yere indirilmesi mi? Mimari planın özgün aksı terk edildi ve sola Padişah locası, sağa minber eklendi. Kilisenin tüm yönlendirmesi Mekke’ye doğru kaydırılmıştı...
Aya Sofya’nın tarihi, bir tür dinselliğin mekânının veya mimarisinin bir diğerine ev sahipliği yapmak üzere nasıl dönüştürülebileceğinin örneğini sunuyor. Hiçbir mekânda, değişmeden kalabilen hiçbir dinsellik yok şüphesiz.

EMRE HÜNER

Emre Hüner 1977 yılında İstanbul’da doğdu, farklı yöntemler izleyerek değişik tekniklerle çizim, video ve mekâna özgü projeler üretiyor. İstanbul ve Milano’da yaşıyor ve çalışıyor. Çalışmalarının merkezinde aşırı teknolojik, endüstriyel gelişmeler ve buna bağlı olarak risk toplumu kavramı, modern insanın mimari ve doğa ile ilişkisi gibi konular yer alıyor. Hüner İnternet, bulunmuş fotoğraflar, kitaplar gibi çeşitli kaynaklardan oluşturduğu bir arşivi kullanarak çalışmaları arasında ortak bir dil yaratıyor. Son olarak Tiran’da TICA Tiran Güncel Sanat Enstitüsü’nde “Fairytale/Masal” adlı sergiye katıldı (2007). Bent 003 adlı sanatçı kitabı 2007 yılında BAS tarafından İstanbul’da üretildi. Milano’da Via Farini’de “Video Invitational #2” (2006) ve Milano’da Palazzo della Ragione’de “Con Altri Occhi” adlı sergilere katıldı (2005).

Boumont

“Boumont” günümüz dünyasını değilse de ona makul oranda benzeyen, kaynaklarını geri dönüşsüz bir şekilde harcayan ve aşırı teknolojik gelişme yüzünden kendini yok eden bir dünyayı tarif etme arzusundan doğdu. Ekolojik sorunlar, yoksulluk, risk toplumu (Ulrich Beck) ve son olarak modern insanın doğayla ilişkisi bu çalışmanın merkezinde yer alan konular. Çeşitli yerlerde çekilen sahneler mimari bileşenleri, yukarıda bahsedilen dünyanın muhtemel sonuçlarını tek bir yerde gösterme çabası içerisinde, bulundukları çevreden soyutluyor. Çöküşünün zirvesine varan bir toplumsal sistemde hayatta kalma güdüsü tek kaygı haline geliyor ve yiyecek arayışı, yalnızlık ve korunma ihtiyacı temel günlük işlevlere dönüşüyor. Hatta bu gözle bakıldığında, filmin anlatımı, çizgisel bir olay akışını takip etmektense, ana karakterin durumunu zaman kavramının olmadığı bir yerde yansıtan bir yapı taşıyor.

Panoptikon

“Panoptikon”, kağıt üzerine birbirlerinden bağımsız olarak çizdiğim nesnelerden, uzuvlardan, bitkilerden ve mimari unsurlardan meydana gelen bir arşivin, dijital ortamda yeniden birleştirilip iki boyutlu animasyon teknikleri kullanılarak hareketlendirilmesiyle üretildi. İşin kurgusu, fantastik bir dünyanın katmanları arasında paralel mekânlar ve olaylar aracılığıyla görünenin ardındaki tarihi yansıtma fikrine dayanıyor.
“Emre Hüner oluşturmuş olduğu imge arşivinden nesneler seçerken akılcı yöntemin dışlayıcı, taksonomik tutumundan ziyade nadire kabinelerinin nesne alemini, kapsayıcı, anakronik, ölçüsüz, tuhaf akıldışılığını benimser. Bu noktada Michel Foucault’nun bilgi rejimlerine değinmek gerekir. Foucault’nun epistemolojik dönemselleştirmelerinde, Klasik Çağ öncesi Rönesans dönemindeki bilgi biçimleri temel olarak ‘Yakınlık’, ‘Rekabet’, ‘Kıyas’ ve ‘Sempati’ gibi benzerlik kavramları üzerinden şekillenmektedir. Rönesans dönemindeki bilgi, yorum üzerine kurulmuş olan kendine ait bir dile sahiptir. Emre Hüner’in anakronik nesne dağarcığıyla oluşturduğu kurgudaki eklektik yapı, izleyiciye olabildiğince geniş bir yorum alanı açmaktadır. Panoptikon, Jeremy Bentham’ın 18. yüzyılın sonuna doğru icat ettiği hapishane yapısıdır. Bu yapıda gözlemci, tutukluların her anını izleyebilme imkânına sahiptir. Buna karşılık tutuklu, izlenip izlenmediğinin farkında değildir. Michel Foucault, modern toplumların yapısını incelerken Bentham’ın icadına bir metafor olarak başvurur. Hüner’in “Panoptikon”unda, Foucault’nun çözümlemeye çalıştığı maddi dünyanın yanında manevi dünyaya, mistisizme göndermelerle birlikte ezoterizmden de bahsedilebilir”. (Osman Erden)

 

SANJA IVEKOVIC

Sanja Ivekovic 1949'da Zagreb'de doğdu, Hırvatistan'da yaşıyor ve çalışıyor. Foto-kolaj, video, performans ve enstalasyonlarını 1970’lerin ortalarında sergilemeye başladı. Günlük hayatın ritüellerinin popüler kültürden nasıl etkilendiğini araştıran ve kendini her zaman erkek bakışın içine yerleştiren Ivekovic, cinsellik ve cinsiyeti siyasi bağlamda konumlandırıyor. 1990’larda, sosyalist rejimlerin çöküşü ve kapitalizmin ve pazar ekonomisinin hayat koşulları, özellikle de kadınların hayat koşulları karşısındaki zaferinin sonuçları hakkında çalışmalar gerçekleştirdi. Son dönem sergileri arasında “Documenta 12”; “General Alert/Genel Alarm”, Fundacio Antoni Tapies, Gothenburg Konsthall (2007); Kölnischer Kunstverein, “Public Cuts/Kamu Harcamalarında Kısıtlamalar”, Galerija P74, (Ljubljana, 2006); “Open Systems: Rethinking Art c. 1970/Açık Sistemler: 1970 İtibariyle Sanatı Yeniden Düşünmek ”, Tate Modern (Londra, 2005); “Die Regierung/İktidar”, Secession (2005); “Women’s House/Kadınların Evi”, Palazzo Ferreri (Cenova, 2004); Documenta 11 (Kassel, 2002); “Personal Cuts/Kişisel Harcamalarda Kısıtlamalar”, NGBK (2002); Galerie im Taxispalais (Innsbruck, 2001); “After the Wall/Duvardan Sonra”, Moderna Muset (1999/2001); Manifesta 2 (Luxembourg, 1998) sayılabilir.

Dikkat: Kadınlar İşbaşında!

“Dikkat: Kadınlar İşbaşında!”da Ivekovic trafik işaretlerinde kullanılan kalıplaşmış toplumsal cinsiyet temsillerinin yapısını bozuyor ve böylelikle toplumsal cinsiyet merkezli işbölümüne yönelik feminist eleştiriyi öne çıkarıyor. Bu proje için sanatçı, elinde kürek tutan erkek figürünü gösteren (sokakta çalışma olduğunu anlatma amaçlı) alelade trafik işaretini, kürek tutan kadın figürünü gösterecek şekilde değiştiriyor. Bu trafik işaretiyle birlikte, kadınların ne kadar çok ücretsiz ev işi yaptığını vurgulayan bir altyazı de sergileniyor. İlk olarak Ljubljana’da Komenskega Sokağı’yla Resljeva Sokağı’nın kavşağına yerleştirilen çalışma, şimdi İMÇ Blokları’nın önünde, Atatürk Bulvarı üzerinde sergileniyor.

ELENI KAMMA

Eleni Kamma 1973’te Atina’da doğdu, aynı şehirde yaşıyor ve çalışıyor. Atina Güzel Sanatlar Okulu’nda ve Londra Chelsea Sanat Tasarım Koleji'nde öğrenim gördü. “Once past the years of green emotion/Taze duygu yıllarından sonra”, Loraini Alimantiri/Gazonrouge (Atina, 2007) ve “Eleni Kamma”, Vamiali’s (Atina, 2005) adlı kişisel sergileri açtı. Şu anda Atina’da yer alan DESTE Vakfı’nın verdiği 5. DESTE Ödülü’ne ve İtalya’daki Milano Lissone Çağdaş Sanat Müzesi’nin verdiği Lissone 2007 Ödülü’ne aday olan Kamma’nın katıldığı karma sergiler arasında, “Young Greek Artists/Genç Yunan Sanatçılar” (Küratörler: Daphne Vitali, Tina Pandi, Stamatis Schizakis), Ulusal Çağdaş Sanat Müzesi (Atina, 2007), “Other Spaces/Diğer Yerler”, 1. Selanik Çağdaş Sanat Bienali: Heterotopyalar (Küratör: Apostolos Kalfopoulos, Selanik, 2007), “What Remains Is Future/Geriye Kalan Gelecektir” (Küratör: Nadja Argyropoulou), Eski Arsakeio Okulu, Patras (Yunanistan, 2006), “An Outing: The Beltsios Collection: Contemporary Art in Greece in the 21st Century/Bir Gezi: Beltsios Koleksiyonu: 21. Yüzyılda Yunanistan’da Çağdaş Sanat” (Küratör: Sotirios Bahtsetzis), Matsopoulos Mill (Trikala, Yunanistan, 2006), “Other Voices, Other Rooms/Başka Sesler, Başka Odalar” (Küratör: Allessandro Riva), Modern Sanat Müzesi - Le Ciminiere (Catania, Sicilya, 2005), “Protaseis - Version IV” (Küratörler: Augustine Zenakos, Xenia Kalpaktsoglou), Action Field Codra (Selanik, 2005) sayılabilir.

Lalelerle ölçüldü. Plana göre değil

Çeşitli bakış açılarının bir arada var olması ve çizim kolajının, veya sanatçının ısrarla isimlendirdiği gibi, görsel ‘numunelerin’, uzamsal pratiği (ilham kaynağını belli eden izler olmadan) başka bir boyut kazanıyor. Bu çizimin uzamsallığını tanımlayacak olsaydım, birbirini içeren ve izleyicide çelişkilerini ve ayrıntılarını dikkatle arama arzusu uyandıran, farklı ölçekler ve bakış açılarının bir karışımı tarafından sunulduğunu söylerdim. Kamma’nın çizimleri beyaz ve saydam kağıttan, büyüme ve sınırlarının ötesinde başka şeylerle birleşme eğilimi taşıyan nesne ve biçim yığınları tarafından tamamlanan, gizemli boş yüzeylere benziyorlar. Bir yere kadar, Heinrich Wolfflin’in de yazdığı gibi klasik heykelin kendi içinde bütünlük taşıyan karakterinden, doğada devam edecekmiş gibi görünme eğilimiyle ayrılan gotik mimarinin mantığını andıran bir durum var. Bu silahlı ‘yapay peyzajlar’ı tasarlamanın ‘parçalarının yer değişebilirliği’ne dayanan sürecin yersizyurtsuzlaşmasını, parçaların her birinin özerkliğini ama aynı zamanda birbirlerine bağlılıklarını da mümkün kılan şey. Nihai sonuç kararsızlığı ve gerilimi arttırıyor, mistik bilmecelere ve birçok sürrealist sanatçının merkez üssünde bulunan incelikli armaya benzer hale geliyorlar.
Nesnenin ve biçimin özerkliği; düzenleyici eklemlenme ve farklı bileşenleri hiyerarşik yapıyı bozacak şekilde listeleme mantığı, Kamma’nın çizim üçgeninin üç yöntembilimsel kenarı.

* Bu alıntı Yorgos Tzirtzilakis’in “The Secret of Green Hill/Yeşil Tepenin Gizi” başlıklı daha uzun metninden bir alıntı. Metin Eleni Kamma’nın LORAINI ALIMANTIRI / gazonrouge galerisindeki kişisel sergisinin kataloğunda yayınlanmıştı. Kataloğun ismi Once Past The Years of Green Emotion/Yeşil His Yılları Geçmişte Kalınca, 2007, yayıncı gazonrouge.

KAN XUAN

Kan Xuan 1972’de XuanCheng, An'hui, Çin’de doğdu, Pekin ve Amsterdam’da yaşıyor ve çalışıyor. Hangzhou’daki Çin Sanat Akademisi’nden mezun oldu ve Amsterdam’daki Rijksakademie van Beeldende Kunsten’da 2002-2003’te burslu öğrenimini tamamladı. Video çalışmalarının yer aldığı sergiler arasında, 2007 Venedik Bienali Çin Pavyonu, “I Still Believe in Miracles/Hala Mucizelere İnanıyorum,” Musée d’Art Moderne de la Ville de Paris (2005), “Prix de Rome”, De Appel Foundation (Amsterdam, 2005), 9. Havana Bienali, Wilfredo Lam Merkezi (Küba, 2006) ve “Cycle Tracks Will Abound in Utopia/Ütopya’da Her Yer Bisiklet Tekerleği İzleriyle Kaplı Olacak”, Avustralya Çağdaş Sanat Merkezi sayılabilir.

Nesne

Gerçekten. Nesneler bildik çevrelerinden soyutlanmış ve bir ekrana yansıtılmış, bu filmdeki şeylerde gerçek dışı bir şey var. Elbette bütün renk izlerini ortadan kaldırdım. Ama önemi yok, çünkü hafızamız gitmiş olanın yerini gerekli bilgiyle doldurur. Bir havuç görür görmez, hemen kavuniçi renginde olduğunu farz ederiz, tıpkı kahvenin kahverengi olduğunu düşünmeden kabul ettiğimiz gibi. Eğer yanlış bir şey söylersem, hafızanız size doğru olanı hatırlatır. Öte yandan, doğru bir şey söylediğimde, hayal gücünüzün sizi şahit olduğunuz şeyin aldatıcı olduğuna ikna edecek gücü de vardır. Çalışmam aracılığıyla, bütün bu farklı hisleri birbirine karıştırmak istiyorum, insanlar ne hissettiğimin farkına varabilsinler diye. Videolar yavaş, sessiz, güzel ve bir parça hazin. Kendinizi mutlu hissettiğinizde, zihninizde hareket vardır. Duygular başlangıçları ve bitişleri olan küçük zaman aralıklarıdır.

ÖMER ALI KAZMA

Ömer Ali Kazma 1971’de İstanbul’da doğdu, yüksek lisans öğrenimini New York New School’da tamamladı. 2000 yılında İstanbul’a dönen video sanatçısı hala burada yaşıyor ve çalışıyor. Çalışmaları farklı birey ve grupların hayatlarında ve yakın çevrelerinde anlam ve düzen yaratmak için başvurdukları farklı yollarla ilgili. Videoları insan etkinliklerinin ve emeğinin anlam ve önemi, ayrıca ekonomi, üretim ve toplumsal örgütlenmenin anlamı hakkında temel sorular ortaya koyuyor. Sanatçının çalışmaları, 7. Uluslararası İstanbul Bienali (2001), Tokyo Opera City (2001), Platform Güncel Sanat Merkezi (İstanbul, 2003), Cetinje Bienali (2004), İstanbul Modern (2004), 2. İstanbul Yaya Sergileri (2005), 9. Havana Bienali (Küba, 2006) ve San Francisco Sanat Enstitüsü’nde (2006) sergilendi.

Engellemeler

Bu diziyi oluşturan videolar aynı aileye mensup. Aralarında ailevi yakınlıklar var ve benzer şarkılara dans ediyorlar. Ama yine de her biri kendisine ait önermeleri ve değer sistemleri olan, ayrı birer video. Bazıları uyum içinde beraber akarken, bazıları çatışıyor. Hepsi yanımızdan yöremizden çıkmış hikâyeler anlatıyor. Hak edildiğinde sevgi gösteriyorlar. Hiçbiri, metalaşmış fantazinin yaptığı gibi, yalan söylemiyor, çirkinlikleri gizlemiyor ya da hakikati çarpıtmıyor.
Birbirlerinden bağımsız videolar olarak olumsuzlayabiliyorlar, biraradayken yüksek bir konumdan onaylayabilmek için.

IAN KIAER

Ian Kiaer 1971’de Londra’da doğdu, Londra’da yaşıyor ve çalışıyor. Royal College of Art’tan 2000 yılında mezun oldu. Minyatür boyuttaki karmaşık ve narin enstalasyonlarıyla tanınan sanatçı, yapıtlarında mimari modelleri, dokunulmamış veya çok az değişikliğe uğratılmış “bulunmuş” nesneleri ve iki boyutlu çalışmaları gruplandırarak, parçalara ayrılmış şiirsel anlatılar yaratıyor. Ian Kiaer yapıtlarını Kunsthalle Basel (2007), 4. Berlin Bienali (2006), Witte de With Çağdaş Sanat Merkezi (Rotterdam, 2006), Çağdaş Sanat Müzesi (Chicago, 2005), Camden Sanat Merkezi (Londra, 2005), Watarium Çağdaş Sanat Müzesi (Tokyo, 2004), Venedik Bienali (2003), Mori Sanat Müzesi (Tokyo, 2003), ICA Boston (2002), P.S.1 (New York, 2002) ve Manifesta 3 (Ljubljana, 2000) gibi mekânlarda sergiledi. Kişisel sergileri arasında Tanya Bonakdar Galerisi (New York, 2007), Galleria Massimo De Carlo (Milano, 2006), The British School at Rome (2005), Alison Jacques Galerisi (Londra, 2004) ve “Art Now/Sanat Şimdi”, Tate Britain (Londra, 2003) sayılabilir.

Analı
Sonsuz Ev Projesi: Basamaklar
Sonsuz Ev Projesi: Esenyurt

Havaalanından alınan resimli mizah dergilerinde yerel güldürüler ve kısa hikâyeler. Sayfa düzenine oturtulmuş karelerde İstanbul bar ve otobüslerinden tanıdık motifler ve kahramanların başlarına gelen talihsizlikler sıralanıyor. Her karenin boyutları hikâyenin ilerleyişini kontrol altına almak amacıyla ayarlanmışa benziyor, bazılarında sadece yüzler, bazılarındaysa bir yerin daha karmaşık resmi var. Parçalara ayrılıp özgür bırakıldıklarında, mimari imkânlar öneren yeni düzenler çıkıyor ortaya, absürd komşular tarafından kaçırılan yatak ve dikey düzlemler.

İstanbul’da basamaklar kendi karmaşıklıklarını geliştirmiş. Bazıları dimdik tırmanıp zor dolambaçlar oluştururken, sadece yukarı doğru ilerlemekle kalmıyor, alternatif rotaları davet eden motiflere bölünüyorlar. Bu motifler, ayağın her talebine uygun girift geometrilerin altında korunan, arazide mevcut açılara dikkat etmekten kaynaklanmış gibi. Bu basamakların uyandırdığı etki, çıkma arzusu kadar oturma arzusu da, yarı yolda oturup, ötekilerin geçmesine izin vermek.

Esenyurt isimli uydu kente yapılan kısa bir gezi: karmaşık bir toplumsal ilişkiler ağını oluşturabilecek esnekliğe sahip olmak namına katı modernist planlama fikirlerine direnen bir yerleşim alanı. Bir şeyler toplayıp biriktirmek, gazeteler, ambalaj kağıtları, bir plastik tabure, şeker kağıtları, maddi şeyler. Kediler çoğunlukla sıhhatli görünmüyor; kürklerindeki şehir kiri ve bitler okşama hevesi bırakmıyor. Bazıları rakipleriyle yaptıkları dövüşlerin izlerini, şiddet potansiyelinin küçük işaretlerini taşıyorlar.

SORA KIM

Sora Kim 1965’te Kore’de doğdu, Seul’da yaşıyor. Sora Kim, modern yaşam koşullarını resimleyen Koreli avangard sanatçılardan biri. Sanatçı, toplumsal mahrumiyete mahkum olanlarla yaptığı işbirliğinin sonucu olan veya izleyicinin katılımıyla gerçekleşen bir çok projede yer aldı. Kim, sanatına kişisel ilişkilerini dahil ederek toplumumuzda mevcut örgütlenmelere ve sistemlere yeni bir model ve alternatif öneriyor. Sora Kim’in enstalasyonları değer ve tüketim kavramlarının kişiselliğinin kışkırtıcı ve gerekli keşiflerini sunuyor. Son on yıldır beraber çalıştığı Gimhongsok ile beraber, aralarında Gwangju Bienali, Venedik Bienali ve Echigo-Tsumari Trienali’nin de bulunduğu büyük uluslararası organizasyonlara özel projeler hazırladılar. Sora Kim çalışmalarını Mattress Factory (Pittsburgh), Tokyo Opera City Galerisi, ArtSonje Center, Rodin Galerisi (Seul), BALTIC Çağdaş Sanat Merkezi, REDCAT Galerisi, (Los Angeles), 51. Venedik Bienali ve Yokohama Trienali’nde sergiledi.

