Anasayfa arrow MEVLANA
MEVLANA PDF Yazdır E-posta
Yazar Administrator   
Perşembe, 01 Kasım 2007
Hazret-i Mevlânâ'n?n Hayat?
Ad?:
Mevlânâ'n?n as?l ad? Muhammed Celâleddin'dir.
Mevlânâ ve Rûmî de, kendisine sonradan verilen isimlerdendir.
Efendimiz mânâs?na gelen Mevlânâ ismi O'na daha pek genç iken Konya'da ders okutmaya ba?lad??? tarihlerde verilir. Bu ismi, ?emseddin-i Tebrizî ve Sultan Veled'den itibaren Mevlânâ'y? sevenler kullanm??, âdeta ad? yerine sembol olmu?tur.
Rûmî, Anadolulu demektir.
Mevlânâ'n?n, Rûmî diye tan?nmas?, geçmi? yüzy?llarda Diyâr-? Rûm denilen Anadolu ülkesinin vilâyeti olan Konya'da uzun müddet oturmas?, ömrünün büyük bir k?sm?n?n orada geçmesi ve nihayet Türbesinin orada olmas?ndand?r.
2.  Do?um Yeri ve Y?l?:
Mevlânâ'n?n do?um yeri, bugünkü Afganistan'da bulunan, eski büyük Türk kültür merkezi : Belh'tir.
Mevlânâ'n?n do?um tarihi ise (6 Rebîu'l-evvel, 604) 30 Eylül 1207'dir.
3. Nesebi (Soyu) :
Asil bir aileye mensup olan Mevlânâ'n?n annesi, Belh Emiri Rükneddin'in k?z? Mümine Hatun; babaannesi, Harezm?âhlar (1157 Do?u Türk Hakanl???) hanedan?ndan Türk prensesi, Melîke-i Cihan Emetullah Sultan'd?r.
Babas?, Sultânü'l-Ulemâ (Alimlerin Sultân?) unvan? ile tan?nm??, Muhammed Bahâeddin Veled; büyükbabas?, Ahmed Hatîbî o?lu Hüseyin Hatîbî'dir.
Eflâki(1) ''ye göre Hüseyin Hatîbî, ilmi deniz gibi engin ve geni? olan bir âlim idi. Din ilminin üstad? ve âlimlerin büyüklerinden say?lan, güzel ?iirler söyleyen Ni?âbûrlu Raziyüddin gibi bir zat da talebelerindendi.
Kaynaklar(2) ve Mevlânâ'n?n sevgi yolunda gidenler eserlerinde(3) Sultânü'l-Ulemâ Bahâeddin Veled'in nesebinin, anne cihetiyle ondördüncü göbekte Hazret-i Muhammed'in torunu Hazret-i Hüseyin'e; baba cihetiyle de onuncu göbekte Hazret-i Muhammed'in seçilmi? dört dostundan ilki Hazret-i Ebû Bekir S?ddîk'a ula?t???n? kaydediyorlar.
A. Babas? Bahâeddin Veled Hazretleri'nin ?ahsiyeti:
Bahâeddin Veled, 1150'de Belh'de do?mu?, babas? ve dedesinin mânevi ilimleriyle yeti?mi?; ayr?ca Necmeddin-i Kübrâ (? -I221)'dan da feyz alm??t?r.(4)
Bahâeddin Veled bütün ilimlerde e?i olmayan, olgun mânâ sultân? idi. ilâhî hakikatler ve Rabbânî ilimlerden meydana gelen uçsuz bucaks?z bir deniz gibi olan Bahâeddin Veled, Horasan diyar?n?n, en güç fetvalar? halletmede, tek üstad? idi ve vak?ftan hiç bir ?ey almazd?; devlet hazinesinden kendisine tahsis edilen maa?la geçinirdi.(5)
Kaynaklar?n(6) ittifakla rivayetine göre, devrinin âlimleri ve ulu müftüleri, Hazret-i Muhammed'in manevi i?aretiyle, Bahâeddin Veled'e Sultanü'l-Ulemâ unvan?n? vermi?lerdir. Bundan sonra da Bahâeddin Veled bu unvanla yâd edilmi?tir.
Bu unvan?n?n verili?i Türklerin adetiyle de izah edilebilir.
Türklerin güzel karakterlerini gösteren birçok âdetleri vard?. Türkler, yüksek kabiliyet ve fazilet sahiplerinin tan?nmadan kaybolup gitmesine, unutulmas?na raz? olmazlard?. Onlar? halk?n gözünde belirtmek , halk? ilim ve irfana yöneltmek için o gibi büyüklere lây?k olduklar? birer unvan verilirdi. Bu anane, Türklerin ilme, fazîlete kar?? sayg? duygular?n? gösteren parlak bir delildir. Hattâ anane, gere?ince imzalar?n üstünde bu unvanlar? kullanmaya mecburdurlar. Onlar kazand?klar? bu unvanlar? kendileri için manevî bir rütbe sayarlar, nefisleri için bundan asla gurur duymazlard?.(7)
Alimler gibi giyinen Bahâeddin Veled, adeti üzre, sabah namaz?ndan sonra, halka ders okutur; ö?le namaz?ndan sonra dostlar?na sohbette bulunur; pazartesi günleri de bütün halka va'z ederdi.
Va'z? esnas?nda umumiyetle, Yunan filozoflar?n?n fikirlerini benimseyenlerin görü?lerini reddeder ve;
"Semavî (Allah 'dan olan, ilâhî) kitaplar? arkalar?na at?p, filozoflar?n silik sözlerini önlerine al?p itibar edenlerin nas?l kurtulma ümîdi olur."(8) derdi. Bu arada Yunan felsefesini okutan ve savunan Fahreddin-i Râzî'ye ve ona uyan Harezm?ah 'in aleyhinde bulunur; onlan bidat ehli (dinde, peygamber zaman?nda olmayan, yeniden be?enilmeyen ?eyleri ç?karanlar) olarak görür ve ?öyle derdi:
"Muhammed Mustafa'n?n yürüyü?ünden daha iyi yürüyü?; yolundan daha do?ru bir yol görmedim."(9) 
B. Hazret-i Mevlânâ'n?n Babas? ile Belh'ten Ç?k??lar? ve Konya'ya Geli?leri
1. Belh'ten Göç:
Esasen tasavvuf ehline iyi gözle bakmayan ve bunlar?n Harezm?ah kat?nda sayg? görmelerini çekemeyen Fahreddin-i Râzî, Bahâeddin Veled'in aç?kça kendi aleyhine tav?r almas?na da çok içerledi?inden onu Harezm?ah'a gammazlad?. Bahâeddin Veled'in de gönlü Harezm?ah'tan incindi ve Belh'i terk etti. (10) Ancak ara?t?r?c?lar, Bahâeddin Veled'in Belh'ten göç etmesine sebep olarak, Mo?ol istilas?n? gösterirler.
2.  Göç Yolu :
Sultânü'l-Ulemâ, aile fertleri ve dostlar?yla Belh ?ehrini 1212-1213 tarihlerinde terk ettikten sonra Hacca gitmeye niyet etmi?ti. Ni?âbûr'a u?rad?. Göç kervan?yla Ba?dat'a yakla?t???nda, kendisine hangi kavimden olduklar?n? ve nereden gelip nereye gittiklerini soran muhaf?zlara Sultânü'l-Ulemâ ?eyh Bahâeddin Veled ?u mânîdar cevâb? verir :
"Allah'dan geldik, Allah'a gidiyoruz. Allah'dan ba?ka kimsede kuvvet ve kudret yoktur."(11)
Bu söz, ?eyh ?ehâbeddin-i Sühreverdî (1145-1235)'ye ula?t???nda : "Bu sözü Belhli Bahâeddin Veled'den ba?kas? söyleyemez" dedi, samimiyetle ve muhabbetle kar??lamaya ko?tu. Birbirleriyle kar??la??nca ?eyh Sühreverdî, kat?r?ndan inip nezâketle Bahâeddin Veled'in dizini öptü, gönülden hürmetlerini sundu.