CapitalPlus Kredi Birliği Nedir?

CapitalPlus Kredi Birliği ağırlık, uzunluk, miktar ve tutar birimleri üzerinden mevduat kabul eden ilk finans kuruluşu.
CapitalPlus Kredi Birliği paranın yanı sıra kişisel eşyaları ve mallarınızı da mevduat olarak kabul eden tek kuruluş.
CapitalPlus Kredi Birliği Capital Plus müşteri kredi hesabındaki her türlü mevduata ayda % 3 ile en yüksek faizi sunar.
CapitalPlus Kredi Birliği mülkiyetinize enflasyon garantisi veren tek finans kuruluşudur. Finansal ortağınız olarak CapitalPlus Kredi Birliği, hesabınızdaki her çeşit ağırlık, uzunluk, miktar veya tutarın artışını garanti eder. Hizmetlerimizle geleceğe hazırlanmanın yolunu keşfedeceksiniz.

İşte CapitalPlus Kredi Birliğinin size sundukları:

1. Herkes hesap açabilir.
2. Paranın yanı sıra kişisel eşya ve mallarınızı da mevduat olarak yatırabilirsiniz.
3. Her mevduata ait bir dekont bulunmalıdır.
4. Mevduatlar dört birim seçeneğinde olabilir: ağırlık, uzunluk, miktar ve tutar. Mudi, mevduatını yatırırken uygulanacak birimi seçebilir.
5. ‘Tutar’ birimi yalnızca para yatırırken seçilir, bununla birlikte mudiler paralarını, tutarı para birimi, kişisel eşya veya mal olarak yatırma konusundaki niyetine bağlı olarak, kabul edilen dört birimden herhangi birine yatırmayı seçebilirler.
6. Mevduatlara uygulanan aylık faiz oranı % 3 olarak sabitlenmiştir. Dolayısıyla, örnek olarak, 10 cm’lik bir mevduat yatırıldığında, CapitalPlus kredi hesabınızda aylık faizden elde ettiğiniz kazanç 3 mm olacak.
7. Ay sonunda elde edilen kazancı hesabınızdan şahsen ya da posta yoluyla çekebilirsiniz.

* Dayanıksız gıdalar, çiftlik hayvanları, patlayıcı maddeler ve CapitalPlus Kredi Birliği tarafından hayat veya özgürlük açısından tehlike yarattığı belirlenen tüm diğer mallar mevduat kapsamının dışındadır.

TAIYO KIMURA

Taiyo Kimura 1970’te Japonya’nın Kamakura şehrinde doğdu ve 1995’te Sokei Güzel Sanatlar Akademisi’nden mezun oldu. Bugün aynı şehirde yaşayan Taiyo Kimura, nüfus ve kentsel yoğunluk gibi konuları inceleyerek birey ve kalabalık arasındaki ilişkiye mizahi bir bakışla yaklaşıyor. Büyük şehirlerdeki hayatın yüksek şiddet düzeyi ve sıkışık şartları Taiyo Kimura’nın çalışmalarının zeminini oluşturuyor. Bu çalışmalarda bireyin kalabalık içerisindeki incinebilirliğine genellikle kara mizah yüklü bir bakış söz konusu. Kimura çalışmalarında günlük hayatlarımızla başa çıkmamız için zaruri bir güç olan, doğru türde bir mizah sergilemeyi başarıyor. Son dönemde katıldığı sergiler arasında “All about Laughter/Gülmenin Tüm Yönleri”, Mori Müzesi (Tokyo, 2007), “Real Utopia - Stories of the Unlimited/Gerçek Ütopya - Sınırsızın Hikâyeleri”, 21. Yüzyıl Güncel Sanat Müzesi (Kanazawa, 2006), “Global Players/Küresel Oyuncular”, Ludwig Forum für Internationale Kunst (Aachen, 2006), “Taiyo Kimura, Unpleasant Spaces/Taiyo Kimura, Sevimsiz Yerler”, Wurttembergischer Kunstverein (Stuttgart, 2004) sayılabilir.

Kendi Yerçekimini Hisset
Bir kozmetik dergisine içinden bir sürü göz görünsün diye delikler açıldı.
Çalışmayı gerçekleştirdiğimde, biraz takıntılıydım.
İşi yapmayı bırakamıyordum, sanki gözler bana yapmamı emrediyorlarmış gibi.

Sürtüşme, Tuvalet Ne Tarafta?
Saatler bölünmüş bir hücreye benziyor.
Akreple yelkovan birbirlerine dokunarak birbirlerine zaman kaybettiriyorlar.

İsmimden Et Beni
Bu çalışma, müze güvenlik görevlilerinin oturduğu bir tabure.
Çalışmadan bir mırıltı yükseliyor.
‘O,’ Tokyo’da, Yamanote hattı üzerindeki istasyonların isimlerini mırıldanıyor.

Çizim Olarak Video
Bir ekranda performans videoları gösteriliyor, ekran bir köşeye dönük olduğu için izleyiciye dar bir alan kalıyor, böylelikle bir seferde sadece birkaç ziyaretçinin seyretmesi mümkün oluyor.

Bu çalışmalar takıntı ve psikolojik çatışma hakkında.
Bence, beyin geceleyin hafızaya çeki düzen verirken düzenlenmeye gelmeyen hatıralar var.
Böyle bir hatıra, rüya şeklinde ortaya çıkıyor. Bence bu benim çalışmalarım için de aynen geçerli.

GUNILLA KLINGBERG

Gunilla Klingberg bugün yaşadığı ve çalışmalarını sürdürdüğü Stockholm’de 1966’da doğdu. Hem sanat hem grafik tasarım eğitimi aldı. Klingberg’in malzemesi kozmik ve ticari maddeler. Çalışmalarının çoğu ses, ışık, duvar kağıdı ve diğer nesneler içeren karışık teknik enstalasyonlar. Klingberg’in enstalasyonları reklam, süpermarketler ve Budist ikonografi kadar çeşitli alanların parçalarından hem manevi hem de sıradan olanı çıkarmayı amaçlıyor. Tanıdık nesneleri her zaman dahil ettiği enstalasyonları kimlik oluşturma ve yerel pazarlama taktikleri içeren yeni hızlı gelişimi ile tüketicilik 2.0’ın çerçevesini çiziyor. Bütün bunlar Klingberg’in düşünce sistemi içerisinde mimari, heykel ve grafik sanata dönüşüyor. Yapıtlarını sergilediği mekânlar arasında P.S.1 Güncel Sanat Merkezi (New York), Palais de Tokyo (Paris), Kiasma (Helsinki), Busan Bienali ve Moderna Museet (Stockholm) sayılabilir.

Kozmik Töz

Gunilla Klingberg’in projesi “Kozmik Töz”, mimari açıdan kapalı, bilimden ve yeni çağ kültüründen benzetmeye dayalı imler taşıyan ve ancak ‘ayın taşerona verilmesi’ olarak özetlenebilecek bir durum üzerinde düşünen karışık teknik bir enstalasyon. 2006’nın sonlarında NASA, on iki diğer uzay ajansıyla işbirliği içerisinde, Küresel Keşif Stratejisi projesi çerçevesinde ayda bir üs kurma, yani kısaca ayı sömürgeleştirme planlarını açıkladı. NASA ve işbirlikçilerinin açıklaması ayın doğal kaynaklarını özel şirketlere satmayı da içeriyor, bu açıklama, ayın barışçıl kullanımının önemini kesin bir şekilde teyit eden, ayın münferit bir tarafın değil, sadece uluslararası topluluğun genelinin faydası uğruna kullanılması gerektiğini vurgulayan, neredeyse otuz yıllık BM sözleşmesini de geçersiz kılıyor.
Klingberg’in enstalasyonunda ayın tarih öncesinden gelen öneminin göstergeleriyle efsaneleri, rüyaları ve ortak bilinçaltını marka ve sermaye haline getiren çağdaş mülkiyet mantığı yan yana yerleştiriliyor. “Kozmik Töz” ruhaniyle ticarinin bu şeytani ittifakını geleneksel ruhanilik nesneleri ve Klingberg’in ay desenleri ağıyla temsil ediyor. Arketipler tüm sergi mekânını yiyip bitirirken sanatçı insanın uzayı ele geçirmesinin dizginsiz (ir)rasyonel mantığına dair bir uyarıda bulunuyor.

 

 

ALEKSANDER KOMAROV

Aleksander Komarov 1971’de Belarus’ta doğdu, bugün çalışmalarını Rotterdam’da sürdürüyor. Belarus’taki Minsk Güzel Sanatlar Lisesi, Polonya’daki Poznan Güzel Sanatlar Akademisi ve Amsterdam’daki Rijksakademie van Beeldende Kunsten’de öğrenim gördü. Son dönemde açtığı sergiler arasında “Return of Memory/Hafızanın Geri Dönüşü”, KUMU (Talin, Estonya, 2007), “Progressive Nostalgia”, Centro per l’Arte Contemporanea Luigi Pecci (Prato, İtalya, 2007), “How to do things?-In the Middle of (No)where)/Nasıl yapmalı? (Hiç)biryerin Ortasında”, Nikolaj, Kopenhag Çağdaş Sanat Merkezi (Danimarka, 2006), “See you in Disneyland/Disneyland’de Görüşmek Üzere”, Fonds BKVB Proje Stüdyosu (Berlin, 2006), “One Year After/Bir Yıl Sonra”, BA-CA Kunstforum (Viyana, 2006), “Project Rotterdam/Rotterdam Projesi”, Museum Boijmans van Beuningen (Rotterdam, Hollanda, 2005), “The Architect/Mimar”, Çağdaş Sanat Müzesi (Minsk, Belarus, 2004), “Catching the Ghost/Hayaleti Yakalamak”, HEDAH (Maastricht, Hollanda, 2003), “Expect Relevance/Önem Bekleyin”, K3 (Zürih, İsviçre, 2002), “Lot II/II. Lot”, CCA Zamek Ujazdowski (Varşova, Polonya, 2001) sayılabilir. Komarov’un çalışmaları Art Magazine Moscow, Art Forum International, Umelez V, Metropolis M. gibi dergilerde incelendi.

Çeviri Üzerine: Saydamlık / Akustik Mimari

Kontrol siyasetinin çevresini tasarlamada öncelikli konu saydamlıktır. Günlük kentsel ortamdan alınan bilginin ‘çeviri’si kitlesel medyanın eklemlenmesine ve bu medyayla yaşanan deneyime bağlıdır.
1999’dan bu yana hükümeti Berlin’deki Reichstag’da çalışırken her gün, canlı, turistik bir izlence olarak seyredebiliyoruz. Gerçekten çerçevelenmiş bir görüntü bu, bazen pek bir şey görünmese de. Görülmeye değer mimari öğenin yansımaları bazen görüşe engel oluşturuyor, ama aynı zamanda izleyenleri bol bol fotoğraf çekmek isteyecek kadar heyecanlandırıyor. Reichstag’ın cam kubbesi modernist üslupla tasarlandı. ‘Mekân ve zamanın gamını değiştirmek üzere ışığı yapısı içerisinde zapt ediyor.’ (‘Bauhaus’ta Ders Vermek’, R. K. Wick, s. 138) Dil alanında ‘saydamlık’ çoklu, örtüşen nesneleri anlatmak için kullanılan bir ifade. Diğer anlamlarının yanı sıra, diğer ilgili bilgiyi kaybetmeden, hitap üslubunun mümkün olduğunca geniş kitleye uygun olmasını sağlama çabasını tarif ediyor. Kelimenin bir başka kullanımıyla, saydamlık filmin malzemesinin çevirisini yapıyor. Akustik mimari saydamlığın eklemlenmiş gösterisine vurgu yapar -hem kitlesel medya hem de alıcıları tarafından kışkırtılan bir gösteri. Kalın bir cam cepheden içeri baktığımızda sesi duvarın iki tarafından da süzüyor. Filmde çeviri, görüntü üretiminin anlamının, eşdeğerli bir mesajın, başka bir görsel dilde ifade edilmesi. Bu çalışma Berlin’deki Bundestag’ın, Rotterdam’daki Van Nelle Fabrikası’nın görüntülerini erken modernist cam ve çelik mimarisiyle bugünkü kullanımı ve çalışmanın son halinin gösterileceği İstanbul’daki Atatürk Kültür Merkezi (AKM) arasında bir bağlantı olarak kullanıyor.

REM KOOLHAAS/AMO

Rem Koolhaas ve Office for Metropolitan Architecture/Büyükşehir Mimari Bürosu (OMA) birlikte 1990’ların sonlarında AMO’yu yarattı. Yaratıcı bir düşünce kuruluşu olarak tasarlanan AMO, mimari düşünceyi başka alanlara aktarmayı hedef edinmiştir. Kavramsal boyuttan uygulama boyutuna güncel koşulların potansiyelini tam anlamıyla gerçekleştirmenin yeni yollarını tanımlayan büro, mimari düşünceyi örgütlenme, kimlik ve kültür sorunlarına uygular. AMO ve OMA’yı biraraya getiren Rem Koolhaas son yılların en önemli düşünürlerinden biri kabul edilmektedir. AMO şu anda Hermitage Müzesi ve Prada modaevi için çalışmakta, aynı zamanda Pekin için bir koruma çalışması hazırlamaktadır. AMO bugüne kadar Universal Stüdyoları, Avrupa Birliği, Harvard Üniversitesi ve Condé Nast için çalışmalar gerçekleştirdi. Geçen yıldan bu yana AMO, Çin’in Zhujiang Nehri Deltası’nda ve Singapur’da yürüttüğü araştırmalara benzer bir şekilde, İran Körfezi’ndeki artan gelişme hızını incelemeye odaklandı. Al Manakh adlı yayın bu çalışmanın şu ana kadar gelmiş olduğu durumu belgelemektedir.

Körfez

Tamamlamalar çağında yaşıyoruz, yeni başlangıçlar çağında değil.
Dünyanın yeniden başlayabileceği yerler bitiyor.

Körfez dizginsiz modernleşmenin son cephesi: daha yarım yüzyıl önce göçebelerin rahatsız edilmeden dolaştığı yerlerde hararetli bir kentsel öz üretimi.

En büyük kentsel üretim sahası olduğundan ve daha önce hiçbir (kentsel) işgalin olmadığı bir alanı işgal ettiğinden, Körfez günümüz şehrinin özünü en saf haliyle temsil ediyor.

Körfez Şehirleri şimdi inşaat halinde. Bu da kaçınılmaz olarak günümüz kent prototipleri repertuarına dayandıkları anlamına geliyor -topluluklar için yerleşim (konulu & girişli), oteller (konulu), gökdelenler (en yüksek), alışveriş merkezleri (en büyük), havaalanları (iki katı) -Kamu Alanı bu mekânların çimentosu, yakında butik hotel, marka müze ve mimari şaheser gibi uzantılar da eklenecek.

Şu anda Körfez, devasa bir çabayla belirsiz ve bazen hayal kırıklığı yaratan sonuçlara dönüşen, engin bir olanaklar ve tutku sahası, sırf yaşlanmaktan ve icat eksikliğinden eprimiş ‘Kentsel’in veda performansı sanki.

Kıyamet tellallığı yapmak isteyen Dubai’ye -bildiğimiz-şekliyle-mimarlığın-ve-kentin-sonunun kanıtı olmayı yakıştırabilir; daha iyimser bir bakış ise Körfez’in oluşmakta olan -hem inşa edilen hem de önerilen- özünde yeni bir mimarlığın ve yeni bir kentin başlangıçlarını fark edebilir.

Yeni bir şehircilik türünü -modernizmin önceki misyonlarının dokunmadığı veya göz önünde bulundurmadığı yerlere- ihraç etmeyi amaçlayan bu filizlenen seferberlik, yeni bir şehircilik tasarımı biçimlendirmek için son fırsat olabilir. Mimarlık bu son şansı değerlendirebilecek mi?

MARKUS KROTTENDORFER

Markus Krottendorfer 1976’da Avusturya’da doğdu, çalışmalarını Viyana’da sürdürüyor. Fotoğraf alanında yoğunlaşan sanatçının son dönem sergileri, “21 POSITIONS/21 POZİSYON”, Avusturya Kültür Forumu (New York, 2007), “Beauties of the Night/Gece Güzelleri” FLACA Galerisi (Londra, 2007), “Pool Level 175/Havuz Seviyesi 175”, Diagonale (Graz, 2007), “ECB Yılın Fotoğrafı Ödülü 2006: Bugün Avusturya”, Leinwandhaus (Frankfurt a. Main, 2006) / Westlicht Galerisi (Viyana, 2007), Photowall & Videowall/Fotoğraf Duvarı ve Video Duvarı, Kunsthalle Wien (Viyana, 2006), 1. Viyana Bienali (Avusturya, 2006), “Heute kein Evidenzproblem-Junge Österreichische Positionen/Genç Avusturyalı Konumlar”, Westlicht Galerisi (Viyana, 2006), “Hotel Rossija/Rossija Oteli”, Webster Üniversitesi Thomas K. Lang Galerisi (Viyana, 2006), Fotohof (Salzburg, 2006), “Qui Vive”, NCCA Ulusal Çağdaş Sanat Merkezi (Moskova, 2005), “Neue Heimat/Yeni Yurt” Charim Galerisi (Viyana, 2005), “double game/triple gain-çifte oyun/üçlü kazanç”, Charim Galerisi-Sixfriedrich LisaUngar Galerisi (Salzburg, 2004), “Under[construction]/[yapım]aşamasında”, Museum der Moderne Salzburg (Salzburg, 2003), “Das Drei-Schluchten-Projekt/Üç Boğaz Projesi”, Güzel Sanatlar Akademisi sergi alanı (Viyana, 2003), “Same Old Sun Everywhere/Her Yerde O Bildiğimiz Güneş”, France Galerisi (Moskova, 2003), “Junge Kunst aus der Akademie/Akademiden Genç Sanat”, Galerie 422 (Gmunden, 2003).

Rossija Oteli

Markus Krottendorfer’in fotoğrafları belge ile anlatı arasındaki gerilim alanında yer alıyor: Dizileri her zaman süreçle, zamanın tarihsel gelişimini kaydetme ve zamanının tanığı olarak sanatçıyla ilgili. Bu diziler aynı zamanda artık geçmiş, fotoğrafın çekildiği anda artık geri getirilemeyecek bir zamanı ifade ediyorlar. Bunun her fotoğraf için geçerli olduğu söylenebilir ama Krottendorfer’in fotoğraflarında bu durum acımasız gerçekliğin köküne iniyor: Dünyanın dört bir yanında fotoğrafını çektiği dev inşaat projeleri doğaya ve kentsel görünüme -Krottendorfer’in fotografik yaklaşımıyla aşırı toplumsal altüst oluşun imgeleri haline gelen- açık ve kesin müdahalelerde bulunuyor çünkü. Bu sanatsal çalışma sadece gerçek değil, aynı zamanda kurgusal bir alana da bağlanıyor: Zamandan çıkarılıp alınmış parçalar, gerçek, artık sadece hafızada yer alan, tarih ve görünümleri tarafından üst üste bindirilmiş yerler. Hafızamız bir yönüyle de fotografiktir, fotoğraflar ise tam da gerçek mekân ile kurgu haline getirilmiş mekân arasındaki ara durum hakkında. “Rossija Oteli ” (2005) serisindeki on dört fotoğraf da böyle: Arada geçen zamanda kapanan ve yıkılan bu anıtsal, efsanevi Moskova otelini belgelerken Krottendorfer’in amacı şehir merkezindeki bu mimari yapıtı ve kentsel konumunu tam anlamıyla kaydetmek değildi. Sanatçı bu çalışmada, bir zamanlar modern Sovyet çağının simgesi ve prestijli bir bina olan yapıyı sistemli olarak belgeleyecek belirgin bir kavramsal çizgi takip etmiyor. Amacı aksine belirli bir tarihsel anın simgesel imgelerini ortaya çıkarmak ve, aynı zamanda, onları sorgulamak. Çünkü Krottendorfer’in tuhaf bir sessizlik taşıyan fotoğrafları ne kadar bir dönemin belgeleriyse, bir o kadar da hatırlanan imgeler. (Maren Lübbke-Tidow)

LEE BUL

Lee Bul 1964’te Kore’de doğdu, Seul ve New York’ta yaşıyor ve çalışıyor. 1980’lerin sonundan bu yana performans, heykel ve multimedya enstalasyon alanlarında çalıştı; teknolojinin yükselişinin maddi ve toplumsal sonuçlarıyla ilgilendi. “Mon Grand Récit: weep into stones.../Büyük Hikâyem: Ağla taşlara...” (2005) adlı yapıtı, tarihin teleolojik ilerlemesine duyduğumuz inancın arkasındaki çelişkili dürtüleri sorguluyor. Ütopyacı özlem ve başarısızlıkların yaratıcı bir topografyası olan bu yapıt, modernitenin ilerlemeci zorunluluklarının hayaletleri üzerine derin bir düşünceyi temsil ediyor. Lee Bul’un kişisel müze sergileri arasında Domus Artium (Salamanca, 2007), Govett-Brewster Sanat Galerisi (New Plymouth, 2005), Çağdaş Sanat Müzesi (Sydney, 2004), Çağdaş Sanatlar Merkezi (Glasgow, 2003), Power Plant (Toronto, 2002), Le Consortium (Dijon, 2002) ve New Museum of Contemporary Art (New York, 2002) yer alıyor. Sanatçı 2007 Kasım’ında Paris’te Fondation Cartier’de yeni çalışmalarını bir araya getiren bir kişisel sergi açacak.

Büyük hikâyem: Ağla taşlara...

* Lee Bul’un önemli çalışmalarından biri olan “Büyük Hikâyem: Ağla taşlara...” sanatçının heykel üretiminde yeni bir gelişmeye işaret ediyor. Tutkulu, yayılan ve parçalanmış bu yapıt toplu ütopyacı özlemlerin (ve başarısızlıkların) sanatçının bireysel hafızası ve algısıyla kaynaşmış topografik bir hikâyesini oluşturuyor. Son on beş yılda gerçekleştirdiği birçok çalışmada olduğu gibi, gerçek ve ideal, aşağılık ve güzel, bayağı ve yüce arasındaki karmaşık diyalektik ilişkiyi derinlemesine tarıyor. Birbirine hiç benzemeyen malzemelerin, görsel bileşenlerin ve kültürel referansların sentezini uç noktaya götüren “Büyük Hikâyem” kasıtlı olarak çelişkili, ve ütopyacı projelerin baştan belli kullanılmaz hale geliş ve çürüyüşlerinin izleriyle yüzleştiği hayali bir alanı işgal ediyor. “Büyük Hikâyem: Ağla taşlara...” zorunlu olarak eksik ve öznelliği derin bir dünyanın hikâyesini sunuyor, masumiyeti elinden alınmış ama hâlâ, sadece tılsımlı geçmişimizin enkazına soğuk bir bakış fırlatmaya hazır olanlar için de olsa, aydınlanma, hatta aşkınlık olasılığına tutunan bir dünya bu.

* Bu metin Art Unlimited/Sınırsız Sanat, Art 36, Basel, İsviçre, Haziran 15-20, 2005'in broşüründen bir alıntıdır.

MINOUK LIM

Minouk Lim 1968’te Güney Kore’de doğdu, Seul’da yaşıyor ve çalışıyor. Lim, Ecole Nationale Superieure des Beaux-Arts de Paris’den önce 3 yıl Ewha Kadın Üniversitesi’nde güzel sanatlar eğitimi aldı. Başka sanatçılarla işbirliği içerisinde, farklı malzemeler kullanarak çeşitli görsel üretim stratejileri belirleyen sanatçı, toplumun çeşitli yüzleri ve saçma yönlerine odaklanıyor ve genellikle toplumun pervasız gelişen, para güdümlü manzarasını hicvediyor. 7. Hermes Kore Sanat Ödülü'nü (2007) ve 6. Gwangju Bienali’nde Gwangju Bankası Ödülü’nü (2006) kazanan Lim’in son sergileri arasında, “Somewhere in Time/Zamanda Bir Yerde”, Artsonje Merkezi (Seul, 2006), “Seul 9. Kadın Filmleri Festivali”, Artreon Sineması (Seul, 2006), "Symptom of Adolescence/Gençlik Belirtisi", Rodin Galerisi (Seul, 2006), "Parallel Life/Paralel Hayat", Frankfurter Kunstverein (Almanya, 2005), "Where is My Friend's Home?/Arkadaşımın Evi Nerede?", Kunstlerhaus (Mousonturm, Frankfurt, 2005), "This is Not a Love Letter/Bu Bir Aşk Mektubu Değildir" (! flyer Projesi), Marronier Galerisi (Seul, 2004).

Yeni Kent Hayaleti

Bu medya sanat eseri, sanki bir hayalet gelişime boyun eğmesi emrini veriyormuşçasına megafonla slam şiiri okuyan bir rapçiyi gösteriyor. Ve bazen hayalet içini çekiyormuş gibi geliyor kulağa. Rapçi yanında bir davulcuyla bir kamyonette, Yeongdeungpo Göbeği’nden başlayan üçgen iyileştirme alanının etrafında dönüyor.
Tarafımdan hazırlanan versiyonu gösteren duvardaki ekrana paralel olarak, 1,5 metre uzaklıkta, yere bir halı serilmeli. Derin bir koltuğa, bir televizyon monitörüne ve bir kulaklığa ihtiyaç var. TV monitörü bir TV yapımcısı tarafından hazırlanan diğer “Yeni Kent Hayaleti” versiyonunu gösteriyor ve izleyiciler bu versiyonu kulaklarını kulaklıkla kapatarak izleyebiliyorlar.
Seul Büyükşehir Yönetimi’nin Yeni Şehir Projesi’nin ‘yeni şehirler’inden biri ilan edilen ve ofisimle stüdyomun da bulunduğu Yeongdeungpo, Yeongdeungpo Pazarı etrafındaki bölge Kore’nin erken dönem endüstriyel gelişimine katkıda bulunduğundan beri gelişim umuduyla yerel halkın aldırmazlığının bir arada var olduğu simgesel yer.
“Yeni Kent Hayaleti”nin iki farklı versiyonu gösterilmeli.
Yine, bunlara paralel olarak, seyircilerin yukarıda bahsedilen şeylerin yanı sıra ekranı da görebilmeleri için uzun bir koltuk yerleştirilmeli.

LU CHUNSHENG

Lu Chunsheng 1968’te Changchun’da doğdu, Şanghay’da yaşıyor ve çalışıyor. 1993-1994 döneminde Çin Sanat Akademisi Heykel Bölümü’nde eğitim gördü. Resimden fotoğraf ve videoya uzanan çeşitli malzemeler kullanmasına rağmen, sanatçının çalışmaları resimsel imge üretimi geleneğine kuvvetle bağlı ama teknik yaklaşımı özgürce kategoriler arasında gidip gelmesine izin veriyor. Çalışmalarında sürrealist bir tavır ortaya koyan Lu Chunsheng’in uzmanlık alanı muhteşem saçmalıkta topografyalar. İnce hayallere sahip sanatçı, hayali arazileri haritalandırarak paralel toplumlar yaratıyor. Son dönem sergileri arasında, 27. São Paulo Bienali (2006), “China Power Station: Part I/Çin Güç Merkezi: Birinci Bölüm”, Battersea Elektrik Santrali (Londra, 2006), “Çağdaş Çin Sanatı, Mimarlık ve Görsel Sanat Sergisi”, Boijmans van Beuningen Müzesi (Rotterdam, 2006), “The Thirteen: Chinese Video Now/On Üç: Günümüzde Çin Videosu”, P.S.1 (New York, 2006), “Out of Sight/Gözden Uzak”, De Appel Vakfı (Amsterdam, 2005) ve 2. Guangzhou Trienali (2005) sayılabilir.

Kimyanın Tarihi I ve II

Lu Chunseng hareketli Çin çağdaş sanat ortamından çıkmış en özgün sanatçılardan biri. Çalışmalarında hızla değişen bir dünyanın esrarengiz etkilerini inceliyor -‘pek anlam veremediği’ olgularla, hareketle hareketsizlik arasında asılı kalmış yoğun, belirsiz ve tekinsiz sahnelerle, sessizlik ve gürültüyle, şiddet ve barışla, bayağılık ve tuhaflıkla, normallik ve sıradışılıkla dolu bir dünyanın etkilerini... Deneysel sinema ve müzikten derin bir şekilde etkilenmiş olan sanatçı alışılmadık uzunlukta ve esrarlı isimleri olan ve insanın üretmeye ve iletişime geçmeye yönelik faaliyetlerinin sırrını hem açığa çıkarmaya hem de yeni bir esrara büründürmeye çalışan filmler yaptı. Çin ve İngiltere’de çektiği “Kimyanın Tarihi I ve II” (2004 ve 2006) başlıklı dizi sanatçının bu derece tanıdık ve uzak bir dünyayı keşfetme yolunda ulaştığı en son ve çarpıcı nokta. Sanatçının kendi ifadesiyle: “Modern kimya eski Batı simyasından çıkmıştır. Bugünün Doğu Asya’sı koca bir simya atölyesine benziyor, videoma bu yüzden bu başlığı seçtim”.

CRISTINA LUCAS

Cristina Lucas 1973’te İspanya’nın Jaén şehrinde doğdu, Madrid ve Amsterdam’da yaşıyor. Madrid Complutense Üniversitesi’ndeki güzel sanatlar eğitiminin ardından University of California, Irvine’den yüksek lisans derecesini aldı. Çağdaş estetik çerçevesinde insan eylemlerinin ve ahlakının mantıksızlığına odaklanarak çalışmalarında ironi ve mizahı yoğun bir şekilde biraraya getiren Lucas, 2006’da düzenlenen BELIEF/İNANÇ başlıklı 1. Singapur Bienali’ne katıldı. Lucas’ın çalışmaları ayrıca, Madrid Galería Juana de Aizpuru’da gerçekleştirdiği kişisel serginin yanısıra, Barcelona Fundación La Caixa’da; “Witnesses/Testigos/Tanıklar”, Fundación MNAC (Cádiz); “Çağdaş Erotik Çizimler”, Aldrich Sanat Müzesi (Connecticut, ABD); “The Real Royal Trip”, Valladolid Museo Patio Herreriano sergilerinde, Atladis, Palais de Tokio’da (Paris) ve VideoZone2: 2. Uluslararası Video Sanatı Bienali’nde (Tel Aviv) yer aldı.

Pantone

Pantone uluslararası ölçekte bu kodu kullanarak tanımlayabildiğimiz geniş bir örnek renk arşivi.
Zor bir kavram olan ‘ülke’ hem bayraklarda, hem de coğrafi harita tanımında geleneksel olarak renklerle temsil edilir.
“Pantone” adlı çalışmam M.Ö. 500 tarihinden günümüze, 2007’ye siyasi haritaların değişimini gösteren bir animasyon. Sağ alt köşede bir sayaç var. Bu animasyonda her yıla karşılık gelen siyasi-renkli biçimleri görebiliyoruz. Her saniye, dönüşümleriyle beraber yeni bir yılı gösteriyor.
Bu dönüşümler ittifaklar veya siyasi miras aracılığıyla veya genellikle güç kullanarak gerçekleşmiş.
Zalim savaşların getirdiği değişiklikler bu çalışmada hareketli renkli soyut bir resmi andırıyorlar. Tarihsel olayların tuhaf ve sessiz bir gösterisi.
Kendi yaşamı içerisinde, virüs benzeri bir organizma gibi yayılıyor ve Dünya gezegeninin bilinen tüm yüzeyini kaplıyor. Her şey herhangi bir Hiyerarşi olmadan aynı anda olup bitiyor. Kendi tarihimiz açısından son derece önemli bir olay küresel ölçekte küçük kalabilir. Toplumların sınır değiştirme ve yeni ulusal kimlikler değiştirme yolundaki yorulmak bilmez çabasını anlamamız imkânsız.
Pantone ile ilgili performans bunun hakkında.
Dış ses olarak bazı siyasal tarihçiler animasyon gösterilirken uzman oldukları alan hakkında ekrandaki değişikliklerle eşzamanlı olarak konuşacak. Gezegenin son dönem tarihinin karmaşıklığı ve etkileşimi paha biçilmez bir hışırtı doğuruyor.

KEN LUM

Ken Lum 1956’da, bugün de yaşamakta olduğu Vancouver’da doğdu, Kanada’nın önde gelen uluslararası sanatçılarından biri. Lum’un çoklu biçimlerden oluşan sanatı, kentsel imge üretimi söylemlerini irdelerken asıl ilgisini kimlik sorunlarına yöneltir. Son dönemde büyük boy kamusal sanat çalışmalarına yoğunlaşan sanatçı, Documenta XI’de ve birçok bienalde sergi açtı. Birçok önde gelen sanat yayını ve dergide yazıları yayınlanan Lum, 1999-2001 tarihleri arasında LondonArt sitesi için çevrimiçi bir günlük hazırladı. 2000 yılında Yishu Çin Çağdaş Sanatı Dergisi’nin kurucuları arasında yer aldı ve 2004 yılına kadar editörlüğünü yaptı. Cumhuriyet döneminde kentin sanat ve kültürünü konu alan “Şanghay Modern 1919-1945” adlı 2005 tarihli serginin küratörlerinden olan Lum, yine 2005’te, Orta Doğu’nun en büyük sanat bienali olan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde düzenlenen 7. Sharjah Bienali’nin de küratörleri arasında yer aldı.

Farkındalık Evi
“Farkındalık Evi”, üç koridorla çevrili, karartılmış bir odadan oluşan mimari bir enstalasyon. İlk koridorda on üçüncü yüzyıl mutasavvıf şairi Yunus Emre’nin Türkçe bir şiirinin yansıtıldığı bir ayna var. Aynanın karşısındaki duvara tersinden yazılmış olan şiir vücut aracılığıyla deneyimlenen dünya ile öznellik arasındaki ilişki hakkında. Devamında iki koridor daha var. İkisinin de sonunda tam boy birer ayna bulunuyor. Ziyaretçiler her an kendi vücutlarının yansımasıyla karşılaşıyorlar. Son koridorun ucunda da karartılmış bir odanın girişi var. Ziyaretçiler burada hem duvardaki Türkçe metin hem de aynada yansıyan metni okumakta olanlarla karşılaşacaklar. Bu ziyaretçiler aynanın diğer tarafında bulunanlar tarafından görüldüklerinin farkında değiller. Ziyaretçiler başka birileri tarafından seyredilmiş olduklarını ancak üç koridoru geçip karartılmış odaya girdikleri zaman anlıyorlar.

MAP OFFICE

MAP Office, günlük yaşam eylemlerimizi değiştirmek ve yaşam alanımızı yeniden inşa etmek için Laurent Gutierrez (1966, Casablanca) ve Valérie Portefaix (1969, Saint-Etienne) tarafından oluşturulan açık bir platform. 1996’dan bu yana merkezi Hong Kong’da olan platform mimarlığın toplumsal-siyasi etkinliğini yeniden düşünen yeni kuşak mimarları temsil ediyor. Projeleri uzamsal ve zamansal kuraldışılıkların eleştirel analizi ve insanların kendi kullanımları için mekânları bozma ve uyarlama yöntemlerinin belgelenmesi hakkında. Platformun çoğu ortak çalışmasında, metin, çizim, fotoğraf, video ve yeni iletişim platformlarının oluşturulmasını içeren eylemlerle bir oyun anlayışı sözkonusu. Platform, 7. Venedik Mimarlık Bienali’ne, en iyi “İlham” ödülünü kazandıkları 1. Rotterdam Mimarlık Bienali’ne ve 2. Guangzhou Trienali’ne katıldı. Aynı zamanda, aralarında Hong Kong’da yaşanan dönüşümü ayrıntılarıyla inceleyen Mapping HK/Hong Kong’un Haritalandırması, HK LAB Trilogy/HK LAB Üçlemesi ve The Parrot’s Tale/Papağan’ın Hikayesi’nin de bulunduğu, Hong Kong ve Çin’deki kent olguları hakkında bir dizi makale yayınladılar.

Üretim Şehirleri
Pozitif kapitalizmle deney yapmak için mükemmel bir fırsat

“Üretim Şehirleri” farklı mekân kavramlarının bir arada bulunuşunu inceliyor. Bu proje, “Made in Hong Kong/Hong Kong Malı”ndan “Made by Hong Kong in China/Hong Kong’da üretilmiş Çin Malı”na uzanan, Hong Kong ve Pearl Nehri Deltası’da üretim tarihi üzerine bir araştırma ile başlıyor. ‘Üretim Şehri’ni anlamak ve onunla ilişkiye geçebilmek için üretim alanı ile kapital üretiminin toplumsal ilişkileri arasındaki ilişkiyi inceliyoruz. Bu çerçevede Henri Lefebvre’in mekân üretimi ile ilgili açıklamasını hatırlıyoruz: “bugün, vardığı en uç noktada üretim, şunun veya bunun, bir nesnenin veya işin üretimi meselesi değil, aksine mekânın üretimidir”.
Peki eğer ‘Üretim Şehri’ varsa, neye benziyor?
Bir üretim alanından daha fazla bir şey olan bir fabrika mı?
İşçilerine büyük özen gösteren bir şirket mi?
Bölgenin içinde bulunduğu boyutu ve kültürü kabul edebilecek bir pozitif kapitalizm fikri mi? Kendine saygı duyan bir çevre mi?

2002’de Pearl Nehri Deltası bölgesini oluşturan binlerce fabrikadan birinde bir anket başlattık. 1968’te Hong Kong’da kurulan fabrika, 1989’da Shenzhen ve Dongguan sınırında geniş bir alana taşınmış. O zamandan bu yana bu fabrika, çevre mühendisliği ve 5000 çalışanına sağladığı sosyal yardımlarla pozitif kapitalizm adına mükemmel bir laboratuvar geliştirdi.

RAMÓN MATEOS

Ramón Mateos 1968’de İspanya Madrid’te doğdu, halen bu kentte yaşıyor ve çalışıyor. 2006’da dağılan El Perro grubunun kurucusu ve üyesi olarak Ramón Mateos’un katıldığı sergilerden bazıları arasında, 2. Moskova Bienali (2007), “Memorial”, Moderna Museet (Stockholm, İsveç, 2007), “Brave New World/Cesur Yeni Dünya”, Amsterdam Cobra Müzesi (2007), “Dirty Yoga/Kirli Yoga”, Taipei Bienali (2006) yer alıyor. İlgilendiği yeni projede, bireysel bir noktadan gelişmeye başlamış olsa da, fikirlerin ve eylem biçimlerinin karşı karşıya gelmesinden güç alan sanatsal bir üretim biçimine yaklaşmak konusunda, sanatçının güçlü bir ilgisi söz konusu. Diğer gruplar ve bağımsız sanatçılarla işbirliği yaratmak isteyen Mateos, sadece kendi çalışmalarını gerçekleştirmenin yanı sıra, küratöryel projelerde veya projelerin üretim ve düzenlenmesi, yayınlanması gibi süreçlerde de yer almak istiyor. “Proyecto Juarez”, Meksika (2007) ve “Interferencia 07” Kamusal Sanat Projesi (Barcelona, 2007) sergilerinde yer alan sanatçı, “War Trade.../Savaş Ticareti... Plataforma ’06” (Meksika, 2006) sergisine küratör olarak katıldı ve Madrid’teki “ResidentEvil” (2007) sergisinin programını düzenledi.

Bir adım ileri, iki adım geri

Küreselleşme ve liberalizm bize sürekli olarak piyasa kanunlarının kendiliğinden belirlediği mutlu bir dünyada yaşadığımız mesajını iletir. Bu mutluluk sadece sistemin bizi koruduğunu iddia ettiği ama bu mantığa aykırı bir biçimde sistemin ürettiği terör tarafından tehdit edilir. Berlin Duvarı’nın yıkılışından bu yana hep birlikte bu gerçekliğin içinde varoluyoruz ve artık liberal tutkunun nihai sonuçlarıyla karşı karşıyayız. Bu zeminde, günümüz solu dayanaklarını yitirmiş, derin bölünmelere uğramış ve dünyanın sorunlarına çözümlerle katkıda bulunma kapasitesini yitirmiş görünüyor. Devrimci solun güçlü simgesel mekânizması bu durumu en iyi anlatan bazı imgelerle bu işe katkıda bulunuyor. “Bir adım ileri, iki adım geri”, 9 video kanalından yayınlanacak bir video enstalasyonu: her birinde başka birisini gördüğümüz fonsuz 8 ekrandaki kişilerin her biri aynı anda, başka dillerde Enternasyonal’i okuyor (İngilizce, Fransızca, İspanyolca, Almanca, Çince, Rusça, İtalyanca, Rumence) ve kulağa tanıdık gelen ama son derece karmaşık bir kakofoni korosu oluşturuyorlar, aralarında ise Lenin Mozolesi’nin iç mekânını gördüğümüz bir video-projeksiyon yer alıyor, bu videoda, tekrar eden bir düzende bu mekânın bir canlandırmasını izliyoruz, ve Lenin mumyasının, bir karabasan görüyormuşçasına kımıldadığını fark ediyoruz...