Bahâeddin Veled, Ba?dat'ta üç günden fazla kalmad? ve Küfe yolundan Ka'be'ye hareket etti. Hac farizas?n? yerine getirdikten sonra, dönü?te ?am'a u?rad?.
Bahâeddin Veled, yan?nda biricik o?lu Mevlânâ oldu?u halde, göç kervan?yla ?am'dan Malatya'ya, oradan Erzincan'a, oradan Karaman'a u?rad?lar. Karaman'da bir müddet kald?ktan sonra, nihayet Konya'y? seçip oraya yerle?tiler.
3. Göç Yolunda Hazret-i Mevlânâ'ya Teveccühte Bulunan Mutasavv?flar:
a. ?eyh Attar Hazretleri:
Belh'i terk ettikten sonra Ba?dat'a do?ru yola ç?kan Bahâeddin Veled, Ni?âbûr'a vard???nda ziyaretine gelen ?eyh Ferîdüddin-i Attar (1119-1221:1230) ile görü?üp sohbet eder.
Sohbet esnas?nda ?eyh Attar, Mevlânâ'n?n nâsiyesindeki (aln?ndaki) kemâli görür ve ona Esrârname adl? eserini hediye eder ve babas?na da :
"Çok geçmiyecek ki, bu senin o?lun âlemin yüre?i yan?klar?n?n yüreklerine ate?ler salacakt?r." (12) der.
b.  ?eyh-i Ekber Hazretleri:
Sultânü'l-Ulemâ, Hac farîzas?m yerine getirdikten sonra dönü?te ?am'a u?rad?. Orada ?eyh-i Ekber Muhyiddin Ibnü'l-Arabi (1165-1240) ile görü?tü. ?eyh-i Ekber, Sultanü'l-Ulema'n?n arkas?nda yürüyen Mevlânâ'ya bakarak :
"Sübhânallah! Bir okyanus bir denizin arkas?nda gidiyor!" (13) demi?tir.
4- Hazret-i Mevlânâ'n?n Evlenmesi:
Karaman'da bulunduklar? 1225 tarihinde Mevlânâ, babas?n?n buyru?u ile, itibarl?, asil bir zat olan Semerkantl? Hoca ?erafeddin Lâlâ'n?n, huyu güzel, yüzü güzel k?z? Gevher Bânû ile evlendi.
Mevlânâ dünya evine girdi?inde onsekiz ya??ndad?r.
5. Hazret-i Mevlânâ'n?n, Konya'ya Yerle?meleriyle ?lgili Yorumu :
"Hak Teâlâ'n?n Anadolu halk? hakk?nda büyük inayeti vard?r ve S?ddîk-? Ekber Hazretlerinin duâs?yla da bu halk bütün ümmetin en merhamete lây?k olan?d?r. En iyi ülke Anadolu ülkesidir; fakat bu ülkenin insanlar? mülk sahibi Allah'?n a?k âleminden ve derûnî zevkten çok habersizdirler. Sebeplerin hakîkî yarat?c?s? Allah, ho? bir lutufta bulundu, sebepsizlik âleminden bir sebep yaratarak bizi Horasan ülkesinden Anadolu vilâyetine çekip getirdi.
Haleflerimize de bu temiz toprakta konacak yer verdi ki, ledünnî (Allah bilgisine ve s?rlar?na ait) iksirimizden (alt?n yapma hassam?zdan) onlar?n bak?r gibi vücutlar?na saçal?m da onlar tamamiyle kimya (bak???yla, bakt??? kimseyi manen yücelten olgun insan); irfan âleminin mahremi ve dünyâ ariflerinin hemdemi (canci?er arkada??) olsunlar." (14) 
C. Hazret-i Mevlânâ'y? Yeti?tiren Mutasavv?flar:
a. Sultânü'l-Ulemâ ?eyh Bahâeddin Veled Hazretleri:
Önceki bahislerde ?ahsiyetini belirtmeye çal??t???m?z Bahâeddin Veled, Mevlânâ'n?n ilk mür?ididir. Yâni Mevlânâ'ya Allah yolunu ö?retip, tasavvuf usulünce hakikatleri ve s?rlar? gösteren tarikat ?eyhidir.
Bütün ?slâm âleminde yüksek itibar ve ?öhrete sahip olan Bahâeddin Veled, Selçuklular?n Sultân? Alâaddin Keykûbat'tan yak?n alâka ve sonsuz hürmet görür.
Bahâeddin Veled, 3 May?s 1228 tarihinde (15) Selçuklular?n ba? ?ehri Konya'y? ?ereflendirip yerle?tikten k?sa bir süre sonra, son derece samimi dindar olan Sultan Alâaddin Keykûbat (saltanat müddeti 1219-1236), saray?nda Bahâeddin Veled'in ?erefine büyük bir toplant? tertip etti ve bütün ileri gelenleriyle birlikte onun manevî terbiyesi alt?na girdi. (16)
Sultânü'l-Ulemâ'ya gönülden ba?l? olan Sultan Alâaddin onu hayranl?kla ?öyle över :
"Heybetinden gönlüm tir tir titriyor; yüzüne bakmaktan korkuyorum.
Bu eri gördükçe, gerçekli?im, dinim art?yor.
Bu âlem, benden korkup titrerken ben, bu adamdan korkuyorum; yâ Rabbî, bu ne hâl?
?yice inand?m ki o, cihanda nâdir bulunan ve e?i benzeri olmayan bir Allah dostudur." (17)
Dünya sultân?na hükmeden, e?siz Allah dostu mânâ ve gönül sultân? Bahâeddin Veled, 24 ?ubat, 1231 tarihinde Cuma günü ku?luk vaktinde ebedi âleme göçtü.(18) Geriye Muhammed Celâleddin gibi bir hay?rl? o?ul ile Maârif gibi bir eser b?rakt?.
Sultânü'l-Ulemâ, sâdece duygu ve dü?üncelerini aç?klad? ?öhret pe?inde ko?mad?. Etrafmdakilerini yeti?tirdi ve onlar? dâima ayd?nlatt?.
Bahâeddin Veled Hazretlerinin Eseri Maârif:
Maârif, Bahâeddin Veled'in meclislerindeki anlatt?klar?n?n va'z ve nasîhatlarm?n bizzat kendisi taraf?ndan yaz?larak bir araya getirilmesiyle meydâna gelmi? tasavvufî, ahlâkî bir eserdir. Konusu, muhtevas? ve üslûbu ile birinci derecede tasavvufî bir eser olan Maârif, hem kitab?n kendi aç?s?ndan, hem de Mevlânâ üzerindeki tesiri bak?m?ndan büyük bir önem ta??r. (19)
Seyyid Burhâneddin Hazretlerini Bekleyi?:
Bahâeddin Veled'in irtihalinde Mevlânâ yirmidört ya??nda idi. Babas?n?n vasiyeti(20), dostlar?n?n ve bütün halk?n yalvarmalar? ile babas?n?n makam?na geçti, oturdu.(21)
Mevlânâ, babas?ndan sonra, Seyyid Burhâneddin ile bulu?uncaya kadar, bir y?l mür?idsiz kald?. 1232 tarihinde babas?n?n de?erli halîfesi Seyyid Burhâneddin-i Muhakkik-i Tirmîzî, Konya'ya geldi. Mevlânâ onun manevî terbiyesi alt?na girdi.
b. Seyyid Burhâneddin-i Muhakkik-i Tirmîzî Hazretleri:
Seyyid Burhâneddin, mertebesi çok yüksek, bir kâmil mür?id idi. Maârif adl? eseri (22) irfan?n?n delîlidir. Kendisine, dâima kalblerde bulunan s?rlar? bilmesinden dolay?, Seyyid S?rdan denirdi.(23)
Seyyid Burhâneddin, tâ çocukluk y?llar?nda bir lala gibi omuzlar?nda ta??y?p dola?t?rd???(24), Mevlânâ'ya dedi ki:
"Bilginde e?in yok, seçkinsin.
Ama baban hâl (manevî makam) sahibiydi; sen de onu ara, kalden (sözden) geç.
Onun sözlerini iki elinle kavram??s?n; fakat benim gibi onun haliyle de sarho? ol.
Böylece de ona tam mirasç? kesil; cihâna ???k saçmada güne?e benze.
Sen zahiren baban?n mîrasç?s?s?n; ama özü ben alm???m; bu dosta bak, bana uy." (25)
Mevlânâ babas?n?n halifesinden bu sözleri duyunca samimiyetle onun terbiyesine teslim oldu.
Mevlânâ candan, samimiyetle, Seyyid Burhaneddin'i babas?n?n yerine koydu ve gerçek bir mür?id bilerek gönülden, tam dokuz y?l(26) ona hizmet etti. Bu zaman zarf?nda, o kâmil mür?idin k?lavuzlu?u ile mücâhede (nefsi yenmek için gayret sarfederek) ve riyazetle (dünya lezzetlerinden ve rahat?ndan sak?narak perhizle) me?gul olup, o kâmil arifin feyizli sohbet ve nefesleriyle pi?ti, olgunla?t?, ba?tan aya?a nur oldu; kendinden kurtuldu, mânâ sultân? oldu. Nitekim, Mesnevî'sindeki ?u iki beyit, pi?ti?inin, kâmil insan mertebesine ula?t???n?n ifadesidir:
"Pi?, ol da bozulmaktan kurtul... Yürü, Burhan-? Muhakkik gibi nur ol.
Kendinden kurtuldun mu, tamâmiyle Burhan olursun. Kul olup yok oldun mu, sultan kesilirsin." (27) 
Ç. Hazret-i Mevlânâ'n?n Konya D???na Seyahati:
a. Halep'e ve ?am'a Gidi?i:
Mevlânâ, yüksek ilimlerde daha çok derinle?mek için, Seyyid Burhânedin'in izniyle Halep'e gitti. Halaviyye Medresesi'nde, f?k?h, tefsir ve usûl ilimlerinde üstün bir âlim olan Adîm o?lu Kemâleddin'den ders ald?.(28)
Mevlânâ, Halep'teki tahsilini bitirdikten sonra ?am'a geçti. Burada, ilmî incelemeler yapmak için dört y?l kald?. Bu zaman zarf?nda ?am'daki âlimlerle tan???p, onlarla sohbet etti.
b. ?am'da ?ems-i Tebrîzî Hazretleri ile Bir Anl?k Görü?me:
Eflakî'ye göre Mevlânâ, ?am'da ?emseddin-i Tebrîzî ile de görü?mü?tür; fakat bu görü?me k?sa bir müddettir ve ?öyle cereyan etmi?tir:
?emseddin-i Tebrîzî, bir gün halk?n aras?nda, Mevlânâ'n?n elini yakalay?p öper ve ona :
"Dünyân?n sarraf? beni anla." diye hitap eder ve kaybolur.(29)
??te bu sohbet veya bir anl?k görü?me tarihinden takriben sekiz sene sonra ?ems, Konya'ya gelecek ve Mevlânâ ile içli d??l? sohbet edecektir.
c. Hazret-i Mevlânâ Kâmil Bir Mür?id :
Yedi y?l süren Halep ve ?am seyahatinden sonra Konya'ya dönen Mevlânâ, Seyyid Burhûneddin'in arzusu üzerine birbiri arkas?na, candan istekle ve samimiyetle, üç çile ç?kard?. Yâni üç defa k?rkar gün (yüzyirmi gün) az yemek, az içmek, az uyumak ve vaktinin tamâm?n? ibâdetle geçirmek suretiyle nefsini ar?tt?. Üçüncü çilenin sonunda Seyyid Burhâneddin, Mevlanâ'y? kucaklay?p öptü; takdir ve tebrikle :
"Bütün ilimlerde e?i benzeri olmayan bir insan; nebilerin ve velilerin parmakla gösterdi?i bir ki?i olmu?sun... Bismillah de yürü, insanlar?n ruhunu taze bir hayat ve ölçülemiyecek bir rahmete bo?; bu suret âleminin ölülerini kendi mânâ ve a?k?nla dirilt."(30) dedi ve onu ir?âd ile görevlendirdi.
Seyyid Burhâneddin, daha sonra, Mevlânâ'dan izin al?p Kayseri'ye gitmi? ve orada ebedî âleme göçmü?tür (1241-1242). Türbesi Kayseri'dedir.
Mevlânâ, Seyyid Burhâneddin 'in Konya'dan ayr?l???ndan sonra, ir?ad (Allah yolunu gösterme) ve tedris (ö?retim) makam?na geçti. Babas?n?n ve dedelerinin usullerine uyarak be? y?l bu vazifeyi ba?ar? ile yapt?. Rivayete göre dinî ilimleri tahsil eden dörtyüz talebesi(31) ve onbinden çok müridi(32) vard?. 
D. Hazret'i Mevlânâ'n?n Dostlar?, Halîfeleri; Kendisine ilham Kayna?? Olan Mutasavv?flar : 
a. ?ems'i Tebrîzî Hazretleri:
Bu zat?n ad?, ?emseddin Muhammed olup do?umu 1186'd?r. Tebrizli Melekdâd o?lu Ali'nin o?lu olan ?ems, tahsilini bitirdikten sonra, zaman?n?n yegâne ?eyhi olarak gördü?ü Tebrizli ?eyh Ebû Bekir Sellebâf'a (sele ve sepet örücüsüne) intisap etti ve onun terbiye ve ir?âd?yla yeti?ip olgunla?t?.
?ems, ula?t??? manevî makama kanâat etmedi?inden daha olgun mür?idler bulmak arzusuyla seyahate ç?kt?. Senelerce takati tükenircesine bir çok yerler dola?t?; zaman?n?n ârifleriyle görü?tü. Bu arifler, mânâ alemindeki uçu?undan kinaye olarak ?ems'e,   ?ems-i  Perende (Uçan Güne?) ad?n? vermi?lerdir.(33)
?ems, tâ çocuklu?undan itibaren fikren ve ruhen hür bir dervi?, kendinden geçercesine ?lâhî a?ka dalarak ya?ayan bir ?ahsiyettir.
?ems, kendisini ruhen tatmin edecek seviyede bir Hak dostu bulamayan ve hep kendi mertebesinde bir sohbet arkada?? arayan bir kâmil velidir.
Yana yak?la, kendisine muhatap olabilecek, sohbetine dayanabilecek bir dost arayan ?ems'in bir gece karar? elden gitti, heyecan içinde idi. Allah'?n tecellilerine gömülüp mest olmu? bir halde münacat?nda :
"Ey Allah'?m.' Kendi, örtülü olan sevgililerinden birini bana göstermeni istiyorum." diye yalvard?.
Allah taraf?ndan, istedi?inin, Anadolu ülkesinde bulunan, Belh'li Sultânü'l-Ulemâ'n?n o?lu Muhammed Celaleddin oldu?u ilham edildi.(34)
Bu ilham ile ?ems, 29 Kas?m 1244 y?l? Cumartesi sabah? Konya'ya geldi.(35) 
1. Hazret-i ?ems ile Hazret-i Mevlânâ'n?n Bulu?malar?:
Mevlânâ ile ?ems, bu iki kabiliyet, bu iki nur, bu iki ruh, nihayet bulu?tular; görü?tüler.
Bu tarihte ?ems altm??, Mevlânâ, otuzsekiz ya??nda idi.
Bu iki ilâhî â??k, bir müddet yaln?zca bir kö?eye çekilerek kendilerim tamamiyle Hakk'a verdiler ve gönüllerine gelen ilâhî ilhamlarla sohbetlere koyuldular.