JULIO CÉSAR MORALES

Julio César Morales 1966’da Meksika’nın Tijuana şehrinde doğdu, San Francisco’da yaşıyor. Sanatçı, eğitimci ve küratör Julio César Morales, hem bağımsız çalışıyor hem de birçok grup projesine ve halkı içine alan ortak projelere katılıyor. Kuzey Meksika ve Birleşik Devletler’in Batı Yakası arasındaki dinamik kültürel etkileşimden hareketle, grafik tasarım ve popüler müzikten etkilenen, emek, hafıza, gözetleme teknolojileri ve kimlik stratejilerini inceleyen, dijital teknolojiyi kullanan kavramsal çalışmalar gerçekleştiriyor. Morales’in yapıtları, Singapur Bienali (2006); Frankfurter Kunstverein; ARCO Uluslararası Sanat Fuarı (Madrid, 2005); İsviçre Kültür Merkezi (Paris); Rooseum Sanat Müzesi (Malmö, İsveç); Peres Projecta (Los Angeles); San Juan Trienali (Porto Riko, 2004); Fototeca de Havana (Küba); Harris Lieberman Galerisi (New York); MUCA ROMA (Mexico City); UCLA Hammer Müzesi, Los Angeles ve Çağdaş Sanat Müzesi, San Diego gibi sergi ve mekânlarda yer aldı.

Kayıt Dışı Ekonomi Satıcıları

Julio César Morales, Batı Yakası Körfez Bölgesi’ndeki memleketi Tijuana’nın grafik tasarımlarından, popüler müziğinden ve sokak hayatından aldığı ilhamla, dijital teknoloji aracılığıyla ifadeye büründürdüğü kavramsal sanat eserleri yaratıyor. 2002’de başlayan ve hâlâ sürmekte olan “Kayıt Dışı Ekonomi Satıcıları” projesi, sokak satıcılarının el arabalarını Tijuana, Los Angeles ve San Francisco şehir merkezlerinin işlek caddelerine uygun hale getirişlerini belgeleyen bir proje. Çalışma California’daki yeni piyasa koşullarına intibak eden Latin Amerika ekonomik stratejilerinin etkisini araştırıyor. Sanatçı el arabasıyla yapılan kayıt dışı ticari faaliyetin Meksika kökenli Amerikalı satıcıların kendilerine şehirde yeni bir toplumsal alan yaratmalarının yollarından biri olduğu kadar, geride bıraktıkları bir kamusal hayatla bağlantı kurmalarının bir biçimi de olduğunu iddia ediyor. Her el arabası itina ve zahmetle bir araya getirilmiş ve genellikle Birleşik Devletler’de ıskartaya çıkarılmış araba parçaları ve dönüştürülmüş parçalardan yapılıyor. Mesela, “Kayıt Dışı Ekonomi Satıcıları”nda yer verilen burrito arabalarından biri, 1966’da üretilmiş bir golf arabasından bozma. Bu zorunlu intibak sürecinin sonuçlarından biri, her aracın kendi tekil işlevselliğini ve sahibinin kişisel estetik anlayışını ortaya koyması. Morales el arabasını bir çeşit halk sanatı olarak görüyor -sanayi kültürünün tekrar bir araya getirilmiş numunelerinden (dingiller, araba lastikleri, alet kolları, motorlar, dolaplar) yapılmış seyyar kolajlar. El arabaları hem bir doğaçlama yeteneğini hem de bir bağımsızlık ruhunu yansıtıyor.

MULTIPLICITY

Multiplicity Milano merkezli bir saha araştırma birimi, mimar, coğrafyacı, sanatçı, şehir plancısı ve sosyologlardan oluşan ve sürekli değişen bir ağ. Multiplicity, kentsel durumun yakın zamandaki gizli dönüşüm süreçleri üzerine müdahale stratejileri, atölye, enstalasyon ve kitaplar tasarlıyor ve üretiyor. Birim, şu anda üç proje üzerinde çalışıyor: “USE-Uncertain States of Europe/Avrupa’nın Belirsiz Durumları” (“Mutations/Mutasyonlar”, Bordeaux 2000, Brüksel 2001, Tokyo 2001, Milano 2002, vs.), “Solid Sea/Katı Deniz”, Akdeniz üzerine bir inceleme (Documenta XI, Kassel 2002; Rotterdam Film Festivali 2003; Spazio Lima, Milano 2003; “Tour-isms/Tur-izmler”, Fondaciò A.Tapies, Barcelona 2004; vs.) ve “Border-Device(s)-The Road Map/Sınır Donanım(lar)ı”, çağdaş dünyada tartışmalı sınırların çoğalmasıyla ilgili bir araştırma (“Territories/Sahalar”, Berlin KunstWerke 2003; “Utopia Station/Ütopya İstasyonu”, Venedik Bienali 2003; “Déplacements/Yer Değiştirmeler”, Modern Sanat Müzesi, Paris 2003; “Experiments with Truth/Gerçeklikle Deneyler”, Philadelphia Fabric Atölyesi ve Müzesi, 2005; “Emergencies/Acil Durumlar”, MUSAC, Léon 2005, vs.). Mutations/Mutasyonlar (Actar, Barcelona 2001; TNProbe, Tokyo 2000), USE-Uncertain States of Europe/Avrupa’nın Belirsiz Durumları (Skira, Milano 2003) adlı yayınları hazırlayan Multiplicity, 2005 yılından bu yana Politecnico di Milano’da bir araştırma laboratuvarı olan Multiplicity.lab’ı koordine ediyor. Laboratuvar Milano'da barınma konulu bir araştırma hazırladı: Milano. Cronache dell’abitare, Bruno Mondadori, Milano, 2007.
www.multiplicity.it

Yol Haritası

Alan çalışması ve video çekimleri Sandi Hilal, Alessandro Petti ve Salvatore Porcaro tarafından gerçekleştirildi.

İsrail ve Filistin toprakları günümüzde dünyanın bir laboratuarı konumunda. Burası, küçük bir alanda inanılmaz bir sınır, barikat, çit, kontrol noktası ve gözetim koridoru yoğunluğunun oluştuğu bir bölge.
13 ve 14 Ocak 2003’te, elimizde Avrupa Birliği pasaportlarımız, Kudüs’ü çevreleyen alanda sınır önlemlerinin yoğunluğunu ölçmeye çalıştık.
13 Ocak’ta, 60 numaralı karayolu boyunca, İsrail pasaportuna sahip bir kişiyle beraber Kiriat Arba yerleşiminden Kudmin yerleşimine yolculuk ettik. Ertesi gün, Filistin pasaportuna sahip bir kişiyle beraber Hebron şehrinden Nablus şehrine yolculuk ettik.
İki yol da aynı enlemde başlayıp bitiyor; bazı noktalarda kesişiyorlar.
Yolculuk süreleri ise son derece farklı.
İsrailli yolcunun iki enlem arasında gidip gelmesi bir saat aldı, Filistinli yolcunun ise beş buçuk saat.
Batı Şeria üç ayrı bölgeye ayrılmış: A Bölgesi: Filistin Yönetimi’nin askeri ve idari kontrolünde. Birçok Filistin şehri bu bölgede. B Bölgesi: İsrail’in askeri kontrolünde ama Filistin Yönetimi’nin idari kontrolünde. Çoğu Filistin köyü bu bölgede. C Bölgesi: İsrail’in askeri ve idari kontrolünde. Çoğu İsrail yerleşimi bu bölgede.
Bu bölünme leopar postunu andıran bir arazi görünümü yaratmış, üç bölge hiçbir anlaşılır mantık olmadan iç içe geçiyor.
İki yolun farklı sürelerde alınmış olmasının sebebi İsrailli yolcuların bir yerleşimden diğerine - C Bölgesindeki bir yerleşimden yine C Bölgesindeki diğer bir yerleşime - hareket etmek için ‘by-pass’ yolları kullanabiliyor olmaları: bunlar Filistin köylerine girmeden yanlarından geçen ve yerleşimleri birbirine bağlayan -genellikle tünel veya köprülerden geçen - otoyollar.
Diğer yandan A Bölgesi’nde bir şehirden yine A Bölgesi’ndeki başka bir şehre gitmek isteyen Filistinli yolcular İsrail askeri kontrolü altındaki B ve C Bölgelerinden ve bir dizi hem sabit hem de geçici kontrol noktasından geçmek -veya etraflarından dolanmanın yolunu bulmak- zorundalar. İsrail ile Batı Şeria arasında uzanan ‘Yeşil Hat’ boyunca ve Doğu Kudüs’ün dışında konumlanmış olan kontrol noktaları Filistin Yönetimi’nin verdiği ‘yolculuk belgesi’ne sahip olanlar tarafından geçilemiyor, İsrail hükümeti’nin verdiği özel bir izne de sahip olmaları gerekiyor. Diğer kontrol noktaları İsrail hükümeti’nin güvenlik talimatları doğrultusunda günlük olarak faaliyete geçiriliyor veya kaldırılıyor.

ELS OPSOMER

Els Opsomer 1968 doğumlu, Brüksel’de yaşıyor ve çalışıyor. Video sanatçısı, fotoğrafçı ve grafik tasarımcı olarak çalışan Opsomer’in sürekli genişleyen kentsel imgeler arşivi, arşive eşlik eden metinlerle beraber küreselleşen gerçekliğimizi yeniden yorumluyor ve içerdiği kişisel bütünlük kavramını ortaya çıkarıp sorguluyor. Opsomer, Rijksakademie Amsterdam’da konuk sanatçı olarak çalıştı (1996-1998); Courtisane (2007) ve Belçikalı Genç Ressam (1997) ödüllerini aldı. Sanatçı Mondophrenetic™’in (multimedya enstalasyon) kurucularından biri ve Time Suspended/Askıya Alınmış Zaman (2004), Be my guest... forever/Misafirim ol... sonsuza dek (2005) ve Wrapped/Sarılı (2000) adlı sanatçı kitaplarının yazarı. E-flux video arşivine de dahil olan çalışmaları Parachute, SiteMagazine, CameraAustria ve AS dergilerinde yer aldı. Son dönem kişisel sergileri arasında “Loop videoart/Döngü video sanatı” (Barselona, İspanya, 2007), “Shadows and Snow/Gölgeler ve Kar”, Erna Hecey Galerisi (Brüksel, Belçika) “_imovie [1-2-3]_”, MACs Grand Hornu, “Time Suspended/Askıya Alınmış Zaman”, Kunsthall (Bergen, Norveç) “Witte de With” (Rotterdam, Hollanda, 2004-2005) sayılabilir. Opsomer, Brüksel’de ENSAV La Cambre’da ders veriyor.

Hayatta Kalma Mücadelesinin Gölgeleri/Etrafımda [AKM için]
Berlin Honecker Sarayı ve Brüksel Martini Kulesi'ne, ve unutmak istediğimiz her şeye, saygıyla.

Els Opsomer’in yerleştirmesi, AKM’nin kaderini araştırdığı bir slayt gösterisi, imgeler ve kitaplar sunduğu bir araştırma masasından oluşuyor. Bina, modern Türkiye ütopyasının simgesi olduğundan AKM’yi yıkma önerisi bir tartışma konusu haline gelmiş durumda. Opsomer mimarinin zamanın ruhunu nasıl yakaladığıyla ve günümüzde ütopya fikrine nasıl yaklaştığımızla ilgileniyor. Yaklaşımı sosyolog Marc Augé’nin non-lieux/yer-olmayan kavramıyla benzerlik taşıyor, sanatçı topluluk ruh halini keşfetmek için mimari imgeler kullanıyor. İstanbul’daki masa zor konularda düşünmenin gerekliliğini ve serinkanlı analiz ihtiyacını simgeliyor. Ziyaretçi masaya oturup konuyu serbestçe sorgulayabiliyor. Bosna-Hersek, Filistin ve Azerbaycan gibi çatışma bölgelerinde bulunduğu süreler içerisinde sanatçı, çatışmaların son bir hayatta kalma mücadelesi stratejisi olarak yaratıcı süreci nasıl güçlendirdiğini tecrübe etmiş. Gerçeklik bambaşka bir hikâyeye işaret etse de, çelişkili bir biçimde umut ve iyimserliğin her yerde mevcut olduğunu görmüş. Başka bir zamandan artakalanları şimdiye dair duyulan inanç yitimiyle ilişkilendiren Opsomer, bu durumun karmaşık bir gerçekliği kavramaya yardım edip edemeyeceğini inceliyor. Hazırladığı görsel denemeler acı veren konularda izleyiciyi rahatlatıyor ve konunun kavranmasına olanak sağlıyor.

OU NING

Ou Ning (1969, Zhangjian, Guangdong, Çin) ve Cao Fei (1978, Guangzhou, Çin) büyük Çin şehirlerinde fakirlik ve akış mekânlarını belgeleyen birer film yapımcısı ve araştırmacı. Projeleri bugüne kadar Guangzhou, Pekin ve Shenzhen’e odaklanan ikili, 2003’te 50. Venedik Bienali için Guangzhou’da “village in the city/şehir içinde bir köy”ün video portresi olan San Yuan Li projesini üretti. 2005 yılında Kulturstiftung des Bundes’den aldıkları bursla Pekin’de Tian’anmen Meydanı yakınlarında bir kenar mahalle olan Da Zha Lan’ı araştırmak ve belgelemek üzere bir araya getirdikleri bir grup film yapımcısı, fotoğrafçı, müzisyen ve ses sanatçısına önderlik ettiler. Yung Ho Chang küratörlüğündeki “Urbanism / Architecture/Şehircilik / Mimarlık” konulu ilk Shenzhen Bienali için Ou Ning, Çin’in özel alanları içerisinde en verimlisi olan çağdaş Shenzhen’in eşsiz tarihinden kaynaklanan üç ayrı mekân türünün montajı olan “Borders, Illegal Zones and Urban Villages/Sınırlar, Yasak Bölgeler ve Kentsel Köyler” adlı çalışmayı gerçekleştirdi. Projeleri işbirliğine dayalı olan ve video kolektifleri, eylemciler ve yerel halkla çalışan ikili, ilişkiye geçtikleri topluluklara karşı son derece saygılıdır. Pekin’de yaşayan ve çalışan sanatçılar, çeşitli kültürel eylemler için bir platform olan Alternative Archive’in de kurucuları arasındadır.

Da Zha Lan Projesi

Da Zha Lan Pekin’de bir gecekondu mahallesi. Şehrin dış çeperlerine uygun, kendiliğinden geliştirdiği bir hayat tarzı var, bulunduğu bölgenin uzun tarihine de tanıklık ediyor.
Da Zha Lan her zaman Pekin’in ticari merkezi olmuş. Çin el sanatları sanayiinden kapitalist serbest ticarete ve sosyalist piyasa ekonomisine geçiş dönemlerini yaşamış bir yer olarak, Çin’deki ticari kültürün modeli olarak da görülebilir.
1990’lardan bu yana Pekin’deki geniş çaplı kentleşme hareketleri, tarihsel koruma, eski binaların restorasyonu, hayat standardının yükseltilmesi ve kentsel gelişme gibi konularda yaşanan çatışmaları iyice derinleştirdi. Şehir varoşlara doğru genişlemeyi sürdürdükçe, Da Zha Lan’ın altyapısının azgelişmişliği daha da belli oluyor. Bunun sonucunda elit sınıflar şehrin daha da dışına yöneliyor, bölge boşalma tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor ve çok sayıda düşük gelirli göçmen bölgeye gelmeye başlıyor. Yoksullaşma ve yozlaşma baş gösteriyor.
Bu proje Da Zha Lan bölgesindeki tarihsel ve kültürel gelişmeye, yoksulluk seviyesine, toplumsal örgütlenmeye, sokak mimarisine ve hümanist çevreye odaklanıyor.

FERHAT ÖZGÜR

Ferhat Özgür 1965’te Ankara’da doğdu, Ankara’da yaşıyor ve çalışıyor. Gazi Üniversitesi Resim Bölümü’nden mezun oldu, yüksek lisans ve doktora derecelerini Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde tamamladı. Video, fotoğraf, enstalasyon ve resim gibi farklı teknikler kullanıyor. Sanatçı çalışmalarını şöyle tanımlıyor: “Farklı kimliklerin ve kimliklerin talep ettiği konumların, birbiriyle çarpıştığını ve benim bile ikamet edemediğim bir yoğunluk oluşturduklarını görmek zor değil. Çalışmalarımın odağı sadece ruhsal dünyamın derinlikleriyle değil, içinde yaşadığım coğrafyanın siyasi, toplumsal ve kültürel gövdeleriyle de ilgili”. Sanatçının son dönem sergileri arasında, “Video Sunumu/Video Presentation”, A3 Kültür Merkezi (Rijeka, Hırvatistan, 2007), “Kısa-Hikayeler: Fotoğraflar 1890-2006”, Macy Galerisi (New York, 2007) ve “Free Kick/Serbest Vuruş”, 9. Uluslararası İstanbul Bienali Misafirperverlik Alanı (2005) sayılabilir.

Bugün Günlerden Pazar/Tesi

Ankara’nın işlek merkezlerinden Maltepe’de kurulmuş olan Maltepe Pazarı’nın önceki adı Rus Pazarı idi. 1990’ların başında Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra, eski komünist bloğa ait ülkelerden gelenler valizlerinde getirdikleri eşyaları ve nesneleri burada satarlardı. Sonra bu pazar, yörenin adıyla paralel olarak, her türlü alet ve edevatın faturasız ve vergisiz satıldığı yer olan Maltepe Pazarı olarak anılmaya başladı. Giderek aynı bölgede sadece Pazartesi günlerine özgü olmak üzere sebze ve meyve pazarı da kurulacaktı. Bu yüzden Maltepe Pazarı’ndaki tüm tezgâhlar taşınabilir, tekerlekli metal iskeletlerden oluşur. Pazar günü akşamından itibaren çekiciler, ertesi gün kurulacak olan sebze-meyve pazarına yer açmak için, bu tekerlekli standları/dükkânları pazarın hemen aşağısında bulunan otoparka götürürler. 2005’te pazarın video çekimlerini yaparken tezgâh sahipleri bana pazarın belediye tarafından yıkılacağını ve yeni büyük bir alışveriş merkezi yapılacağını söylemişlerdi. 2007’de bölgeye tekrar gittiğimde gördüklerim sadece hafriyat makinalarıydı...

Oyun Alanı: Bulmaca
Etkileşimli bir kamusal alan projesi

“Bulmaca” Projesi sanat ve toplumsal katılım arasında bir işbirliğini önermekte, sanat ile gündelik hayat/sanat ile oyun arasındaki sınırlara sızmayı amaçlamaktadır. Huizinga oyunun insanın en temel özelliklerinden biri olduğunu vurgularken, insanın ‘homo sapiens’ ve ‘homo faber’ özelliklerine ‘homo ludens’i, yani ‘oyun oynayan kişi’ özelliğini de ekliyordu. Huizinga ciddi oynanmış her oyunda bir gerilim de buluyordu. Bu projenin amacı, bir oyun alanı açmak için, İMÇ çalışanlarıyla toplu ya da kişisel görüşmeler yapmak, bulmacaların soru ve yanıtlarını belirlemek ve ziyaretçilere ücretsiz dağıtılacak dört sayfalık bir bulmaca gazetesi çıkarmak. Bulmaca doğası gereği kavramsaldır. Sorunu çözmek için gerekli olan tüm parçacıkları bize baştan verir ama bizi siyah ve beyaz kareler arasındaki boşluk sekmeleri aracılığıyla kendimizle baş başa bırakır. Bütün işimiz, parçacıkları doğru yerlere oturtmak, bağlamları birbirleriyle ilişkilendirmektir. Proje kapsamında yayınlanan Bulmaca gazetesi, İMÇ sakinlerinin öneriyle hazırlandı. Gazete, bireyler arasında öznel bir bilgi akışına olanak sağlıyor.
Ayrıca, bulmaca tahtasının kamusal bir alana yerleştirilmesiyle, gelip geçenlerin de bulmaca tahtasıyla karşılaşmaları, oyuna girişmeleri, yapıtla temas kurmaları mümkün oluyor, böylece projenin etkileşim kurma gücü bir kat daha artıyor.

PENG HUNG-CHIH

Peng Hung-Chih 1969’da Tayvan’da doğdu, Taipei ve New York’ta yaşıyor ve çalışıyor. National Taiwan Normal University'de güzel sanatlar okudu ve yüksek lisans öğrenimini San Francisco Sanat Enstitüsü’nde tamamladı. Peng Hung-Chih, genellikle köpeklerin konu edildiği mizahi çizimler, heykeller, interaktif enstalasyonlar, performanslar ve videolar gerçekleştiriyor. Peng için köpeğin ilişkili olduğu bir anlamlar bütünü var. Kendisini köpek çizmekle sınırlamayarak dünyayı bir köpeğin bakış açısından sunmayı tercih ediyor. Bu yolla da toplumsal yapı, kültürel olgular ve hayvan, insan ve Tanrı arasındaki hiyerarşik ilişkiyle ilgili sorular soruyor. Son dönem kişisel sergileri arasında, “Beware of GOD/Dikkat TANRI var”, IT Park Galerisi (Taipei, 2006), “Canine Monk/Köpek Rahip”, Lower Manhattan Kültür Merkezi (2006) sayılabilir. Ayrıca birçok karma sergiye de katılan sanatçının çalışmaları şimdiye dek Şanghay Güncel Sanat Müzesi (2007), Werkleitz Bienali (Almanya, 2006), Virgil deVoldere Galerisi (New York, 2006), 2. Çin Sanat Trienali, Nanjing Müzesi (2005), Yerba Buena Sanat Merkezi (2003) ve Japonya 2. Fukuoka Trienali’nde (2002) yer aldı.

Qingjing Jing - Tüm Dinlerin Birliği

Tayvanlı sanatçı Peng Hung-Chih, modern bir Ezop gibi, “Keşiş Köpekler” adlı devam eden dizisi aracılığıyla bizi insan davranışlarını ve ruhsal tutkuları tekrar gözden geçirmeye davet ediyor. Serinin bu bölümünde keşişler dilleriyle dünyanın çeşitli yerlerinden olağanüstü güzellikte dini yazılar yazıyorlar. Bu çalışmalarda insan rolü oynasalar da, aslen köpek kalıyor ve birbirlerine, dünyaya ve ruhani hakikatlere köpekçe davranıyorlar. Peng Hung-Chih basit ama etkili bir strateji benimseyerek beyaz duvarlara köpek maması macunuyla yazılar yazıyor, köpekleri mamayı yalarken onları filme çekip kayıtları tersinden gösteriyor, böylece köpekler metinleri dilleriyle yazıyormuş gibi görünüyor. Ritmik ve biçimsel etkiler yaratmak için kaydı oynatma hızını değiştiriyor, ama bariz müdahalelerini saklamak için neredeyse hiçbir şey yapmıyor -yazının en yoğun olduğu yerlerde yalamaları sertleşiyor- çünkü çalışmanın etkisi bizim bu köpeklerin gerçekten de bu bilgece metinlerin yazarı ya da kaynağı olduğuna inanmamıza bağlı değil. Mamaları tutkuyla ve oburca yalayıp yutmaları, insanlarda da aydınlanmayı engelleyen sonsuz arzu çemberinden kendilerini kurtaramadıklarını gösteriyor. Fabllar gibi, bu kurgular da insanın ruhaniliği tüketme çabasını yansıtıyor. (metin Bill Arning, Küratör, MIT List Görsel Sanatlar Merkezi)

ANU PENNANEN

Anu Pennanen 1975’te Finlandiya’nın Kirkkonummi şehrinde doğdu. 2003 yılında Helsinki Güzel Sanatlar Akademisi’nden yüksek lisans derecesiyle mezun oluşundan bu yana çeşitli ülkelerde çalıştı, bugün ise çalışmalarını Finlandiya’nın Helsinki şehrinde sürdürüyor. Çalışmaları mekânsal düzenleme, kent mimarisi ve modernleşmenin insan davranışı üzerindeki etkilerine odaklanıyor. Çalışmalarını gerçekleştirdiği bölgenin sakinlerini inşa edilmiş çevrenin aynaları ve araştırıcıları olarak görüyor ve onlarla işbirliği içerisinde mekâna özgü çalışmalar oluşturuyor. Sesin çalışmalarında temel bir önemi var ve genellikle deneysel müzisyenlerle işbirliği yapıyor. Uluslararası sergilerde ve film festivallerinde sık sık yer alan sanatçı son dönemde Frankfurter Kunstverein’a (2007), Moskova (2007), Uluslararası Liverpool (İngiltere, 2006), Busan (Güney Kore, 2006) Bienalleri’ne, Yeni Zelanda’nın Christchurch şehrindeki SCAPE Kamu Alanı Bienali’ne (2006), Ars Baltica Fotoğraf Trienali’nin gezici sergisine (2007-2008), Manifesta 5’e (İspanya, 2004), Norveç’in Moss şehrindeki Momentum’a (2004) ve Rotterdam ve Hamburg film festivallerine (2005) katıldı.

ALEXANDRE PÉRIGOT

ALEXANDRE PÉRIGOT

Alexandre Périgot 1959’da Fransa’da doğdu, Paris’te yaşıyor. Périgot’nun enstalasyonları ve videoları bir etkileşim atmosferi yaratmak adına izleyicinin katılımını talep ediyor. Alexandre Périgot aynı zamanda enstalasyon ve performanslarıyla müzik ve dans dünyasını da araştırıyor. Périgot, 2003’te Venedik Bienali’nde “Radio Popeye/Temel Reis Radyosu” isimli dev panolardan oluşan çalışmasını sergiledi. Bundan önce, “Let’s Entertain/Eğlendirelim” (2000-2001) adlı sergiye “Fanclubbing” adlı yapıtıyla katıldı ve yakın dönemde, 2002’de Cenevre’de MAMCO’da ve FRAC Languedoc Rousillon’da kişisel sergiler düzenledi. 2001’de “Maison Témoin (Maison Dalida)” adlı çalışmasını Pompidou Merkezi’nde, 2004 yazında Marsilya’da Friche Belle de Mai’de “Maison Témoin (Maison d’Elvis)” – Graceland’ın yeni yapımını, 2006’da Rennes’de La Criée’de “Palais Popeye”, Chiangmai’de Land Foundation’da da “Elvis House” adlı çalışmalarını sergiledi. Périgot’un son kişisel sergisi “Pipedream”, Glasgow’daki Tramway galerisinde 5 Temmuz 2007’de açıldı.

Ses Sınırları

ILOVE69POPJEGUKLETKAREDNAYEKHOVICHISAINKHONAMCHYLAKDRUMEC STASYAGASKODOTELIVEREKDUNDUNMESSERCHUPSPSYCHOCUKIERSHUKAR COLLECTIVEZOAMBOZOETWORKESTRAOYOUNGGEORGIANLOLITAZFEDAYIPA CHALOLLOBRIGIDAGOGOLBORDELLOUNFORMALS.A.FLIRAVEGASOPOTBABAZULA

“Ses Sınırları”, Estonya, Rusya, Çek Cumhuriyeti, Tuva, Belarus, Moldavya, Macaristan, Letonya, Polonya, Romanya, Slovenya, Ermenistan, Hırvatistan, Ukrayna, Azerbaycan, Arnavutluk, Makedonya, Litvanya, Sırbistan, Bosna ve Türkiye’den müzik gruplarını bir araya getiriyor.
Avrupa’nın sınırlarını geriye itmek için Sınır Palas’a hoşgeldiniz. Hareketli partisyonlardan oluşan parça labirentinde, Doğu ülkelerinden gruplardan alıntılardan oluşan, Simon Fisher Turner bestesi bir soundtrack yayılıyor. Duvarlarda grupların ismi bir araya toplanmış ve karıştırılmış. “Ses Sınırları” farazi bir sınır çiziyor. Grup ve ülke seçimi geniş kapsamlı değil; en fazla on beş senelik geçmişi olan bir müzik sahnesinin özgün müzik seçeneklerini yansıtmak istiyor. Ses boyutları devrimlere damgalarını vurmuş, hatta Letonya kendi devrimine ‘şarkı söyleme devrimi’ adını vermiş. Rock’n’roll uzun sure hükmünü sürmüş olsa da, temsilcilerinden bazıları enstrümanlarını diz üstü bilgisayarlar veya platinumlar, endüstriyel müzik veya hip hop, tekno ve rap için kolayca terk ettiler. “Ses Sınırları” marjinal pratikleri destekleyerek, bize egzotik anlatımlar gibi değil, ortak kültürümüzün gübresi gibi ulaşmalarını sağlıyor.

Soundtrack: Simon Fisher Turner
Afiş tasarımı: Jocelyn Cottencin
“Ses Sınırları” müzikleri Tramway, Glasgow’da, Temmuz 2007’de kaydedildi.

TADEJ POGACAR

Tadej Pogacar 1960 Ljubljana, Slovenya doğumlu bir performans sanatçısı, eğitimci ve küratör. Ljubljana Üniversitesi’nin Etnoloji, Sanat Tarihi ve Resim bölümlerinden mezun olan sanatçı yüksek öğrenimine bu üniversitede devam etti. “Sanal” bir eleştirel kurum olarak 1993’ten bu yana devam eden bir proje olan P.A.R.A.S.I.T.E. Çağdaş Sanat Müzesi’nin kurucusu ve yöneticisi. Son dönem projeleri arasında araştırma, kentsel müdahaleler ve toplumsal azınlıklarla gerçekleştirilmiş ortak çalışmaları bulunan Pogacar, alternatif kültürel ve toplumsal bir eylem modeli olan yeni asalakçılığın da kuramcısı. Son dönemde yapıtlarını, 49. São Paulo Bienali, San Francisco Sanat Enstitüsü, Berlin NGBK, 3. Tiran Bienali, Karlsruhe ZKM, Stedelijk Müzesi (Amsterdam), Oyo Atomico (Madrid), Museo de Arte Carillo Gil (Mexico City), Merkez Sanatçılar Evi (Moskova) ve Finlandiya’daki Jyvaeskylae Sanat Müzesi’de sergiledi. 2001’de Franklin Furnace ve 2004'te Shrinking Cities bursunu aldı.

TADEJ POGACAR & P.A.R.A.S.I.T.E. Çağdaş Sanat Müzesi, DAVIDA işbirliğiyle

KOD: KIRMIZI, Brezilya, Daspu

“Utanma kızım. Meslek sahibisin.”
DAVIDA

“KOD: KIRMIZI, Brezilya, Daspu” (1999/2000-2006), kentsel azınlığın seks işçiliği ve insan kaçakçılığı bağlamında kayıt dışı ekonomi ve kendi kendine örgütlenme modellerini araştıran ve hâlâ sürmekte olan ortak bir projedir. Bu proje, eylemci gruplar, uzmanlar, akademisyenlerle araştırma, kendi kendine yardım ve kamusal eylemler, sunumlar ve sergiler gibi çeşitli işbirliklerini içermekte. Rio de Janeiro’lu Davida, seks işçilerini kuşatan önyargılar, ayrımcılık ve iz bırakan yaralarla yüz yüze gelmeyi göze alan bir fahişenin kararlılığından ortaya çıktı. Enstitünün kurulduğu 1992 yılında Gabriela Silva Leite, örgütlü fahişe hareketinde uzun yılları kapsayan bir deneyim kazanmıştı bile. Davida, ortaklıklarını genişleterek büyüdü, yerelden uluslararasına doğru gelişti ve vatandaşlık haklarının tam anlamıyla kullanılması doğrultusunda çaba gösteren seks işçilerinin mücadelesinde bir karşılaştırma noktası olarak varlığını tescilledi. Davida grubunun temel araçları eğitim, sağlık, belgeleme, iletişim ve kültür alanlarında gerçekleştirilen etkinlikler. Bunlara, cinsel ilişki yoluyla yayılan hastalıkların ve AIDS’in önlenmesi, fahişelik için bir Anı Merkezi, Beijo da Rua/Sokaktan Bir Öpücük adında bir gazetenin yayımlanması, araştırmalar ve çalışmalar da dahil.

Daspu moda markası, 2005 yılında fahişelerin önyargıya karşı mücadelelerini (hem görünürlük aracılığıyla hem de kaynak sağlayarak) güçlendirmek için yaratıldı. Mücadele, zevk, eğlence/karnaval ve eylemcilik gibi ürün çizgileriyle Daspu yaşam için moda teması etrafında toplumu harekete geçirmiştir.

TADEJ POGACAR & P.A.R.A.S.I.T.E. Çağdaş Sanat Müzesi, DAVIDA işbirliğiyle

Sokak Ekonomisi Arşivi

Sokak ticareti, kayıt dışı ekonominin en çok göze çarpan şeklidir. Bu kadar çok göz önünde olmasından dolayı sürekli denetime ve sayısız kısıtlamaya tabidir. Sokak ticareti, muhtelif ekonomik modellerin ve tedarik stratejilerinin bir bileşimini kullanma yoluyla başarılı ve canlı kalmayı başardı. Uyum sağlayabilmesi, hareket kabiliyeti ve doğaçlama hissiyle hâlâ ayakta kalabiliyor. “Sokak Ekonomisi Arşivi” (2001-2007), dünyanın farklı kentlerindeki çeşitli kayıt dışı ekonomi biçimlerini araştırarak belgelemektedir.
Meksika 1980’lerde kendini derin bir ekonomik krizin kucağında bulduğunda resmi ekonominin yerini sokak ekonomisi aldı ve kente tüm temel hizmetleri sağlamaya başladı. 1992’ye gelindiğinde kentin dört bir yanına dağılmış sokak pazarlarındaki yaklaşık 200.000 satıcı, taze yiyecekten ve ‘taco’dan televizyona kadar her şeyi satıyordu.
Kayıt dışı ekonomi, modernist paradigmadan postmodernist paradigmaya geçiş bağlamında da gözlenebilir. Özel olarak Modernizm genellikle, kamu düzeni ve devlet denetimi ilkeleri adına sokak satıcılarına baskın yapılması anlamına gelir. Postmodernizm, kayıt dışı sektöre daha açıktır. Bu durum, kayıt dışı sektör için yeni açmazlar oluşturur, çünkü kayıt altına alınmasının yeni işler doğmasına yol açarak kayıtlı sektörün sorunlarını çözmesi beklenir.

JULIEN PRÉVIEUX

Julien Prévieux 1974’te Grenoble’da doğdu, çalışmalarını Paris’te sürdürüyor. Grenoble’da Güzel Sanatlar öğrenimi gören ve 2004’te Paris’te bir araştırma programını yarıda bırakan sanatçı, “Lettres de Non-motivation/Niyetsiz Mektuplar” adlı projesini 2000 yılından bu yana yürütüyor. Basından topladığı iş ilanlarına olumsuz cevap veriyor, her gün tekrar vurguladığı “motivasyon” eksikliği tam zamanlı bir iş haline gelmiş durumda. Sanatçı, red sebeplerinin sayısını şiddetle arttırmak için çeşitli rollere bürünüyor. Şirketlerin gönderdiği cevaplar, tüm sistemin hatalı olduğunu ortaya koyacak şekilde, olanaksız bir iletişime tanıklık ediyor. Son dönem çalışmalarında ise kapitalizmin girdiği yeni süreçte değer üretimi ve emek kavramıyla ilgili sorgulamasını genişletiyor. Son olarak Paris’te Jousse Enterprise Galerisi’nde kişisel bir sergi açan Julien Prévieux’nun yapıtları Avrupa ve Kuzey Amerika’da çeşitli sanat merkezleri ve müzelerde sergilendi.

Niyetsiz Mektuplar

Julien Prévieux uygar toplum yapımıza artarak hakim olan standartlaşmayı açığa çıkarmaya yönelik çalışmalar yapan bir Fransız sanatçı: pek çok şirket, niyetlerini ‘insanları birbiriyle iletişime geçirmek ve onlara anlam sunmak’ şeklinde açıkladıkları broşürler yayımlarken, siyaseten doğru tavırlar, kurumsal bir dil ve temsiller basit sağduyunun yerini alıyor ve insanları, verili kalıplara başvurmadan birbirine hitap edemeyen ürkek robotlara dönüştürüyor.
Aynı standardizasyon ruhunu taşıyan iş ilanları da bu kurumsal dilin örtük kurallarını keşfetmek için verimli bir alan. Julien Prévieux gözlemciliğin ötesine geçiyor ve... gerçek iş ilanlarına cevap veriyor. Sanki şahsına hitap ediyormuşlar gibi, söz konusu işi niye reddetmek durumunda olduğunu anlatıyor: ücretlerin düşük olması, iş yerinin uzaklığı, şirketin kötü şöhreti ya da basitçe, iş ilanının tasarımının berbat oluşu. Çeşit çeşit karaktere bürünüp -beceriksiz bir anestezistten veri tabanları üzerinde çalışmayı reddeden paranoyağa kadar- söz konusu kurumsal dili olduğu gibi kabul edip, İnsan Kaynakları yetkililerini aptalcasına kibar cevaplar verme mecburiyetinde bırakıyor.

Projenin parlaklığı, genel bir düşük istihdam sorunu yaşayan Fransa’da, böyle ‘niyetsiz mektuplar’ın kurban olmayı reddetmek anlamına gelmesinde : göze göz, dişe diş, bu türden denetlenmiş saçmalığı reddedişinizi dillendirmekte tereddüt etmeyin, kullanın o saçmalığı, saptırın ve eğlenin! (Cécile Maury)

RADEK COMMUNITY

Radek Community 1999’da Moskova’da kurulan bir sanatçı, eylemci ve yazarlar grubu. Başından bu yana bir topluluk yapısı içerisinde, açık bir altkültür ruhuna sahip varoluşsal bir deney olarak değerlendirilebilecek olan Radek Community, sanatsal pratiğine özgü hayat biçimiyle “birbirine akan bir grup” olarak da nitelendirilebilir. Radek Community birçok uluslararası sergiye katıldı, bunlar arasında, “Davai! Russian Art Now/Davai! Rus Sanatı Şimdi”, Postfuhramt (Berlin ve Viyana), “Privatisierungen/Özelleştirmeler”, Kunst Werke (Berlin), “Collective Creativity/Ortak Yaratıcılık”, Kunsthalle Fridericianum (Kassel), Manifesta 4 (Frankfurt/Main) ile 2003 ve 2005 Prag Bienali sayılabilir. Radek Community’nin özel sergileri arasında “Radek INVASION/Radek İSTİLASI”, Associazione Prometeo (Lucca, 2005), “Re-Action/Tekrar Hareket”, Play Galerisi (Berlin, 2006), “Lies/Yalanlar”, Guelman Galerisi (Moskova, 2006) sayılabilir. Radek Community katılımcıları hem grubun ismi altında çalışmakta hem de kendi hazırlayıp imzaladıkları kişisel projelerini gerçekleştirmektedirler. Kuruluşundan bu yana Radek Community’nin üyesi olan sanatçılardan bazıları arasında, Korneev, Buldakov, Ter-Oganyan, Karakulov, Bystrov, Chtak, Serguienko, Mikitenko, Galkina, Shapovalov ve Ushan sayılabilir.

Pantolonsuz Partiler

“Pantolonsuz Partiler” yönetmenliğini, kendileri de 1999’daki en başlangıcından beri grubun üyeleri sayılabilecek Alexey Buldakov ve Petr Bystrov’un yaptığı yarım saatlik bir film.
Film temelde belgesel arşiv malzemesine dayalı ve Radek Community’nin hayat biçimine özgü günlük pratiklere ve alt-kültürel deneylere dair bir fikir veriyor. Sanat kariyerlerinin kataloglarda bulunabilen resmi temsili ile sadece bir sanatçı grubu olarak Radek Community hakkında yazılan birçok eleştirel makalenin aksine, bu film topluluk olgusuna odaklanıyor ve filmi bir tür titiz kendi kendini inceleme olarak da görmek mümkün.

Hikâye, karmaşık, leke leke bir üslupla anlatılıyor ve doksanların sonundan günümüze uzanan dönemin altını çiziyor.

MICHAEL RAKOWITZ

Michael Rakowitz 1973’te New York’ta doğdu, çalışmalarını Chicago ve New York’ta sürdürüyor. Sanatçının çalışmaları şimdiye dek, P.S.1, MoMA, MassMOCA, Castello di Rivoli, 8. Sharjah Bienali, Tiran Bienali, Cooper-Hewitt Ulusal Tasarım Trienali ve Transmediale 05 gibi mekânlarda sergilendi. New York’ta Lombard-Freid Projects’te, Torino’da Alberto Peola Arte Contemporanea’da ve Innsbruck’ta Stadtturmgalerie/Kunstraum’da kişisel sergiler açtı. Son halka açık projesi “Return/Dönüş”, Creative Time tarafından New York’ta sunuldu. Sharjah Bienali Jüri Ödülü’nün, 2006 New York Sanat Vakfı Mimarlık ve Çevre Yapıları Bursu’nun, 2003 Dena Vakfı Ödülü’nün ve 2002 UNESCO Design 21 Grand Prix’sinin de sahibi olan sanatçı, Rakowitz Northwestern Üniversitesi Sanat Kuramı ve Uygulaması dalında doçent ve Surface Tension: A Journal on Spatial Arts/Yüzey Gerilimi: Uzamsal Sanat Dergisi’ne editör olarak katkıda bulunuyor.