Sultan Veled der ki:
"Ans?d?n ?ems gelip ona ula?t?; ona mâ?ûkluk (sevilen, sevgili olman?n) hâllerini anlatt?, aç?klad?. Böylece de s?rr? yücelerden yüceye vard?. ?ems, Mevlânâ'y? ?a??lacak bir âleme ça??rd?; öyle bir âleme ki, ne Türk gördü o âlemi ne Arap."(36) 
2. Hazret-i Mevlânâ'n?n Mâ?ûkluk Mertebesine Eri?mesi:
Bu hususu Sultan Veled ?öyle aç?klar:
"Alemdeki erenlerin derecelerinden üstün bir derece vard?r ki o, mâ?ûkluk dura??d?r. Aleme bu mâ?ûkluk dura??na dâir haber gelmemi?; bu durakta bulunanlar?n ahvâlini hiçbir kulak i?itmemi?ti. Tebrizli ?emseddin zuhur edip, Mevlânâ Celâleddin'i â??kl?k ve erenlik mertebesinden, bu zamana kadar duyulmam?? olan, mâ?ûkluk mertebesine eri?tirmi?tir. Esasen Mevlânâ, ecelde, mâ?ûkluk denizinin incisiydi; her?ey döner, asl?na var?r."(37) 
3. Kim, Kimi Arad??
Hat?rlara gelebilecek, "?ems mi Mevlânâ'y? arad?; Mevlânâ m? ?ems'i?" sorusuna ?öyle cevap verebiliriz:
?ems, Mevlânâ'y?; Mevlânâ da ?ems'i aram??t?r.
?ems Mevlânâ'ya â??k ve taliptir; Mevlânâ da ?ems'e â??k ve taliptir. Çünkü â??k, ayn? zamanda ma?uk; ma?uk ayn? zamanda â??kt?r. Mevlânâ der ki:
"Dilberler (gönlü al?p götürenler, mânevi güzeller) â??klar?, canla ba?la ararlar. Bütün ma?uklar, â??klara avlanm??lard?r.
Kimi â??k görürsen bil ki ma?uktur. Çünkü o, â??k olmakla beraber ma?uk taraf?ndan sevildi?i cihetle ma?uktur da.
Susuzlar âlemde su ararlar, fakat su da cihanda susuzlar? arar."(38) 
4- Hazret-i Mevlânâ'n?n Mânevi Yolculu?undaki Safhalar?:
Mevlânâ, manevî yolculu?unu, olgunlu?a ermesini, ?u sözünde toplam??t?r.
"Hamd?n?, pi?tim, yand?m."
Mevlânâ'n?n pi?mesi, babas? Sultânü'l-Ulemâ Bahâeddin Veled ve Seyyid Burhâneddin'in feyizli nefesleriyle; yanmas? da ?ems'in nurlu aynas?nda gördü?ü kendi güzelli?inin a?k ate?iyledir.(39) 
5. Hazret-i Mevlânâ ile Hazret-i ?ems Hakk?nda :
Mevlânâ, ?ems ile Konya'da bulu?tu?u zaman tamâmiyle kemâle ermi? bir ?ahsiyetti. ?ems, Mevlânâ'ya ayna oldu. Mevlânâ, ?ems'in aynas?nda gördü?ü kendi e?siz güzelli?ine â??k oldu. Di?er bir ifadeyle Mevlânâ, gönlündeki Allah a?k?n? ?ems'te ya?att?.(40)
Mevlânâ'n?n ?ems'e kar?? olan sevgisi, Allah'a olan a?k?n?n miyar?d?r (ölçüsüdür); çünkü Mevlânâ, ?ems'te Allah cemâlinin parlak tecellîlerini görüyordu.
Mevlânâ aç?lmak üzere bir güldü. ?ems ona bir nesîm oldu. Mevlânâ bir a?k ?arab? idi, ?ems ona bir kadeh oldu. Mevlânâ zâten büyüktü, ?ems onda bir gidi?, bir ne?ve de?i?ikli?i yapt?.(41)
?ems ile Mevlânâ üzerine söz tükenmez. Son söz olarak ?öyle söyliyelim :
?ems, Mevlânâ'y? ate?ledi; ama kar??s?nda öyle bir volkan tutu?tu ki, alevleri içinde kendi de yand?(42) 
6. ?ems'i Tebrîzî Hazretleri'nin Konya'dan Ayr?l???:
?ems ile bulu?an Mevlânâ, art?k vaktini ?ems'in sohbetine hasretmi?, ?ems'in nurlar?na gömülüp gitmi?, bamba?ka bir âleme girmi?ti. ?ems'in cazibesinde yana yana dönüyor, ilâhî a?kla kendinden geçercesine Semâ ediyordu.
Bu iki ilâhî dostun sohbetlerindeki mukaddes s?rr? idrakten âciz olanlar, ileri geri konu?maya ba?lad?lar. Neticede ?ems, incindi ve Mevlânâ'n?n yalvarmalar?na ra?men, Konya'dan ?am'a gitti (14 Mart, 1246 Per?embe).(43) 
7. Hazret-i ?ems'in Konya'ya Dönü?ü:
?ems'in ayr?l???ndan derin bir ?zt?râba dü?en Mevlânâ, manzum olarak yazd??? güzel bir mektubu, Sultan Veled'in ba?kanl???ndaki kafileyle ?am'a, ?ems'e gönderdi.
Sultan Veled, kafilesiyle ?am'a vard?, ?ems'i buldu ve babas?n?n davet mektubunu, hediyelerle birlikte, sayg?yla ?ems'e sundu. ?ems:
"Muhammedi tav?rl? ve ahlâkl? Mevlânâ'n?n arzusu kâfidir. Onun sözünden ve i?aretinden nas?l ç?k?labilir?" (44) diyerek, Mevlânâ'n?n dâvetine icabet etti ve 1247'de, Sultan Veled'in kafilesiyle, Konya'ya döndü. 
8. Hazret-i ?ems'in Kaybolu?u :
?ems'in Konya'ya geri gelmesine herkes sevindi. Mevlânâ da hasretin s?k?nt?lar?ndan kurtuldu. Art?k ?ems'in ?erefine ziyafetler verildi; Semâ meclisleri tertip edildi. Fakat huzurla, muhabbetle, dostluk içinde geçen günler pek çok sürmedi; dedikodular ve can s?k?c? durumlar yeniden ba?lad?.
?ems, o bahts?z dedikoducu toplulu?un yine kinle doldu?unu, gönüllerinden sevginin uçup gitti?ini, ak?llar?n?n nefislerine esir oldu?unu anlad? ve kendisini ortadan kald?rmaya u?ra?t?klar?n? bildi; Sultan Veled'e dedi ki;
"Gördün ya, azg?nl?kta yine birle?tiler. Do?ru yolu göstermekte, bilginlikte e?i olmayan Mevlânâ'n?n huzurundan beni ay?rmak, uzakla?t?rmak, sonra da sevinmek istiyorlar.
Bu sefer öylesine bir gidece?im ki, hiç kimse benim nerde oldu?umu bilemiyecek.
Aramaktan herkes acze dü?ecek, kimse benden bir ni?an bile bulam?yacak.
Böylece birçok y?llar geçecek de yine kimse izimin tozunu bile göremiyecek."(45)
??te Sultan Veled'e böyle yak?nan ?ems, 1247, 1248 tarihinde Konya'dan ans?z?n gidip kayboldu.(46)
?ems'in kaybolu?undan sonra Mevlânâ, herkesten onun haberini soruyordu. Kim onun hakk?nda asl? esas? olmayan bir haber bile verse ve ?ems'i falan yerde gördüm dese, bu müjde için sar???n? ve h?rkas?n? vererek ?ükrânelerde bulunuyordu.
Bir gün, bir adam, ?ems'i ?am'da gördüm diye haber verdi. Mevlânâ buna, tarif edilemiyecek ?ekilde sevindi ve o adama, üstünde nesi varsa ba???lad?. Dostlardan birisi, bu adam?n verdi?i haber yaland?r, o ?ems'i hiç görmemi?tir, dedi?inde Mevlânâ ?u cevab? vermi?tir : "Evet, onun verdi?i bu yalan haber için üstümde neyim varsa verdim. E?er, do?ru haber verseydi, can?m? verirdim."(47) 
9. Hazret-i Mevlânâ'n?n, ?ems-i Tebrîzî Hazretlerini Aramak için ?am'a Gidi?i:
Mevlânâ, ?ems'i çok arad?. Onun ayr?l???yla, gönülleri yakan, s?zlatan, nice ?iirler söyledi. Onu aramak için iki kere ?am'a gitti. Yine ?ems'i bulamad?. Bu son iki seyahatin tarihleri kesin olarak bilinmemekle beraber, büyük bir ihtimalle 1248-1250 y?llan aras?nda oldu?u söylenebilir.
Sultan Veled'in ifadesiyle Mevlânâ, ?am'da suret bak?m?ndan Tebrizli ?ems'i bulamad? ama, mânâ yönünden onu, kendisinde buldu. Ay gibi kendi varl???nda beliren ?ems'i, kendinde gördü ve dedi ki:
"Beden bak?m?ndan ondan ayr?y?m ama, bedensiz ve cans?z ikimiz de bir nuruz.
Ey arayan ki?i! ister onu gör, ister beni. Ben o'yum o da ben" (48) 
b. Konyal? Kuyumcu ?eyh Selâhaddin Hazretleri:
Ya??basan'?n o?lu Konyal? Zerkûb (Kuyumcu) diye tan?nan ?eyh Selâhaddin Feridun, Konya civar?ndaki bir gölün kenar?nda bal?kç?l?kla geçinen bir ailedendir.
Ümmî olarak bilinen ?eyh Selâhaddin, gençli?inde Seyyid Burhâneddin'in terbiyesine girmi?, onun sohbetlerinde pi?mi?, onun feyziyle olgunla?m??, kâmil bir insand?r. Ayr?ca ?ems'in sohbetlerinde de bulunmu?, ondan da feyz alm??t?r.(50)
Mevlânâ ile ?ems bulu?malar?nda, alt? ay ?eyh Selâhaddin'in hücresinde sohbet etmi?lerdir. Onlara hizmet edebilme ?erefine ve sohbetlerinde bulunabilme bahtiyarl???na eren zât, ?eyh Selâhaddin'dir.(51)
?eyh Selâhaddin, kuyumcu dükkân?nda alt?n varak yaparak, helâlinden para kazanmak ve manevî hâlini kuvvetlendirmekle u?ra??rd?.(52) 
1. Hazret-i Mevlânâ'n?n Vecd ile Semâ'?:
?eyh Selâhaddin'in, Mevlânâ ile tan??mas? tâ Seyyid Burhâneddin'in manevî terbiyesi alt?na girdi?i tarihte ba?lar; fakat bütün sevgilerden tamamen vaz geçip Mevlânâ'ya manen ba?lanmas?na ve vakitlerini onun sohbetlerine hasretmesine sebep ?u hâdisedir:
Mevlânâ bir gün ?eyh Selâhaddin'in Kuyumcular çar??s?ndaki dükkân?n?n önünden geçmektedir, içerde varak yapmak için çekiçle alt?n dö?mekte olan Kuyumcu ?eyh Selâhaddin ve ç?raklar?n?n çekiç darbelerinden ç?kan sesleri duyan Mevlânâ, o ho? seslerin ahengi ile cezbelenir (Allah taraf?ndan manen çekilerek irâdesi elden gider) ve vecd ile (kendinden geçip ?lâhî a?ka dalarak) Semâ etmeye ba?lar. D??ar?da Mevlânâ'n?n Semâ etti?ini gören ?eyh Selâhaddin onun, çekiç darbelerinin ahengine, ritmine uyarak Semâ etti?ini anlay?nca, alt?n?n?n zayi olmas?n? dü?ünmez ve ç?raklar?na, çekiç darbelerine devam etmelerini emrederek kendisi de d??ar? f?rlar ve Mevlânâ'n?n ayaklar?na kapan?r."(53) 
2. Hazret-i Mevlânâ'n?n, ?eyh Selâhaddin Hazretleri'ni Kendisine Hemdem ve Halife Seçmesi:
Mevlânâ, son ?am seyahatinde, mânâ yönünden ?ems'i ay gibi kendinde gördükten sonra, onu aramaktan vaz geçti ve kendisine ?eyh Selâhaddin'i dost ve hemdem olarak seçti.
Mevlânâ, ?ems'e duydu?u muhabbet ve gönül ba?l?l???n?n ayn?s?n? ?eyh Selâhaddin'e de gösterdi ve bu zat ile sükun buldu.
Mevlânâ, Allah'?n cemâl tecellileri içinde ruhen  manevî bir âlemde ya?ad???ndan, müridlerinin ir?ad?yla bizzat u?ra?amam?? ve onlar?n ir?ad ve terbiyesine, en seçkin, en ehil dostlar?ndan birini tayin etmi?tir, i?te ?eyh Selâhaddin, bu vazifeye ilk olarak tayin etti?i dostudur.
Mevlânâ, ?eyh Selâhaddin'e yaln?z manevî bir ba? ve içten gelen muhabbetiyle kalmad?, onun k?z?, hakk?nda : "Benim sa? gözüm"(54) diyerek iltifatta bulundu?u Fatma Hatun'u, o?lu Sultan Veled'e almak suretiyle aralar?nda bir akrabal?k ba?? da kurdu. 
3. ?eyh Selâhaddin Hazretleri'nin Olgunlu?u :
Mevlânâ'n?n, ?ems ile dostlu?unu çekemeyenler bu sefer de Mevlânâ'n?n ?eyh Selâhaddin'e gösterdi?i yak?nl??a haset etmeye ba?lad?lar. ?eyh Selâhaddin'i, ümmîdir diye, yüksek ir?ad makam?na lây?k görmüyorlard?. ?ems'e yapt?klar? gibi küstahl??a kalk??t?lar.
Kendisine kötü dü?ünce ile bakan bahts?z, zavall?lara ?eyh Selâhaddin :
"Mevlânâ, beni yaln?zca herkesten üstün tuttu da bu yüzden inciniyorsunuz.
Bilmiyorsunuz ki, benim apaç?k bir görünü?üm yok, ben bir aynay?m.
Mevlânâ, bende kendi yüzünü görüyor; ne diye kendini seçmesin?
O, kendi güzelim yüzüne â??k; bundan ba?ka bir fikre dü?mek, kötü bir ?ey."(55) diyerek, kemâl ve mahviyyetini (ileri derecede alçak gönüllülü?ünü) göstermi?tir. 
4. ?eyh Selâhaddin Hazretleri'nin Ebedî Aleme Göçü?ü :
Mevlânâ ile ?eyh Selâhaddin, on y?l birbirleriyle adetâ mest olarak görü?üp sohbet ettiler; ayr?l?k mahmurlu?unu tadmadan, visal âleminde safâlar sürdüler.
Nihayet ?eyh Selâhaddin hastaland? ve ebedi âleme göçtü (1259). 
c. Çelebi Hüsâmeddin Hazretleri:
Çelebi Hüsâmeddin, vaktiyle Konya'ya göçmü? bir soylu ailedendir ve do?um yeri Konya'd?r (1225).
Çelebi lâkab?n? kendisine veren Mevlânâ'd?r.
Gençli?inin ilk y?llar?nda, Ahilerin ?eyhi olan babas?n? kaybeden Çelebi Hüsâmeddin, zaman?n?n bütün ulu ki?ileri ve ?eyhlerinden yak?n alâka ve himaye gördü?ü hâlde, bütün hizmetkârlar? ve arkada?lar?yla, Mevlânâ'n?n hizmetini seçmi?tir. Böylece Mevlânâ'n?n terbiyesinde yeti?ip olgunla?m??, kâmil insan olmu?tur. 
I. Hazret-i Mevlânâ'n?n Çelebi Hüsâmeddin'i Kendisine Hemdem ve Halîfe Seçmesi:
Mevlânâ, ?eyh Selâhaddin'den sonra kendisine hemdem ve halife olarak Çelebi Hüsâmeddin'i seçti ve dostlar?na ?öyle dedi:
"Ona ba? e?in, önünde âcizcesine kanatlar?n?z? yere gerin!