Görünmeyen düşman varolmamalı

“Görünmeyen düşman varolmamalı”, Nisan 2003’teki Amerikan işgali sonrasında Bağdat’taki Irak Ulusal Müzesi’nden çalınan sanat yapıtları, halihazırda nerede olabilecekleri ve işgal, yağma ve bunlarla ilgili kişiler etrafında gelişen bir dizi olayla ilgili karmaşık bir hikâye olarak açılıyor. Projenin merkezinde, yağmalanmış arkeolojik yapıtlarını yeniden oluşturma teşebbüsünü temsil eden bir dizi heykel var.
Serginin ismi, bir zamanlar Babil’deki, İştar Kapısı’ndan geçen tören yolunun isminin, ‘Aj-ibur-shapu’nun doğrudan çevirisi.
Sanat yapıtları, Orta Doğu menşeli gıda ambalajları, yerel Arap gazeteleri ve ABD şehirlerinde bulunmuş kültürel görünürlük anları kullanılarak tekrar oluşturuldu. Sergi nerede oldukları meçhul 7000’den fazla nesnenin telafi edileceğine dair bir taahhütte bulunuyor.
Çizimler başka hikâyeler de anlatıyor, bunlardan biri Irak Ulusal Müzesi’nin eski yöneticisi Dr. Donny George’unki. Dr. George, Saddam Hüseyin iktidarı sırasında, Baas Partisi’nin toplantılarına katılmamak için bir yandan arkeolojik alanlarda çalıştı, bir yandan da ek iş olarak Deep Purple parçaları çalmada uzmanlaşmış bir müzik grubunda davul çaldı. New Yorklu Arap grup ‘Ayyoub’un seslendirdiği “Smoke on the Water/Sudaki Duman” cover’ı, sergiye ses desteği sağlıyor.

RAQS MEDIA COLLECTIVE

Raqs Media Collective (Jeebesh Bagchi, Monica Narula, Shuddhabrata Sengupta), sanat, film, fotoğraf, araştırma, yazı ve küratörlük alanlarında çalışan bir sanatçı kolektifi. Kolektifin üyeleri çalışmalarını Delhi’deki Sarai Medya Laboratuvarı’nda gerçekleştiriyor ve kent deneyimini yorumladıkları projeler ortaya koyuyorlar. Raqs, modernlikle uğraşırken çeşitli kökenlerden mit ve tarihlerle yakın bir ilişki kurarak, küresel toplumun entelektüel akımlarını da keşfe çıkıyor. Son dönem çalışmaları arasında, Frankfurt İletişim Müzesi’nde sergilenen “The KD Vyas Correspondence Vol.1/KD Vyas’ın Mektuplaşmaları, 1. Bölüm” (2006), “The Anthropometry of the Soul/Ruhun Antropometrisi”, iniVA (Londra, 2006) ve “There has been a Change of Plan/Planda bir Değişiklik Oldu”, Nature Morte Galerisi (New Delhi, 2006) sayılabilir. Kolektifin katıldığı sergiler arasında ise, “Art of the Possible/Olanaklının Sanatı”, Lund Konsthalle (İsveç, 2007); Frankfurt İletişim Müzesi (2006); Fondazione Sandretto (Torino, 2006); Bose Pacia Galerisi New York (2004); Taipei (2004), Liverpool (2004), Ogaki (2006) ve Venedik (2003, 2005) bienalleri ve Documenta 11, Kassel yer alıyor.

Görülmeler

“Görülmeler” (2007), üzerlerinde işaretler ve basılı metinler bulunan dört büyük fotoğraf imgesinden oluşan bir set. Bir tuğla duvardan dökülen sıva parçalarından oluşan bu imgeler, harita çağrışımları yapmayı amaçlıyor. Her bir sıva parçası, coğrafi bir şekli akla getiriyor -orada bir kıstak, burada bir yarımada, bir kıta veya başka bir yerde bir ada. Bir arada ele alındıklarında bu imgeler, tamirat gerektiren duvarlar yakından incelendiğinde çözülebilen bütün bir dünya haritası olasılığına işaret eder gibi. İmgeler, gizli ve şifreli işaretler ve bir dizi metinle notlandırıldı. Bu notlar, bir dörtlüyü çağrıştırıyor (hırçın denizlerde yol alan kaçak göçmenler, muşambadan barınaklar kuran işgalciler, CD yazan elektronik korsanlar ve işgal edilmiş bir fabrikada makineleri koruyan işçiler). Bu dörtlü, Raqs tarafından yazılmış bir metin olan “Uygulama Üzerine X Not”tan yapılan bir alıntıyla birlikte, üzerlerine çizildikleri imgelerle şekil bulan acayip bir atlasa da imada bulunarak, çağdaş dünya için tuhaf, ama dikkatle kurgulanmış, seyre yardımcı bir araç teşkil ediyor.

Y/C/Y (Yaş/Cinsiyet/Yer)

Bu enstalasyonda (ki aynı zamanda metin temelli tek perdelik bir elektronik tiyatro da sayılır), sohbet seanslarının çözümleri, içinde çağrı merkezi çalışanları ve müşterileri arasındaki görüşmelerin ses kaydı, bir kadın gırtlağı görüntüsü, üzerinden yeniden geçilmiş Upanişadlar’dan ilham alan bir sohbet metni ve Yeni Delhi’de bir sözlü İngilizce dersinin görüntü kayıtları da bulunan elektronik bir yama işi oluşturuyor. Bu yapıt, dünya haritasını, değişen eşitsizliklerle işaretli, yansımalı yüzeylerden oluşan bir ızgara şeklinde sunuyor; çağrı merkezi çalışanı ise aynaya yansıyan bu dünyada yer alan bir kişi olarak, bir yerde ve uzam boyunca emek vermenin ne demek olduğunu, dünyanın yeni bir anlayışla kavranmasını talep ediyor.

 

JEWYO RHII

Jewyo Rhii 1971’de Seul’da doğdu, çalışmalarını aynı şehirde sürdürüyor. Son dönemde Amsterdam’daki Rijksakademie van Bildende Kunsten’e devam etti. Rhii’nin sanatı beden ve zihnin zayıflığını hafifletme yolları önerir. Yıkıcı ve yapıcı yaklaşımıyla, fiziksel rahatsızlıklardan uzak durulmasını sağlayan araçlar ve yerler üreten ve izleyicinin projeye katılımını sağlayan Rhii’in mizahi çalışmaları genellikle rahat ve sıcaklık ihtiyacını temsil eder. Rhii sanat kitapları üretmeye de odaklanmıştır ve Two/İki, Warming and Humidifying/Isıtan ve Nemlendiren ve Once You Lie Down/Bir Kere Yattın mı adlı yapıtları yayımlamıştır. Kişisel ve karma sergileri arasında “Korean Misulsang” (Seul, 2007), “Lie on Han River/Han Nehri’nde Yat” (Düsseldorf, 2007), “Samuso” (Seul, 2006), 51. Venedik Bienali (2005) ve “Under Construction/İnşa Halinde” (Tokyo, 2003) öne çıkmaktadır.

Rüya Şehirlerin Üzerine Uzan

“Rüya Şehirlerin Üzerine Uzan” iki konulu mekândan oluşuyor.
“Öpüşmek ve Dahası” adlı birinci mekân, “Han Nehri’ne Uzan” filmindeki (Video, 2005) Seul gibi ileri derecede ticarileşmiş şehirlerde, buluşacak yer bulmakta güçlük çeken beş parasız kentli çiftler için. Mekân hafif ve kolay bulunan nesnelerle yaratıldı -modern şehir İstanbul’un romantik yönlerini yansıtacak şekilde, basit iki kanatlı paravanlar, mütevazı ışıklandırma ve duvar kağıdı. En önemlisi, geçici duvarlar ve sütunlar mekânı çiftlere özel alan yaratacak şekilde bölüyor.
Büyük yan pencereden İstanbul gece manzarasının keyfi çıkarılabilirken, TV ekranında ise, çiftlerin yattıkları yerden rahatça izleyebilecekleri şekilde “Han Nehri’ne Uzan” filmi (Video, 2005) gösterilecek. Böylece iki uzak yerin günümüz kentsel koşulları görsel bir şiir gibi birbirinin içine akacak.
“İki kişilik uzanma terapisi” adlı diğer mekân ise zayıf ve yorgun kişilerin rahatlamak için, duvara ve sütunlara çizilen duruş biçimlerini kullanarak, birbirlerinin bedenlerini kullanabilecekleri bir yer.
Jewyo Rhii’nin çizim yayını Two/İki’nin yanı sıra bu mekânda çorap, havlu ve mutfak eşyaları kullanarak yapılmış basit masaj aletleri yer alacak.

PORNTAWEESAK RIMSAKUL

Porntaweesak Rimsakul 1979’da Udornthani’de doğdu, Tayland’ın Udornthani ve Bangkok şehirlerinde yaşıyor ve çalışıyor. 2002’de Bangkok Üniversitesi’nin Görsel Sanatlar Bölümü’nden mezun olan, 2005’te Silapakorn Üniversitesi’nde resim dalında yüksek lisans eğitimini tamamlayan sanatçının çalışmaları birçok uluslararası sergide yer aldı. Bunlar arasında, 2005’te "Actes de Fe i de Generositat", Peter Baren ile performans; La bisbal d'empordà & Barcelona (İspanya), "T1 Torino Trienali Tremusei", Castello di Rivoli Museo d'Arte Contemporanea, Rivoli Torino (İtalya) ile Berlin, Avusturya ve Japonya’da sergilenen "Politics of Fun/Eğlencenin Siyaseti", Haus Der Kulturen der Welt sayılabilir. Çalışmaları Paris’te Saint-Sulpice’de SOI Project 2006’da sergilenen ve 2007 yılının başında Porntaweesak Tokyo Mori Sanat Müzesi’nde "All About Laughter/Kahkaha Hakkında Her Şey" başlıklı karma sergiye katılan Rimsakul, Almanya’da düzenlenen “ZKM: Thermocline of Art/Sanatın Termoklini”, “Asian New Waves/Asya Yeni Dalgaları” sergilerine davet edildi ve Japonya Kumamoto’daki Güncel Sanat Müzesi'nde düzenlenen "ATTITUDE 2007/TAVIR 2007" karma sergisine katıldı.

RGB’nin Savaşı

Işığa, ya da RGB olarak bildiğimiz, üç ana renge, Kırmızı, Yeşil ve Mavi’ye dayalı temel renk kuramına atıfla. Üç temel rengin dengeli bir birleşimi sağlanmalı ki en mükemmel ve net imge yansıtılabilsin.
Birliğe ve uyuma yol açan, anahtar önemdeki mükemmel birleşim meselesini açıklamak için askeri miğferler seçildi. Komut verildiğinde miğferlerin nasıl tepki verdiğini görebiliyoruz.

Miğferlere emir vermek için aynı radyo dalgasının kullanılması, emir verirken ve başkalarıyla iletişim kurarken aynı dili kullanmamızın bir metaforu. Aynı dili kullanma niyetimize rağmen, niyet edilmeyen sonuçlarla da karşılaşacak mıyız?

LORDY RODRIGUEZ

Lordy Rodriguez 1976’da Filipinler’de doğdu, Louisiana ve Texas’ta büyüdü, San Francisco’da yaşıyor. New York Görsel Sanatlar Okulu Güzel Sanatlar bölümünden mezun olan sanatçı, Stanford Üniversitesi'nde yüksek lisans öğrenimini sürdürüyor. Yıllardır Amerika Birleşik Devletleri'ni coğrafi, kentsel ve eyalet sınırları çerçevesinde resimleyerek yorumlayan, mürekkep çizimlerden oluşan bir dizi üzerinde çalışıyor. İnce Technicolor ayrıntılarla çizilen ve elle üretilen bu haritalar, sanatçının gözünden ABD’nin ideal biçimde yeniden şekillendirilmesini temsil ediyor. Lordy Rodriguez’in son dönem sergileri arasında, “The California Biennial/California Bienali”, Orange County Sanat Müzesi (Newport Beach, California, 2006); “Perspectives, 25: A Quarter Century of New Art in Houston/Perspektifler, 25: Houston’da Son 25 Yılın Yeni Sanatı”, Houston Çağdaş Sanat Müzesi (Teksas, 2004); “Dessins et des autres/Çizimler ve Diğer Şeyler”, Galerie Anne de Villepoix (Paris, 2004) sayılabilir.

Sugarland Etkisi

Geçtiğimiz yıl, Houston’un Sugarland isimli geniş banliyösüne çeşitli defalar geri döndüm. Büyüdüğüm mahalle aslında, ama hatırladığım Sugarland çok değişmiş. Ne zaman dönsem, orta ve yukarı orta sınıf göçmen nüfusun yaşadığı bir kasaba görürüm. Amerikan Rüyası’nın en iyi örneği. Sugarland sakinlerinin büyük kısmının çalıştığı Houston da, Fortune dergisinin belirlediği ABD’nin en büyük beş yüz şirketinden, New York’tan sonra en fazlasına ev sahipliği yapan şehir. Bu şirketlerin çoğunluğu kâr koruma kanununun yardımıyla başka ülkelerden ucuz ve hazır emek temin ederek gittikçe artan bir hızla büyüdü. “Sugarland Etkisi”ni harekete geçiren soru ise, Amerikan şirketleri tarafından Çin ve Hindistan gibi ülkelerden temin edilen emek gücü aracılığıyla kazanılan parayla, yine bu ülkelerden gelen göç dalgası arasında bir ilişki var mı?
“Sugarland Etkisi”, ekonomi, göç ve bu ikisi arasındaki çeşitli bağlantılara ilişkin bir model olmaktan çok, bir harita ve çizimin neler ortaya koyabileceğine ilişkin bir gözlem ve tanımlama denemesi.

SAM SAMORE

Sam Samore 1953’te Washington D.C.’de doğdu, New York’ta yaşıyor ve çalışıyor. Çeşitli araçlarla çalışan sanatçı bir otobüsün penceresinde, bir müzenin duvarında, bir kitabın sayfalarında veya oyuncuların performanslarında karşımıza çıkabilen hikâyeler, şiirler ve şarkılar yaratıyor. Sam Samore’un sanatsal uğraşının en çarpıcı yönleri parçalanmış cümlelerle kurduğu bilinçakışı anlatıları ve filmsi senaryolarındaki yabancılaşmış kişilikleri resimleyişi. Samore’un fotoğraf ve enstalasyon çalışmaları 1990’lardan bu yana uluslararası çapta, özellikle de Avrupa’da sergilendi. Katıldığı karma sergiler arasında De Appel (Amsterdam), Foundation Cartier (Paris), Wiener Secession (Viyana), Çağdaş Sanat Müzesi (Chicago), Centre Pompidou (Paris), Metropolitan Sanat Müzesi (Kore), Casino Luxembourg, Kunstverein Hamburg, P.S.1 (New York), ICA Londra, Hara Sanat Müzesi (Tokyo) sayılabilir. Çalışmaları ayrıca Hou Hanru eş küratörlüğündeki 2005 Tiran Bienali’nde de sergilendi.

Sihirli Yatak

“Sihirli Yatak”, Antrepo’ya inşa edilmiş 4,5 metrelik bir platform içeren bir enstalasyon. Platformun üzerinde, aşağı yukarı 6 x 6 metre ebadında ve panoramik bir İstanbul ve Boğaz manzarasına hakim, dev bir yatak.
Hikâyeler dinlemek, rüya görmek, sohbet etmek ve hayal kurmak için bir beşik. Hikâyeler çeşitli şekillere bürünüyor: canlı performanslardan önceden kaydedilmiş anlatımlara ve görsellere kadar.
Halk masallarından esinlenen bu meseller ve resim-yazılar, çizgisel olmayan bir biçime eğilim gösteriyor. Rüya görmek, sohbet etmek ziyaretçilerin seçimine bağlı.

FERNANDO SANCHEZ CASTILLO

Fernando Sánchez Castillo 1970’te Madrid’te doğdu ve halen burada yaşıyor. Hem İspanya’da hem yurtdışında kişisel sergiler açtı. Sanatçının önemli sergileri arasında, La Casa Encendida Kültür Merkezi (2003), “Ieder het Zijne/Herkes Kendi Payına”, Stedelijk Museum Schiedam (Rotterdam), Manu Militari, Santa Monica Sanat Merkezi (Barcelona, 2006), “Intelligence Down/Kesik İstihbarat”, Musac (İspanya, 2007), Wanas Vakfı İsveç (2007), Parti de la Peur, Güncel Sanat Merkezi (2007) sayılabilir. Castillo’nun katıldığı karma sergiler arasında, “Abracadabra”, Tate Modern Sanat Galerisi (Londra, 1999), “The Real Royal Trip/Gerçek Kraliyet Yolculuğu” (gezici sergi), P.S.1 MOMA (New York, 2003), NMAC Vakfı (İspanya), 26. São Paulo Bienali (2004), Mercury Retrograde De Appel Vakfı (Amsterdam, 2006) bulunuyor. Sanatçının çalışmalarının yer aldığı sanat koleksiyonları arasında FNAC, Fonds National d’Art Contemporain (Paris, Fransa), NMAC Vakfı (Montenmedio, Vejer, Cadiz), Rabobank Sanat Koleksiyonu, Bank Heritage Sanat Koleksiyonu ve MUSAC Koleksiyonu, Castile Güncel Sanat Müzesi ve León sayılabilir.

Zengin Kedi Chicago’da Kalp Krizinden Öldü

1968 Brezilya, darbe olmuş, ama haberini yayınlamak imkânsız, çünkü bütün gazeteler sansürle susturulmuş. Olup biteni açıklamanın imkânsızlığıyla çıkıyor gazeteler. Gerçek haberlerin aksine, “Zengin kedi Chicago’da kalp krizinden öldü” gibi gerçekten tuhaf haberler seçip yayınlıyorlar.
Bu haberin önemsizliği ve yüzeyselliği aslında konuşulması gerekeni tartışmanın imkânsızlığının altını sadelikle çiziyor. Bu özgürlük kaybı, saçma bir mantık aracılığıyla sunuluyordu, çağdaş sanatın stratejilerinden biriyle karşılaştırabileceğimiz bir şekilde.
Video, bu saçma cümleyi, çeşitli tuhaf ve allak bullak ayaklanma sahnelerine başlık olarak kullanıyor. Tuhaf bir eylemin merkezindeymiş gibi görünen bronz bir başla birbirine bağlanan çeşitli koreografi ve oyunların yer aldığı bir dizi sekans görüyoruz. Çeşitli sahnelerde gerçek durumlar karşımıza çıkıyor, genellikle kamu düzeni kuvvetlerinin tatbikatları ve eğitim çalışmaları bunlar, gösterilen fragmanlardaki hareket, futbol, rugby, polo ve hatta avcılık sporlarıyla aynı ritüel hareketleri sunuyor. Heykelin klasik kavramına yaklaşmaya çalışırmış gibi duran bu kalıplaşmış hareket, eylemin tek sebebi gibi. Bu imge dünyasının estetik cazibesi tarihsel ve belgesel resim diye adlandırabileceğimiz alanın sınırları dahiline düşüyor. Amaç imgelerin içerisine görsel olarak az temsil edilen toplumsal süreçleri yerleştirebilmek, bunlardan haberimiz olsa da.

ALLAN SEKULA

Allan Sekula 1951’de Pennyslvania Erie’de doğdu, çalışmalarını Los Angeles’ta sürdürüyor. California San Pedro’da büyüyen sanatçı, 1985’ten bu yana California Sanat Enstitüsü’nde ders veriyor. Fotoğrafçı, film yapımcısı, yazar ve eleştirmen olan Sekula, aynı zamanda toplumsal gerçekçiliğin eleştirel olarak yeniden ele alınışının da öncülerinden. Çalışmaları ekonomik ve siyasi mücadele veren topluluklara, özellikle de neoliberal politikalar sonucunda yerlerinden edilen veya tehdit edilen topluluklara odaklanıyor. 1980’lerin ortasından başlayarak, “küreselleşme” sorunlarıyla mücadeleyi, özellikle uluslararası deniz ticaretiyle ilgili alanda üstlenen ilk sanatçılardan biri oldu. “Toplumsal gerçekçilik”i kavrayışını etki uyandıran kitabı Photography Against the Grain: Essays and Photoworks 1973-1983/Akıntıya Karşı Fotoğrafçılık: Makaleler ve Fotoğraf Çalışmaları 1973-1983 (Halifax: The Press of the Nova Scotia College of Art and Design, 1984) adlı kitabında tanımladı. Deniz ticareti dünyası konusundaki büyük projesi ise, Fish Story/Balık Hikayesi (Duesseldorf: Richter Verlag, 1995) adıyla basıldı. Sekula, son olarak 2006 yılında “The Lottery of the Sea/Deniz Lotosu” adlı filmi çekti.