Bütün buyruklar?n? yerine getirin; sevgisini can?n?z?n tâ içine ekin.
O rahmet mâdenidir, Allah nurudur." (56)
Mevlânâ'n?n bu buyru?u üzerine, bütün dostlar ona itaat ettiler. Sultan Veled'in diliyle :
"Bütün dostlar, onun lütuf suyuna testi kesildiler. ?ems'e ve ?eyh Selâhaddin'e yapm?? olduklar? a?a??l?k hareketlerden kurtulmu?lar, edeplenmi?lerdi. Haset etmeden Çelebi Hüsâmeddin'e itaat ettiler."(57)
Çelebi Hüsâmeddin onbe? sene Mevlânâ'n?n ?erefli sohbetinde bulundu. Mevlânâ'dan sonra da dokuz sene ir?ad makam?nda, Mevlânâ'n?n postunda oturdu. 
2. Çelebi Hüsâmeddin Hazretleri'nin De?eri:
Mevlânâ, ancak Çelebi Hüsâmeddin'in bulundu?u mecliste rahat bulur, huzur duyar, co?up mânâlar saçar, hakikat ilminden bahisler açard?. Mevlânâ'ya göre, hakikatler memesinden mânâlar sütünü emip ç?karan Çelebi Hüsâmeddin'dir. Mesnevî'sinde bu mânâya i?aretle ?öyle der:
"Bu söz, can memesinde süttür. Emen olmad?kça güzelce akm?yor.
Dinliyen susuz ve aray?c? olursa, va'zeden ölü bile olsa söyler.
Dinliyen yeni gelmi? ve usanmam?? olursa dilsiz bile sözde bülbül kesilir.
Kap?mdan içeri, nâ-mahrem girince, harem halk?, perde arkas?na girer, gizlenir.
Zarars?z ve mahrem birisi gelince de o kendilerini gizleyen mahremler, yüzlerindeki peçeyi açarlar.
Bütün güzel, ho? ve yara?an ?eyler, gören göz için yap?l?r.
Çengin zir (en ince) ve bam (en kaim) na?meleri, nas?l olur da sa??r kulak için terennüm edilir?
Allah, miski beyhude yere güzel kokulu yapmad?. Koku duyan için yaratt?; koku almayan için de?il."(58)
?ste ?slâmî Tasavvuf edebiyat?n?n en büyük didaktik ?aheseri olan Mesnevî'yi Çelebi Hüsâmeddin, Mevlânâ'n?n tükenmez bir hazineye benzeyen ruhundan çekip ç?karm??t?r. (59) 
3. Çelebi Hüsâmeddin Hakk?nda :
Mevlânâ'n?n k?rk y?l samimiyetle hizmetinde, sohbetinde bulunan Sipehsâlâr, Risâle'sinde, Çelebi Hüsâmeddin'in de?erini ?u cümlelerle belirtiyor :
"Hakikatte Hüdâvendigâr Hazretlerimizin tam mazhar? Çelebi Hüsâmeddin idi ve bütün Mesnevî-i ?erif O'nun ricas? ile yaz?lm??t?r. Bütün tevhid ve a?k ehli, kendilerine bah?edilen Mesnevî'nin yaln?zca yaz?lmas? hususundu, k?yamete kadar Çelebi Hüsdmeddin'e te?ekkür etseler, yine ?ükran borçlar?n? ödeyemezler." (60) 
4. Mesnevi'nin Yaz?l???:
Eflâkî, Mesnevî'nin yaz?l?p tamamlanmas?n? anlatt??? bahiste diyor ki:
"Mevlânâ Hazretleri, asil ki?ilerin sultân? Çelebi Hüsâmeddin'in cazibesi ile heyecanlar içerisinde Semâ ederken, hamamda otururken, ayakta, sükûnet ve hareket hâlinde dâima Mesnevi'yi söylemeye devam etti. Bazen öyle olurdu ki, ak?amdan ba?l?yarak gün a?ar?ncaya kadar birbiri arkas?ndan söyler, yazd?r?rd?. Çelebi Hüsâmeddin de bunu sür'atle yazar ve yazd?ktan sonra hepsini yüksek sesle Mevlânâ'ya okurdu. Cilt tamamlan?nca Çelebi Hüsâmeddin, beyitleri yeniden gözden geçirerek gereken düzeltmeleri yap?p tekrar okurdu." (61)
Bu ?ekilde dikkatlice 1259-1261 y?llar? aras?nda yaz?lmaya ba?lan?lan Mesnevi, 1264-1268 y?llan aras?nda sona erdi.(62) 
E. Hazret-i Mevlânâ'n?n Bakî Âleme Göçü?ü :
Mevlânâ, Çelebi Hüsâmeddin ile tam onbe? sene güzel demler, ho? sofalar sürdü. Bu müddet zarf?ndan bahts?zlar?n fitne ve hücumundan uzak, huzur ve sürür içinde ya?ad?. Dostlar? o'nun cemâlinin nuruna pervane olmu?lard?.
Mevlânâ, art?k son anlar?n? ya?ad???n?, özledi?i ebedî cemâl âlemine kavu?aca??n? anlam??t?. Ans?z?n hastalan?p yata?a dü?tü.
Mevlânâ'n?n hastal?k haberi Konya'da yay?ld??? zaman ahâli, ?ifâlar dilemeye, gönlünü, duas?n? almaya geliyorlard?. 
1. ?eyh Sadreddin-i Konevî Hazretleri'nin Ziyareti:
?eyh Sadreddin (? - 1274) de talebeleriyle birlikte Mevlânâ'ya geçmi? olsun demeye geldi ve çok üzüldü?ünü beyân edip :
"Allah yak?n zamanda ?ifâlar versin. Hastal?k âhirette derecenizin yükselmesine sebeptir. Siz âlemin can?s?n?z, in?âallah yak?n zamanda tam bir s?hhate kavu?ursunuz" diye temennide bulundu. Bunun üzerine Mevlânâ :
"Bundan sonra Allah sizlere ?ifâ versin. Â??k?n ma?ukuna kavu?mas?n? ve nurun nura ula?mas?n? istemiyor musun?" dedi. ?eyh Sadreddin, yan?ndakilerle birlikte a?l?yarak kalk?p gitti.(63) 
2.  Hazret-i Mevlânâ'n?n Han?m?na Cevâb?:
Mevlânâ, dostlar?na ve aile efrad?na, bu dünyadan göçece?ine üzülmemelerini söylüyordu; fakat onlar, bedenen de olsa, bu ayr?l??? kabullenemiyorlar, a?lay?p inliyorlard?.
Mevlânâ'n?n han?m?, Mevlânâ'ya hitaben:
"Ey âlemin nuru, ey âdemin can?.' Bizi b?rak?p nereye gideceksin?" (64) diyerek a?l?yor ve ilâve ediyordu:
"Hudâvendigâr Hazretleri'nin dünyay? hakikat ve mânâlarla doldurmas? için üçyüz veya dörtyüz y?ll?k ömrünün olmas? lâz?md?."
Mevlânâ da cevaben:
"Niçin? Niçin? Biz ne Firavun ve ne de Nemrûd'uz, bizim toprak alemiyle ne i?imiz var, bize bu toprak âleminde huzur ve karar nas?l olur? Ben, insanlara faydam dokunsun diye dünya zindan?nda k?lm???m; yoksa hapishane nerede ben nerede? Kimin mal?n? çalm???m? Yak?nda Allah'?n sevgili dostunun, Hazreti Muhammed'in yan?na dönece?imiz umulur." (65) dedi. 
3.  Hazret-i Mevlânâ'n?n Tavsiye Etti?i Bir Dua:
Mevlânâ son demlerinde iken, dostu S?râceddin-i Tatarî'yi yan?na ça??rarak, kendisine ?u duay? ö?retmi? ve s?k?nt?l? zamanlar?nda okumas?n? tavsiye etmi?tir:
"Yâ Rabbî.' Bana, ne senin zikrini unutturacak, sana ?evkimi söndürecek, seni te?bih ederken duydu?um lezzeti kesecek bir hastal?k; ne de beni azd?racak, ?er ve kötülü?ümü artt?racak bir s?hhat ver.
Ey merhamet edenlerin merhametlisi! Merhametinle bu duam? kabul et."(61) 
4. Hazret-i Mevlânâ'n?n Vasiyeti:
"Ben Size, gizli ve alenî, Allah'dan korkman?z?,
az yemenizi,
az uyuman?z?,
az söylemenizi,
günahlardan çekinmenizi,
oruç tutmaya ve namaz k?lmaya devam etmenizi,
dâima ?ehvetten kaç?nman?z?,
halk?n eziyet ve cefâs?na dayanman?z?
avam ve sefihlerle dü?üp kalkmaktan uzak bulunman?z?,
kerem sahibi olan sâlih kimselerle beraber olman?z? vasiyet ederim.
?nsanlar?n hay?rl?s?, insanlara faydas? dokunand?r. Sözün hay?rl?s? da az ve öz olan?d?r. Hamd, yanl?z tek olan Allah'a mahsustur. Tevhîd ehline selâm olsun.''(67) 
5. ?eb-i Arûs:
?rfan ve sevgi güne?i Mevlânâ, 5 Cemâziye'l-âhir, 672 (17 Aral?k, 1273) Pazar günü gurup vakti, bütün parlakl??? ile, bütün güzellikleriyle gülerek ebediyet âleminin asuman?na do?du. Mevleviler, o geceye ?eb-i Arûs derler. 
6. Hazret-i Mevlânâ'n?n Cenaze Merasimi:
Müslüman olan, müslüman olmayan, küçük, büyük ne kadar Konyal? varsa hepsi, Mevlânâ'n?n cenaze merasimine kat?ld?.
Müslümanlar, müslüman olmayanlar? sopa ve k?l?çla savmaya çal??arak, onlara:
"Bu merasimin sizinle ne ilgisi vard?r? Bu din sultân? Mevlânâ bizimdir, bizim imâm?m?zd?r" diyorlard?. Onlar da ?u cevab? veriyorlard?:
"Biz Musa'n?n, isa'n?n ve bütün peygamberlerin hakikatini onun sözlerinden anlay?p ö?rendik. Kendi kitaplar?m?zda okudu?umuz olgun peygamberlerin huy ve hareketlerini onda gördük. Sizler nas?l onun muhibbi ve müridi iseniz, biz de onun muhibbiyiz.
Mevlânâ Hazretleri'nin zât?, insanlar üzerinde parlayan ve onlara iyilikte, cömertlikte bulunun hakikatler güne?idir. Güne?i bütün dünya sever. Bütün evler onun nuruyla ayd?nlan?r.
Mevlânâ ekmek gibidir. Hiç kimse ekme?e ihtiyaç duymamazl?k edemez. Ekmekten kaçan hiç bir aç gördünüz mü?"(68) 
7. Hazret-i Mevlânâ'n?n Cenaze Namaz?:
Mevlânâ'n?n vasiyeti üzerine ?eyh Sadreddin, Mevlânâ'n?n namaz?n? k?ld?rmak üzere niyetlendi?inde dayanamay?p bayg?nl?k geçirdi. Bunun üzerine namaza Kad? Sirâceddin imaml?k etti.(69) 
8. Hazret-i Mevlânâ'ya Ye?il Kubbe:
Mevlânâ'ya Ye?il Kubbe denilen Türbe, Sultan Veled ile Alameddin Kayser'in gayreti ve Emir Pervane'nin e?i (Sultan II. G?yâseddin Keyhüsrev'in k?z?) Gürcü Hatun'un yard?m?yla Çelebi Hüsameddin zaman?nda yap?ld?.(70) Türbe'nin mîmâr?, Tebrizli Bedreddin'dir.(71)
Selimo?lu Abdülvâhid adl? bir sanatkar da Mevlânâ'n?n kabri üzerine, Selçuklu oymac?l???n?n ?aheseri olarak kabul edilen, büyük bir ceviz sanduka yapm??t?r.(71) Bu sanduka bugün, Sultân'ül-Ulemâ Bahâeddin Veled'in kabri üzerindedir. 
9. Hazret-i Mevlânâ'n?n Ölüme ve Mezara Bak???:
"Ölüm günümde tabutum yürüyüp gitmeye ba?lad? m?, bende bu cihan?n gam? var, dünyadan ayr?ld???ma tasalan?yorum sanma; bu çe?it ?üpheye dü?me.
Bana a?lama, yaz?k yaz?k deme. ?eytan?n tuza??na dü?ersem i?te hayflanman?n s?ras? o zamand?r.
Cenazemi görünce ayr?l?k ayr?l?k deme. O vakit benim bulu?ma ve görü?me zaman?md?r.
Beni kabre indirip b?rak?nca, sak?n elveda elveda deme; zira mezar cennetler toplulu?unun perdesidir.
Batmad? gördün ya, do?may? da seyret. Güne?e ve aya batmadan ne ziyan geliyor ki?
Sana batmak görünür, ama o, do?makt?r. Mezar hapis gibi görünür, ama o, can?n kurtulu?udur.
Hangi tohum yere ekildi de bitmedi! Ne diye insan tohumunda ?üpheye dü?üyorsun!
Hangi kova kuyuya sal?nd? da dolu dolu ç?kmad?? Can Yusuf u ne diye kuyuda feryâd etsin?
Bu tarafta a?z?n? yumdun mu o tarafta aç. Zira senin hâyuhûyun, mekâns?zl?k âleminin fezâs?ndad?r." (73) 
10. Hazret-i Mevlânâ'n?n Ziyaretçilerine Sesleni?i:
"Karde?, Mezar?ma defsiz gelme; çünkü Allah meclisinde gaml? durmak yara?maz.
Hak Teâlâ beni a?k ?arab?ndan yaratm??t?r. Ölsem, çürüsem bile, ben yine o a?k?m."(74)
"Ölümümüzden sonra mezar?m?z? yerde aramay?n?z? Bizim mezar?m?z, ariflerin gönüllerindedir."(75) 
11. Hazret-i Mevlânâ'n?n ?ahsiyeti:
A. Hazret-i Mevlânâ'n?n Tasavvufî Ya?ay??? ve Anlay??? 
I. D?? Görünü?ü:
Mevlânâ, sararm?? yüzlü ve ince vücutlu idi.
Bu sararm?? ve zay?f bünyesinde öyle bir nur ve heybet vard?; gözleri o kadar keskin ve çekici idi ki, kimse dikkatle bakamazd?.(76)
Mevlânâ ba??na, bilginlere mahsus bir ?ekilde sar?k sarar, taylasan (sar?ktan sarkan uç) b?rak?rd?. S?rt?na da, bilginlerin giydikleri gibi, bol geni? kollu bir h?rka giyerdi.(77)
?ems'in kaybolmas?ndan k?rk gün sonra, ömrünün sonuna kadar, beyaz sar?k yerine duman renkli bir sar?k sard? ve Yemen ile Hint kuma??ndan yapt?rd??? fereci (gö?sü aç?k uzun kollu cübbe) giydi.(78) 
2. Hazret-i Mevlânâ'n?n Tasavvufu:
Mevlânâ'n?n tasavvufu, hiç bir zaman bir bilgi sistemi yahut hayalî bir idealizm de?ildir. Onun tasavvufu, irfan, tahakkuk, a?k ve cezbe âleminde olgunla?mad?r.
Mevlânâ, dâima hayât?n gerçeklerini görür, hayât?n bütün gerçeklerini kabul eder, ondan el etek çekmez. Miskinli?i, hayattan el etek çekmeyi reddeder; hayât?, hayât?n içinde ya?at?r. Onun dünyay? tarifi, bize, onun tasavvufunu aç?klar:
"Dünyâ nedir! Allah'dan gafil olmakt?r. Kuma?, para, ölçüp tartarak ticaret yapmak ve kad?n; dünya de?ildir.