Laos için Bir Kısa Film

Hindiçini Savaşı sırasında, yani aşağı yukarı otuz yıl önce, Fred Branfman’ın Voices from the Plain of Jars/Küpler Ovası’ndan Sesler isimli kitabını okudum. Laos’u hem canice hem de sonuçsuz emperyal stratejilerin laboratuvarı olarak kullanıp, ‘yeryüzünün en çok bombalanmış ülkesi’ haline getiren gizli Amerikan harekatını onun kadar acımasızca ifşa eden başka biri yoktu. Bir Amerikalı olarak, Küpler Ovası’nı ziyaret edip orada neler yaptığımızı görmek zorunda hissettim kendimi.
İkinci anlatılışında, savaşın hikâyesiyle ‘küplerin esrarı’ birbirine karışmaya başladı. Çok eski bir medeniyet gökyüzüyle arasında heyecan verici bir bağlantı kurmuş ve gizli bir güç Amerikan bombacılarını, birer kaşığa dönüştürülecekleri yeryüzüne çekmişti. Laos’ta demirci ocağının rehber ruhu savaş zebanilerinin arkasından artıkları toplayan bir leş yiyici.
Metal hikâyesinden sonra Ben Haad Hien’deki demircilere uğruyorum. Metal artık eski kamyon yaylarından bulunuyor. Çin’deki fabrikalarda üretilen araçlarla rekabet etmek gün geçtikçe zorlaşıyor. Bu köy ekonomisi daha ne kadar ayakta kalabilir?

TARO SHINODA

Taro Shinoda 1964’te Tokyo’da doğdu, aynı şehirde yaşıyor. Çalışmaları genellikle bilim, uyum ve arzu konularıyla ilgili. Üç ay boyunca ziyaretçi sanatçı olarak bulunduğu Los Angeles’ta Shinoda engawa’yı (mimariyi, yani ev içi alanı bahçeden, yani büyülü alandan ayıran geleneksel manzara izleme sahanlığı) model alan bir karavan inşa etti. Evreni, insan eliyle, ideal bir alan düzenlemesi aracılığıyla temsil etme denemesi olarak geleneksel Japon bahçesi Shinoda’nın çalışmalarında tekrarlanan bir konu. Çalışmaları, gündelik hayatta genellikle fark edilmeyen bir bakış açısı dönüşümü yaratıyor. Shinoda’nın son dönemde katıldığı sergiler arasında “A Tale of Two Cities: Busan Biennale 2006/İki Şehrin Hikâyesi: Busan Bienali 2006” (Kore), “Buried Treasure: Taro Shinoda/Gömülü Hazine: Taro Shinoda”, Roy ve Edna Disney Calarts Sahnesi (Los Angeles, 2005), “Roppongi Crossing/Roppongi Geçidi”, Mori Sanat Müzesi (Tokyo, 2004), “Time After Time: Asia and Our Moment/Zaman Geçerken: Asya ve Yaşadığımız An”, Yerba Buena Sanat Merkezi (San Francisco, 2003), “Centre of Attraction: The 8th Baltic Triennale/Çekim Merkezi: 8. Baltık Trienali” (Litvanya, 2002), “Yokohama 2001: Uluslararası Güncel Sanat Trienali” (Japonya, 2001) sayılabilir.

Telefon Hattı

Kötü bir yer değil burası,
ama tüm toprak asfalt kaplı, bisikletime binerken,
tüm elektrik akımlarını ve elektro-nabız atışlarını bertaraf ederken,
suyun çağlayışını, bulutların süzülüşünü özlüyorum.
Bugünlerde eski becerilerimi canlandırmaya verdim kendimi,
ay yansıması iletim tekniğimi.
Her gece ay battığında
Dışarıda bisikletime binip saatlerce
o tekniğin ne olduğunu hatırlamaya çalışıyorum.
Birçok gecemi buna adadım,
ama daha çok yolum var
eskisi kadar usta olana dek bu teknikte.
Nasıl gördüğün her şey hiç de göründüğü gibi değilse,
sezgilerin de sana tüm bilmen gerekenleri söyleyemez.
‘Amerikan Uygarlığı’ denen kavram,
Her şeyin bildiğimiz haline öyle nüfuz ediyor ki,
gerçek olarak var olanın da üstünde bir şey varmış gibi geliyor.
Geleceğimiz arkamızdan sezdirmeden yaklaşsa da,
geri geri yürümeye alışık olmasak da,
birer yetişkin olarak bu teknikleri öğrenmek zorunda olduğumuzu düşünüyorum.

 

 

SOPHIA TABATADZE

Sophia Tabatadze 1977’de Gürcistan’ın başkenti Tiflis’te doğdu, Tiflis ve Rotterdam’da yaşıyor. Üniversite eğitimini Hollanda’nın Amsterdam şehrinde tamamlayan sanatçı, çizimler ve mekâna özgü yerleştirmeler yapıyor. Çalışmalarında toplumsal ve siyasi bağlama önem veren Tabatadze, aynı zamanda Gürcü ve uluslararası sanatçılar arasında ortak grup projeleri de düzenliyor. 2007’de 52. Venedik Bienali’nde Gürcistan’ı temsil eden sanatçı, Hollanda’da Het Wilde Weten (Rotterdam), Lambert Tegenbosch Galerisi (Heusden), Josine Bokhoven Galerisi (Amsterdam), Gürcistan’da ise Tiflis Old Gallery’de kişisel sergiler düzenledi. Katıldığı karma sergiler arasında Luigi Pecci Centre for Contemporary Art/Luigi Pecci Çağdaş Sanat Merkezi (Prato, İtalya), Boijmans van Beuningen Müzesi (Rotterdam) ve Tiflis Ulusal Galeri’deki sergiler sayılabilir.

Binalar ve Tuhafbinalar

Binalar ve Tuhafbinalar odalarında ve koridorlarında ele geçirmişlerdir beni hep. Orada bir oda vardı, tavandan tabana duvar kağıdıyla kaplı, içindeki her nesne de duvar kağıdıyla kaplı, bu duvar kağıdının üzerinde iç organlarından oluşan fevkalade bir desen vardı. Evin bir ucundan diğerine uzanan bir periskop tüneli vardı, apartmanın içinden, gerçek anlamıyla, bakınca iç mekânın hiç görülmemesini sağlıyordu. Koridorlar ve tüneller vardı, hatta o kadar çoktular ki, bir an kendim tünele dönüştüğümü sandım. İçerideki duvarın sonra bir perde olduğu anlaşıldı, diğer duvarlar ise saydamdı. Tekerlekli odalar vardı, başka odaların içine yerleştirilebilen. Hatta tüm bina tekerlekliydi ve farklı yönlere yöneliyordu.

DAVID TER-OGANYAN

David Ter-Oganyan 1981’de Rostov-on-Don’da doğdu, Moskova’da yaşıyor ve çalışıyor. Babası Avdei Ter-Oganyan’ın kurduğu ve daha sonra ünlü grup Radek’i kuracak bir kuşak Moskovalı sanatçının doğumuna tanıklık eden Çağdaş Sanat Okulu’nda öğrenim gördü. 1990’ların sonunda David ve diğer solcu gençler, diğer adlarıyla “radekler”, Anatoly Osmolovsky'nin seminerlerine, Herşeye Karşı! adlı kampanyasına ve iki diğer organizasyona, Mozole ve Barikat'a katıldılar. Barikat, 1968 “öğrenci devrimi”nden 30 yıl sonra, 1998’de gerçekleştirildi. Sanatçılar Moskova’nın merkezinde 30 yıl öncesinin sloganlarının kasıtlı olarak değiştirilmiş biçimlerini içeren broşürler dağıttılar ve aykırı tuvalleriyle trafiği kestiler. Hükümetin tepkisi daha ciddi oldu: resimler yok edildi ve sanatçılar gözaltına alındı. En erken dönem çalışmalarından itibaren, David “şiddet”, “isyan”, ve “direniş” kavramları arasında denge arayan toplumsal huzursuzluk konusuna ilgi duydu. Sanatçının katıldığı karma sergiler arasında, “Birey ve Güç,” Manifesta 4 (Frankfurt, 2001), “Sanat ve Suç” (Berlin, 2003), “Mazeretsiz Sanat”, Shiusev Mimarlık Müzesi (Moskova, 2004) ve “İtaatsizlik”, Bethanien Sanatçı Evi (2005) sayılabilir.

Bu bir bomba değildir

“Bu bir bomba değildir” projesi, gündelik eşyalar, saat parçaları ve tellerden yapılmış bir dizi nesne. ‘Dehşet verici ile komik’in arasındaki sınırda konumlanan projeyle, ‘var olmayan bir şey olarak terör tehdidi’ sorununun eleştirel bir şekilde kavramsallaştırılması amaçlanıyor.

NASAN TUR

Nasan Tur 1974’te Almanya'nın Offenbach şehrinde doğdu, Londra ve Frankfurt’ta yaşıyor ve çalışıyor. Eğitimini HfG Offenbach’ta ve Städelschule Frankfurt/Main'de tamamladı. Tur, toplumsal davranış kalıplarını ve siyasi uygulamaların etkilerini araştırmak için fotoğraf, video, enstalasyon, performans ve kamusal alana müdahale yöntemlerini kullanıyor. Bu açıdan alternatif toplumsal eylemler ve alternatif tasarımlarla ilgileniyor. Çalışmalarını genellikle izleyicinin de aktif rol alabileceği sanat platformları biçiminde kuran sanatçının, şimdiye dek, 7. Uluslararası Esslingen Fotoğraf Trienali (Almanya), Kunsthalle Mannheim (Almanya), Villa Manin-Güncel Sanat Merkezi (İtalya), 47. Belgrad Ekim Salonu (Sırbistan), RIM Projesi (Meksika), Martin-Gropius-Bau Berlin (Almanya), İstanbul Modern Sanat Müzesi, 5. Cetinje Bienali, Badischer Kunstverein (Almanya), Städel Müzesi (Almanya), Saitama Modern Sanat Müzesi (Japonya) ve Sammlung Essl-Kunst der Gegenwart (Almanya) gibi mekânlarda çalışmaları yer aldı.

Sırt çantaları

Her sırt çantasının özel bir işlevi var. Her çanta türlü nesnelerin toplamından oluşuyor ve her bir çanta ayrı bir şekilde kullanılabiliyor. Sergi sırasında izleyiciler çantaları ödünç alıp kullanabiliyor. Çantaları hangi gösteri, hangi sabotaj için kullanacakları, kime yemek yapacakları ve kimin hayranı olacakları kendilerine kalmış. “Sırt çantaları” adlı çalışma izleyiciye malzemeyi ve gerekli hareketliliği sağlamakla yetiniyor.

KATLEEN VERMEIR - RONNY HEIREMANS

Katleen Vermeir (1973) and Ronny Heiremans (1962) çalışmalarını Brüksel’de sürdürüyorlar. Video ve enstalasyonları mimari jesti/hareketi ve bu jestin şekillendirdiği hem kişisel hem siyasal izdüşümleri inceliyor. Çalışmaları, melez yapılarında sergi mekânını önemli bir bileşen olarak kullanırken, bir yandan da farklı zamansal katmanları bir araya getirerek tarihle olan ilişkimizi yeniden tanımlıyor. Katleen Vermeir Tianjin, (1997-1998), P.S.1, (New York, 2001-2002), Platform Garanti (İstanbul, 2006) başta olmak üzere birçok konuk sanatçı programına katıldı. Yapıtları BOZAR (Brüksel, 2003), Casino Luxembourg (2005), MAC’da (Montréal, 2006) sergilendi. Atölyesi BEMIS Omaha’da bulunan Ronny Heiremans New Mexico’da (2004) çeşitli projeler üzerinde çalıştı. Yapıtları Fordham (Londra, 2001), ARTline Borken, SMAK-Ghent (2001) ve UTIL (Brüksel, 2005)’de sergilendi. Vermeir ve Heiremans, bireysel çalışmalarının yanı sıra düzenli olarak ortak projeler üzerinde çalışıyorlar. Bunlardan bazıları “Listening to New Voices/Yeni Sesler Dinlemek”, P.S.1 (New York, 2002), “Concrete/Beton”, “W139” (Amsterdam, 2002), “Charlie’s Place/Charlie’nin Yeri”, Fordham at Annely Juda (Londra, 2003), Viper/Engerek (Basel, 2003), “E-flux video rental/E-akım video kiralama” (Antwerp, 2006-), “A.I.R extension#01/M.S.P* uzatma#01”, Koraalberg, ART Brussels (2006), “The Ideal City/İdeal Şehir”, Thérèse Dion Galerisi (Montréal, 2006), “Conjunctions”, Piano Nobile (Cenevre, 2007), “The Potential Estate/Potansiyel Emlak”, Netwerk (Aalst, Belçika, 2007).
* Misafir Sanatçı Programı

M.S.P uzatma#10 (pavyon)

Yapımcı Ltd.Ed.vzw

M.S.P farklı formatlarda çeşitli işbirlikleri içeren, devam eden bir proje. M.S.P. (misafir sanatçı programı’nın kısaltması) altmışlarda New York’ta boş endüstriyel mekânların sanatçılar tarafından kullanımına göndermede bulunuyor. Bu proje mimarlığı önemli bir ideolojik jest olarak inceliyor. Vermeir ile Heiremans’ın kendi restore edilmiş post-endüstriyel mekânlarını, bir temsil sistemi,  fiziksel deneyimle değil de dergiler, televizyon, sergiler aracılığıyla ilişki kuran modern alışkanlığa bir eleştiri olarak yapıbozuma uğratmalarını sağlıyor.

M.S.P uzatma#10 (pavyon) Taksim Meydanı’ndaki AKM binası için önerilen bir video enstalasyon. Proje, 2006 yılında Platform Garanti’de geçirilen bir misafir sanatçılık döneminin ürünü. Enstalasyon, hem (evlerinin) ‘müştemilat’ı hem de bir çerçeve olarak işlev gören yarı-saydam bir ‘sergi’ pavyonu öneriyor. İçerideki projeksiyon Brüksel’deki loft mekânının görselleriyle Atatürk’ün İstanbul’daki modernist deniz köşkünün görüntülerini yan yana yerleştiriyor. 1935’te Seyfi Arkan tarafından yapılan bu yazlık ikametgâh Türkiye’nin ilerlemeci modernliğinin bir simgesiydi. İki mekân, açık zemin planı, sözde hiyerarşi eksikliği ve saydamlık kullanımının belirleyici olduğu mimari yapılarda somutlaşan, birbirini yansıtan anlam kümeleri haline geliyor. Video binaları hem birer vitrin hem de dünyayı görmeye yarayan araçlar olarak tasvir ediyor. Le Corbusier’nin ‘mimari gezinti’ kavramından alınan ilhamla, üst üste binen çerçevelere hareketle geçicilik veriliyor. Videodaki tüm imgeler inşa edildi. Bu yolla, modern mimariye ve video ortamının yabancılaştıran mekânlarına eleştirel bir yaklaşım ortaya koyarak, Vermeir ile Heiremans melez bir biçim yaratmayı başarıyorlar.

WONG HOY-CHEONG

Wong Hoy Cheong Malezya’nın Georgetown şehrinde doğdu, Kuala Lumpur’da yaşıyor ve çalışıyor. Brandeis, Harvard ve Massachusetts (Amherst) üniversitelerinde edebiyat, eğitim ve güzel sanatlar okudu. Çalışmaları disiplinlerarası alanda, resim, enstalasyon, video/fotoğraf ve tiyatro/performans gibi alanları kapsayan sanatçı, Asya ve Avrupa’nın çeşitli şehirlerinde, Avustralya ve Malezya’da çalışmalarını sergiledi. 50. Venedik Bienali’ne (2003) davet edilen ve “Re: Looking/Tekrar: Bakmak” isimli video ve enstalasyon çalışması övücü eleştiriler alan Cheong, şimdiye dek, Guangzhou Trienali (2005), Liverpool Bienali (2004), ARS 01, Kiasma Çağdaş Sanat Müzesi (Helsinki, 2001), Gwangju Bienali (2000), “Cities on the Move/Hareketli Şehirler” (gezici sergi, 1997-1999), Fukuoka Trienali (1999) ve Asya-Pasifik Trienali’ne (1996) katıldı. Montalvo Sanat Merkezi (2007), Oxford Brookes/Pitt Rivers Müzesi (Oxford, 2004), Gasworks (Londra, 2002) ve Canberra Sanat Enstitüsü’nde (1992) konuk sanatçı olarak bulunan Wong Hoy Cheong, Goldsmith Koleji’nde (Londra, 1999) ve Central St. Martins’te (Londra, 1998) konuk öğretim üyesi olarak görev yapıyor.

Aman Sulukule Canım Sulukule

İstanbul’un Sulukule mahallesinin Romanları, dönemin Bizans başkenti Konstantinopolis’e bin yıldan uzun zaman önce gelen Romanların torunları. Müzik ve dans, kültürlerinin bir parçası olmaya devam ederken, Devlet 1991’de tavernalarını kapattı. Eğlence ve gösteri Romanlar için sadece bin yıllık meslek ve gelenekleri değil, aynı zamanda temel gelir kaynaklarıydı. Evlerini yıkmak, topluluğu başka bir bölgeye yerleştirmek ve mahalleyi ‘Osmanlı üslubunda evler’ inşa ederek soylulaştırmak yolunda planlar da var. Gelecekleri belirsiz.
Bu projenin amacı, Sulukule’de, çocuklardan ve gençlerden oluşan bir hedef topluluğun, hem onlar, hem topluluk, hem de çevreleri açısından önemli konuları anlamalarına yardımcı olacak görsel ve performatif okuryazarlığı keşfederek öğrenmeleriyle sonuçlanacak çalışmalar yapmak. Ana vurgu oyun ve resmi olmayan eğitim üzerine; bu da araştırmaya dayalı alan gezileri, bilgi toplama, inceleme ve oyunlar, oyuncaklar, çizimler, fotoğraf, video ve performans gibi yaratıcı uygulamaları kullanarak bir beyin fırtınası aracılığıyla gerçekleştirilecek. Bu projenin nihai sonucu senaryosunu ve çekimini çocuklarla beraber gerçekleştireceğim video, animasyon ve müzikten oluşan deneysel bir belgesel olacak.

XU ZHEN

Xu Zhen 1977’de Şanghay’da doğdu, Şanghay Sanat ve Zanaat Okulu’ndan 1996’da mezun oldu. Bugün Şanghay’da yaşıyor ve çalışıyor. Xu Zhen 2004’te CCAA’da (Çin Çağdaş Sanat Ödülü) büyük ödülünü kazandı. 49. Venedik Bienali’ne davet edildiği 2001 yılından bu yana birçok sergi açtı. Son dönem sergileri arasında Rotterdam Boijmanns van Beuningen Müzesi’nde düzenlenen “Çağdaş Çin-Sanat, Mimarlık ve Görsel Kültürü” (2006), P.S.1 Güncel Sanat Merkezi’ndeki “On Üç-Günümüzde Çin Videosu” (New York, 2006), Şanghay Çağdaş Sanat Müzesi’nde düzenlenen “Restless/Huzursuz” (Çin, 2006), Pekin’deki “Universal Studios” (2006) ve Şanghay kentindeki ShanghART Galerisi’ndeki H-Space adlı sergi sayılabilir.

8848–1.86

2005 yılının Ağustos ayında Xu Zhen ve ekibi Everest’in 8848.13 metrelik zirvesine tırmandı. Zirvenin en üst kısmını kesmeyi ve dağdan indirmeyi başardılar.

Burada bu işlemle ilgili bazı malzemeleri ve malları sergiliyoruz, bunlar arasında kestiğimiz dağ zirvesi ve kesim süreci ile ilgili bazı belgeler de var.

Xu Zhen, erkek, 1977, Çin doğumlu
Shen Jiujiu, erkek, 1978, Çin doğumlu
Yu Wei, erkek, 1977, Çin doğumlu
Jin Feng, erkek, 1977, Çin doğumlu

Sergide Everest Dağı’nın en üst 1.86 metrelik kısmı, ekibi zirveyi keserken gösteren bir video belgesel, fotoğraf çalışmaları (22 parça), metinsel malzemeler ve arşiv malzemeleri ve aynı zamanda dağ tırmanış araç gereçleri ve dağ kesmek için kullanılan araçlar yer alıyor.

YAN LEI

Yan Lei 1965’te Çin’in Hebei Eyaleti’nde doğdu, Pekin ve Hong Kong’da yaşıyor ve çalışıyor. 1999’da Çin Sanat Akademisi’nden mezun olan Yan Lei çeşitli araç ve teknik aktarım yöntemlerini biraraya getiren çok evreli bir süreçle resim yapma sürecini rasyonalize ediyor. Batı’nın hakim olduğu sanat dünyasının iktidar yapılarını ve kendi sanatçı kimliğini ironi ve eleştirel bir mesafeyle yansıtıyor. Katıldığı sergiler arasında Documenta 12 (Kassel, 2007), MIART (Milano, 2007), Art 37 Basel (İsviçre, 2006), MoCA Envisage, “Giriş Kapısı: Çin Heterojen Estetiği”, Güncel Sanat Müzesi (Şanghay, 2006), Art 35 Basel (İsviçre, 2004), “Zones of Urgency/Aciliyet Alanları”, 50. Venedik Bienali (2003), “Alors, la Chine/İşte, Çin”, Centre Pompidou (Paris, 2003), “Cidades”, 25. São Paulo Bienali (Brezilya, 2002), “Pause/Duraklama”, Dördüncü Gwangju Bienali (Kore, 2002), Art Cologne (Almanya, 2001), Chengdu Bienali, Chengdu Müzesi (Çin, 2001) sayılabilir.

Pekin’den İstanbul’a Armağan

İstanbul’a Pekin’li müzik grubu Brain Failure/Beyin İflası ile birlikte geliyorum, İstanbul’da gençlerin/punkların en sevdiği yerlere gideceğiz, ilginç bir şeyler bulup şehirde bir punk partisi düzenleyeceğiz.
İstanbul’daki konser aynı bir Pekin meyhanesindeki bir punk rock partisi gibi olacak, gençlerin hayat tecrübesinin bir parçası haline gelecek. Parti katılanları heyecanlandıracak ve farklı yorumlar ve tepkiler yaratarak bugünün şehrinin bir parçası haline gelecek.
Bienal için bu punk rock partisinin videosunu göstereceğim, bir enstalasyon hazırlayacağım ve Brain Failure’ın bulduğu ilginç şeyleri Bienal mekânına yerleştireceğim. İzleyicinin tüm yapıtlarıma gösterdiği tepkileri Sanat kabul ediyorum.

YAN PEI MING

Yan Pei Ming 1960’ta Çin’de doğdu ve 1980’lerin başından bu yana Fransa’nın Dijon şehrinde yaşıyor. Her zaman bireysellik ve anonimlik kavramlarına ilgi duydu. Ming’in portre sanatı üzerinden kimliğin inşasına duyduğu ilgi onu adı bilinmeyen çocuklardan yaşlılar evindeki emeklilere, tutuklulardan Buda, Mao ve Bruce Lee portrelerine uzanan çeşitli konulara sürükledi. Yağlı boyayla siyah, beyaz ve gri tonlarında fırça darbeleriyle oluşturduğu, yakından bakıldığında neredeyse soyut denebilecek ama uzaktan figüratif olduğu anlaşılan tablolarıyla, Ming kendine has bir üslup geliştirdi. Kişisel sergileri arasında “The Way of the Dragon/Ejderin Yolu”, Kunsthalle (Mannheim, 2004), “Hommage à mon père, Dijon-Shanghai-Guangdong/Babamın Anısına Saygı, Dijon-Şanghay-Guangdong”, Şanghay Sanat Müzesi, Şanghay ve Guangdong Sanat Müzesi (Guangzhou, 2005), “Inside the red window-Confession/Kırmızı Pencerenin İçinde-İtiraf”, Gallery Massimo De Carlo (Milano, 2005), “Execution/İnfaz”, Musée d’art moderne (Saint-Etienne, 2006) ve “You maintain a sense of balance in the midst of great success/Büyük bir başarının ortasında denge hissini muhafaza edersin”, David Zwirner Galerisi (New York, 2007) sayılabilir.

Dünya Çapı’ndan Uluslararası’na

“Dünya Çapı’ndan Uluslararası’na”, Birleşmiş Milletler’in kuruluşundan bu yana genel sekreterlik görevini üstlenen 8 kişiyi, yüzlerinde değişik ifadeler olan dünyadan çocuk portreleriyle birlikte, çocukların dünyanın neresinden olduğunu veya mağdur olup olmadıklarını belirtmeksizin sunuyor. Çalışmayı oluşturan bu otuz portre bize iki güncel sorunu hatırlatıyor, dünya üzerindeki çatışmaların ve küreselleşme çağında ekonomik eşitsizliklerin yönetimini. Bu enstalasyon için dijital yöntemle yeniden üretilen orijinal suluboyalar, afiş gibi duvara yapıştırılarak bu otuz portrenin sonsuz tekrarına olanak sağlıyorlar.

YANG JIECHANG

Yang Jiechang 1956’da Guangdong Eyaleti’nde doğdu, Almanya’nın Heidelberg kentinde ve Paris’te çalışmalarını sürdürüyor. 1982’de Guangzhou Güzel Sanatlar Akademisi’nden mezun olduktan sonra Tao ustası Huangtao ile yoğun bir Tao öğrenimine başlayan sanatçı, aynı dönemde organizasyonlar düzenleyerek ve belirgin bir Kanton üslubunun oluşmasına yardımcı olarak çağdaş sanat dünyasında öncü konuma yerleşti. Paris’te Pompidou Merkezi’nde 1989’da düzenlenen "Les magiciens de la terre/Yeryüzünün Büyücüleri" adlı sergide büyük monokrom mürekkep tablolarının sergilenmesiyle uluslararası üne kavuştu. Yapıtları tablolarla sınırlı olmayan ve resim, video, enstalasyon ve müdahale gibi çeşitli teknikler kullanan Yang Jiechang’ın yapıtları MOMA, Oxford, Paris ARC, Palais Tokyo, Heidelberger Kunstverein, Stanford Sanat Galerisi gibi mekânlarda sergilendi ve Kwangju Bienali’nde (2002), Venedik Bienali’nde (2003), Guangzhou Trienali’nde (2005), 1. Paris Trienali’nde (2006) ve Liverpool Bienali’nde (2006) yer aldı.

Meleklere İnanıyorum

Nisan 1990’da Frida Kahlo’nun Mexico City’deki stüdyosunu ziyaret ettim. Koleksiyonundaki adak resimleri arasında küçük metal bir plaka üzerine boyanmış bir tane gördüm. Karanlık deniz, siyah gökyüzü -bana neredeyse korkutucu gelen bir manzara- ve, resmin üst tarafında karanlıkta dokunulmadan yüzen ve kompozisyonu baskı altında tutan beyaz belirsiz bir şekil. Bunun bir tür mübarek alamet olduğunu düşündüm.

1 Mayıs 2007’de İstanbul’u ziyaret ettim, Uluslararası İşçi Bayramı gösterisi yapılacaktı; gösteriye şiddet karıştı, devlet aygıtlarıyla -polis ve hatta ordu- halk arasında bir çatışma. Antrepo’da durmuş denizi seyrediyordum, biraz önce tanık olduğum çatışma -göstericilerle panzerler karşı karşıya- bana Mayıs ve Haziran 1989’da Pekin Tian’anmen meydanında yaşanan trajediyi hatırlattı. Birdenbire on sekiz yıl önce Meksika’da o minik resimde gördüğüm belirsiz beyaz şekil zihnimde apaçık belirdi: “Meleklere İnanıyorum”.

Bu cümleyi, tam durduğum noktada el yazımın şekli verilmiş neonlar kullanarak uygulamaya karar verdim.

TOMOKO YONEDA

Tomoko Yoneda 1965’te Japonya’nın Akashi kentinde doğdu, Londra’da yaşıyor ve çalışıyor. Chicago’da Illinois Üniversitesi’nde ve Londra’da Royal College of Art’ta öğrenim gördü. Tomoko Yoneda’nın çalışmalarının ortak teması “hafıza” ve “tarih”. Nesnesini belgelemekle kalmayıp gözümüzle gördüğümüzün ötesindeki imgeleri deneyimlememizi sağlayan bir iplik dokuyan mekânların, iç mekânların ve kişilerin fotoğrafını çekiyor. Bu imgeler günlük ve sıradan olanın arasında saklı bulunan inanılmaz bir geçmişi ortaya çıkarıyor. Çalışmalarını uluslararası alanda sergileyen Tomoko Yoneda, Rotterdam’da Nederlands Foto Institut’ta ve Chicago’da Museum of Contemporary Photography’de sergiler düzenledi. Yapıtları Victoria and Albert Müzesi, Houston Güzel Sanatlar Müzesi ve Paris’teki La Maison Européenne de la Photographie başta olmak üzere birçok koleksiyonda bulunmakta. Yoneda’nın “Between Visible and Invisible/Görünürle Görünmeyen Arasında” serisinden çalışmalar içeren bir kitap ABD’de Nazraeli Yayınevi tarafından yayınlandı.

Buzlar Çözüldükten Sonra

Tarih öylesine çok sayıda, karmaşık, çelişkili katmandan oluşur ki tek bir şekilde yorumlanamaz, her gün gözümüzün önündeki doğal çevreye ve şehir sokaklarına kazınmıştır. Şehir, ağaç kesildikten sonra ortaya çıkan filizler gibi geçmişin üzerine büyür ve yeniden kurulur. Bu, görsel sanatçının asla unutmaması gereken bir şeydir, önümüzde beliren manzaralara kenardan teklifsizce bakmakla yetinmemeliyiz.

“Buzlar Çözüldükten Sonra”, Macaristan ve Estonya’da Avrupa Topluluğu’na üye oldukları 2004 yılında çektiğim fotoğraflardan oluşan bir çalışma dizisi. Bu çarpıcı olay, bu ülkeler için yıllar boyunca merkezi önemde olmuş ideolojilerinden ve siyasi bağlarından tamamıyla uzaklaşmalarını simgeliyordu. İki ülke de 20inci yüzyılın başından Sovyetler Birliği’nin çöküşüne dek benzer bir siyasi mücadele ve kimliklerine yönelik benzer bir tehdit tecrübe ettiler. Buradaki imgeler bu ülkelerde bir zamanlar ideolojik açıdan önemli olmuş yerlerin bir kaydı. Şimdi bir çiftin bir sosyalist dönem havuzunda öpüştüğü Macaristan’daki eski ‘ideal komünist şehir’, veya Estonya’da, bir zamanlar binanın ön cephesinde yer alan Komünist yıldızın şimdi kenara atıldığı metruk Sovyet kışlası gibi yerler.
www.shugoarts.com
www.tomokoyoneda.com

YOUNG HAE CHANG HEAVY INDUSTRIES

YOUNG-HAE CHANG HEAVY INDUSTRIES’in (yhchang.com) CEO’su Young-hae Chang (Kore), CIO’su ise Marc Voge (ABD). Seul’da yerleşik grup, Londra Tate Modern, Paris Pompidou Sanat Merkezi, New York Whitney Müzesi, San Francisco Modern Sanat Müzesi, Los Angeles Getty Center, Stockholm Moderna Müzesi, Madrid Reina Sofia Müzesi, Venedik ve São Paulo bienallerinde çalışmalarını sergiledi. YOUNG-HAE CHANG HEAVY INDUSTRIES, 2007 sonbaharında New York, New Museum of Contemporary Art’ta bir sergi açacak.

Öyle, Öyle Ruhlu ki

Bir adamla kız arkadaşının Tokyo Ueno İstasyonu’ndaki hikâyesi. Adam Detroit’e gidip Motown’ı keşfetmek istemektedir, kız ise istememektedir.

Uyku Sanatı

Sanat hakkında sarsıcı bir keşifte bulunan bir adamın hikâyesi.

YUSHI UEHARA / BERLAGE INSTITUTE

Yushi Uehara 1964’te Japonya'da doğdu. 1988’den bu yana Hollanda’da yaşıyor ve kendi mimarlık bürosunu işletiyor. Rotterdam Berlage Lisansüstü Araştırma Enstitüsü’nün de yöneticisi olan Uehara, yakın zamanda Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde mimari tasarım profesörlüğüne aday gösterildi. Mimari uygulamacı olarak, aralarında Rem Koolhaas/OMA, Toyo Ito, Kazuyo Sejima, de Architecten Cie ve Daniel Libeskind’in de olduğu çeşitli uluslararası mimarlık bürolarında çalıştı ve birçok uluslararası büyük boyutlu projeye imza attı. Kendi bürosunda, Regus Ofis Binası ve Leeuwarden İlkokulu gibi çarpıcı mimari projeler gerçekleştiren Uehara, Shinkenchiku konut tasarımı yarışmasını da kazandı. Sanatçı halen, aralarında Japonya’da yayınlanan a+u, Almanya’da yayınlanan Detail ve Hollanda’da yayınlanan Volume dergilerinin de bulunduğu uluslararası mimarlık dergilerinde tartışmalı mimari konular üzerine makaleler yazıyor.

Çin’de Bilinmeyen Kentleşme - Şehir İçinde Köy

Konumuz, Çin’de kentleşmenin yapısal sorunu olarak görülen Şehir içinde Köy. Şehir içinde Köy konusunu araştırmak, araştırmacıya insanla şehir hayatı arasındaki ilişkiler hakkında sorular sorduruyor.
Çin’de hızla artan kentleşme çevredeki köyleri yutuyor ve tarım arazilerini şehre dönüştürüyor. Şehir içinde Köy, içiçe geçmiş, ayrı birer yönetimi olan şehircikler oluşturuyor ve bu süreç de çiftçiyi vatandaşa dönüştüren bir yapıya sahip. Sıkışık bir kütle halindeki Şehir içinde Köy’le etrafını saran şehir arasında belirgin bir tezat var. Şehir içinde Köy, genellikle çeşitli faaliyetlerle kâr edilen ve iyi yönetilen bir şirket. Bu şirketlerin bazıları uç projeler gerçekleştiriyor. Kentsel dönüşüm süreci içinde, köylüler mesleklerini de dönüştürüyorlar.
Pearl Nehri Deltası, Şehir içinde Köy olgusunun başını çeken alan. Araştırma, Shenzhen ve Guangzhou’daki yedi kasabayı seçerek Şehir içinde Köy olgusunu ve yaşanan dönüşümün işleyiş biçimini ele alıyor.
Aşamalandırma, süreç ve biçiminin sınıflandırılması beş ortak arasında oynanacak rollerin modelini belirlemeye dayalı. Genel bir açıklama, Çin’deki zemin işletme hakları sistemiyle sağlanıyor. Araştırma üç bölümden oluşuyor: olgular, mekanizma ve proje; proje aşaması diğer iki bölümün verileriyle oluşturuluyor. Araştırma mimarlığın ve kentleşmenin ortaklara ilgili veriler ışığında ulaştırabildiği mesajın kapasitesine odaklanıyor.

ZHOU HAO - JI JIANGHONG

Zhou Hao ve Ji Jianghong, 1968 Çin doğumlu iki gazeteci. Her ikisi de modernleşmenin tetiklediği yeni toplumsal gerçekliklerle ilişkili olaylar üzerine odaklanıyor. Çeşitli nedenlerden ötürü, göçmen işçilerin çalışıp yaşadığı endüstriyel alanlara yabancıların girmesi yasaktır ve buna gazeteciler de dahildir. Zhou Hao ve Ji Jianghong da içerideki hayata nüfuz etmek ve belgelemek için göçmen işçilere fotoğraf makineleri dağıtarak çalışma ve günlük hayatlarından görüntüler çekmek üzere onları eğitti. Göçmen işçiler gerçek hayatlarını, duygularını, gerginlik anlarını, tedirginliklerini ve mutluluklarını ortaya seren şaşırtıcı derecede ilginç sayısız görüntü çektiler, böylece fabrika hayatının “gizli” yönleri de ortaya çıktı. “Houjie Township/Houije Kasabası” ikilinin ilk belgeseli. Zhou Hao’nun ikinci filmi “Senior Year/Son Sene”, 30. Hong Kong Uluslararası Film Festivali’nde En İyi Belgesel kategorisinde İnsan Hakları Ödülü’nü aldı. 2007 Nisan’ında Zhou Hao Chicago Uluslararası Belgesel Film Festivali’nin jürisine davet edildi. İkilinin son sergileri arasında, “World Factory/Dünya Fabrikası”, San Francisco Sanat Enstitüsü (2007); “Never Go Out Without My DV Cam/DV Cam’im Olmadan Asla Sokağa Çıkmam”, Museo Colecciones ICO (Madrid, 2006) ve 2..Guangzhou Trienali (Guangdong, 2005) sayılabilir.

Houjie Kasabası

Zhou Hao ve Ji Jianghong, modernleşmenin tetiklediği yeni toplumsal gerçekliklerle ilişkili olaylarla, özellikle Çin’in güney kısmındaki sanayi bölgelerinde çalışan göçmen işçilerin akıbetleriyle etkin bir şekilde ilgilenen iki gazeteci. Pearl Nehri Deltası’nda, özellikle yakın geçmişte şehirleşmiş ve sanayileşmiş olan Houije kasabasında çalışan göçmenlerle ilişkili araştırmalar yaptıkları yıllarda, DV kameralar ve film kurgulama konularında uzmanlık kazandılar. “Houije Kasabası” isimli 90 dakikalık belgeselleri, iç küreselleşme sürecinin ve bu sürecin hevesle kriz arasında yarattığı sonu gelmez müzakerenin etkileyici bir tutanağıdır.

Guangzhou yakınlarındaki Houjie, Tayvan ve Hong Kong sermayesinin yoğun bir şekilde aktığı 1980’li ve 90’lı yıllardan sonra sanayileşmiş bir kasabaya dönüşen kırsal bir köy. Bu belgesel, Houjie’yi kuran, ama aynı zamanda 11 Eylül sonrası ekonomik yavaşlamanın kurbanları olarak her an işten çıkarılma tehlikesiyle burun buruna kalan göçmen işçilerin belirsiz durumunu anlatıyor.

ZHU JIA

Zhu Jia 1963’te Pekin’de doğdu. 1988’de Merkez Güzel Sanatlar Akademisi’nin Yağlı Boya Bölümü'nden mezun olan Zhu Jia, heykel ve enstalasyonun olanaklarını bir araya getirerek video ortamını karmaşık bir biçimde kullanan ve değişimi belgelemeye gösterdikleri ilgiyle ayırt edilen yeni kuşak Çinli medya sanatçılarından. Çin’deki günümüz kentleşme sürecine tanıklık eden projeler ve bunların bireylerin hayatları ve zihinsel durumlarına etkisi üzerinde çalışan sanatçının son dönem sergileri arasında, “Quotidiana-The Continuity of the Everyday in 20th Century Art/Quotidiana-20. Yüzyıl Sanatında Günlük Hayatın Sürekliliği”, Rivoli-Museo d'Arte Contemporanea (Torino); “Beyond/Ötesinde”, 2. Guangzhou Trienali, Guangdong Sanat Müzesi; “Cities on the Move 1, 2, 3, 4/Hareket Halinde Kentler 1, 2, 3, 4” (Çağdaş Asya Sanatı Grup Sergisi), Viyana Secession Binası (Avusturya); “New Urban Realities-China Contemporary/Yeni Kentsel Gerçeklikler-Çağdaş Çin”, Boijmans van Beuningen Müzesi (Rotterdam) sayılabilir.

Kozadan Çıkışlar – Midesi Ekşiyen Havuç

Bu yapıta birbirleriyle çelişen daha çok sayıda öğeyi nasıl katabileceğimi hep düşündüm. Dikdörtgen bir alanda (yaklaşık 3 x 4 m) yüzeyde geçiciliği, birbirine tutturulmuş öğelerden oluşması ve sınıflandırma dışı özellikleriyle belirlenen bir ‘geçici barınma’ kavramı yaratmak istedim. İç mekândaki enstalasyon düşük maliyetli, ikinci el dükkânlarda bulunan, yersiz, hatta işe yaramaz gibi görünen gündelik eşyalarla doldurulacak. Gösterilecek video ise Pekin’de yaşayan sıradan vatandaşlarla yapılmış havadan sudan sohbetlerin belgeseli. Bu imgelerin diğer ilgili içeriğe erişecek ve onu kapsayacak merkezi noktalar olduğunu düşünüyorum. Bu imgeler, söz konusu sorunların belirli özelliklerini alternatif bir mekâna doğru yönlendirerek bu sorunların görsel açıdan farklı bir zaman ve uzayda psikolojik bir çatışma içerisinde gösterilmelerini sağlayacak. Daha geniş bir açıdan bakıldığında, bu nesnelerin herkes tarafından anlaşılan toplumsal deneyimi hafifletmesine izin veriyorum.
Dahası, bu geçici alanın duvarlarına daha çok imge ekliyorum, kullanılan bu imgelerin tümü, sokaklarda ve inşaat sahalarında bulduğum insanların yakın plan portreleri. Yaklaşık 2000 adet, yaklaşık 12,7 cm boyunda ve odanın duvarlarının bütün yüzeyini kaplayan bu fotoğrafların sayıca çokluğu, her bir imgenin benzersizliğini azaltmayı amaçlıyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Son Güncelleme ( Çarşamba, 07 Kasım 2007 )
 
powered_by.png, 1 kB