Din yolunda sarf etmek üzere kazand???n mala, Peygamber, "Ne güzel mal" demi?tir.
Suyun gemi içinde olmas? geminin helakidir. Gemi alt?ndaki su ise gemiye; geminin yürümesine yard?mc?d?r.
Mal, mülk sevgisini gönülden sürüp ç?kard???ndand?r ki Süleyman Peygamber, ancak yoksul ad?n? tak?nd?.
A?z? kapal? testi, içi hava ile dolu oldu?undan derin ve uçsuz, bucaks?z su üstünde yüzüp gitti.
??te yoksulluk havas? oldukça insan, dünya denizine batmaz, O denizin üstünde durur.
Bütün bu dünya, onun mülkü olsa bu mülk, gözünde hiç bir ?ey de?ildir."(79) 
3. Hazret-i Mevlânâ'n?n Tasavvufunda Gaye:
Mevlânâ'n?n tasavvufunda gaye, kulluk ve yokluktur. Dolay?s?yla hakîkî padi?ahl?k; gerçek varl?k makam?na eri?mektir:
"As?l o Allah mülk ve saltanat sahibidir, kendisine ba? e?ene bu topraktan yarat?lan dünya ?öyle dursun, yüzlerce mülk, yüzlerce saltanat ihsan eder.
Fakat, Allah huzurunda bir secde, sana ikiyüz devlet ve saltanattan daha ho? gelir.
Ben ne mal isterim, ne mülk; ne devlet isterim, ne saltanat. Bana o secde devletini ihsan et, yeter diye a?lay?p s?zlanmaya ba?lars?n."(80)
"Senin taht dedi?in ?ey, tahtadan yap?lma tuzakt?r. Kondu?un yeri ba? kö?e sanm??s?n ama, kap?da kalakalm??s?n.
??reti padi?ahl??? Allah'a ver de Allah sana herkesin kabul edece?i hakîkî bir padi?ahl?k versin." (81)
"Yok olmad?kça hiç kimseye yüce huzura varmaya yol yoktur."(82)
"Kap?da dola?an, Ben'den Biz'den dem vuran kap?dan sürülür, "Lâ" makam?nda dola??p durur."(83)
"Kim benlikten kurtulursa bütün benlikler onun olur. Kendisine dost olmad??? için herkese dost kesilir. "(84)
"Yokluk küheylân?, ne de güzel bir burakt?r. Yok olduysan seni varl?k makam?na götürür." (85) 
4. Hazret-i Mevlânâ'n?n Tasavvufunda A?k:
Mevlânâ'n?n tasavvufunda, yarat?l???n, hayât?n mânâs? a?kt?r. A?k ise, kimseye niyaz?, ihtiyâc? olmayan Allah'?n vas?flar?ndand?r. Ondan ba?kas?na â??k olmak da geçici bir hevestir. Yarat?l???n sebebi, bütün hastal?klar?n tabibi; böbürlenmenin, bencilli?in devas?, elemlerin merhemi ilâhî a?kt?r:
"A?k, o ?uledir ki, parlad? m? sevgiliden ba?ka ne varsa hepsini yakar," (86)
"A?k, kimseye niyaz? ve ihtiyâc? olmayan Allah'?n vas?flar?ndand?r. Ondan ba?kas?na â??k olma, geçici bir hevestir," (87)
"Ey bizim kibir ve azametimizin ilâc?, ey bizim Eflâtunumuz! Ey bizim Calinus'umuz'!
Toprak beden, a?ktan göklere ç?kt?; da? oynamaya ba?lad?, çevikle?ti.
Ey â??k! A?k; Turun can? oldu. Tur sarho?, Musa da dü?üp bay?lm??...
Kimin a?ka meyli yoksa o kanats?z bir ku? gibidir, vah onul" (88) 
5. Hazret-i Mevlânâ'n?n Tasavvufunda Esas:
Mevlânâ'n?n tasavvufunda esas, gönül sahibine eri?mek ve cevher olmakt?r.
Nitekim ?öyle buyurur:
"Allah ile oturup kakmak isteyen ki?i, velîler huzurunda otursun.
Velîlerin huzurundan kesilirsen, helak oldun gitti. Çünkü sen, küllî olmayan bir cüzsün.
?eytan, birisini kerem sahiplerinden ay?r?rsa onu, kimsiz, kimsesiz bir hâle kor, o halde de bulunca ba??n? yer, mahvedip gider." (89)
"Velîlerin huzurundan uzakla?man hakikatte Allah'dan uzakla??rs?n." (90)
"Mânâ ehliyle dü? kalk ki, hem ata ve ihsan elde edesin, hem de fetâ (yi?it, cömert) olas?n.
Bu cisimde mânâs?z can; hilâfs?z, k?l?f içinde tahta k?l?ç gibidir.
K?l?fta bulundukça k?ymetlidir. Ç?k?nca yakmaya yarar bir alet olur.
Tahta k?l?c? muharebeye götürme, âh u figâna dü?memek için önce bir kere muayene et;
E?er tahtadansa, yürü ba?kas?n? ara; e?er elmassa sevinerek ileri gel!
Elmas k?l?ç, velîlerin silâh deposundad?r. Onlar? görmek size kimyad?r.
Bütün bilenler, ancak ve ancak bunu böyle demi?lerdir: Bilen, âlemlere rahmettir.
Gülen nar bahçeyi güldürür. Erler sohbeti de seni erlerden eder.
Kat? ta? ve mermer bile olsan, gönül sahibine eri?irsen cevher olursun.
Temizlerin muhabbetini tâ can?n?n içine dik. Gönlü ho? olanlar?n muhabbetinden ba?ka muhabbetlere gönül verme.
Ümitsizlik diyar?na gitme, ümitler var. Karanl??a varma, güne?ler var.
Gönül, seni, gönül ehlinin diyar?na; ten, seni su ve çamur hapsine çeker.
Agâh ol, bir gönülde?ten gönül g?das?n? al, onunla gönlünü g?daland?r. Yürü, ikbâli bir ikbâl sahibinden ö?ren."(91) 
B. Hazret-i Mevlânâ'n?n ?slâmi Esâslara ve Hazreti Muhammed Salla'llahu Aleyhi Vesellem'e Ba?l?l???:
Mevlânâ'n?n ?slâmiyet'i anlay?? tarz?n? belirtmeye çal??al?m:
Mevlânâ, "Muhakkak ki sizin, Allah'?n yan?nda en kerîm olan?n?z Allah'dan çok korkup, günah i?lemeyeninizdir." (92) mealindeki âyetin ?uuruyla dâima Kur'ân hükümlerinin âdab?na riayet ederek Allah'?n haram k?ld??? ?eylerden çekinmi?; nefsinin hazlar?n? terketmi?, olgunlu?u elde etmeye mani olan ?eylerden el çekmi?; hülâsa Allah'dan kendisini uzakla?t?racak ?eylerin hepsinden dâima sak?nm??, gerçek takva sahibi bir ?ahsiyettir." (93)
1. Hazret-i Mevlânâ ?slâmi Esâslardan Sapmad?:
?ems ile kar??la?t?ktan sonra, muhitin haz?m ve idrâk edemiyece?i bir âleme giren Mevlânâ bütün vecd (kendinden geçerek ilâhî a?ka dalma) ve isti?rak (mânâ âlemine dalarak dünyadan habersiz olma hâli) içinde dahi bir an ?slâm Dîninin esaslar?ndan hârice bir ad?m atmam??t?r.(94) 
2. Hazret-i Mevlânâ'da ?bâdet ?uuru:
Mesnevî'sinde:
"Bizim Rabbimiz "Secde et ki, Allah'?n yak?nlar?ndan olas?n"(95) buyurmu?tur. Bizim bedenlerimizin secdesi, ruhlar?m?z?n Allah'a yakla?mas?na sebeptir. "(96) diyen Mevlânâ, Allah sevgisini yaln?z fikir ve mânâ olarak kabullenmez, üzerine farz olan ibâdetleri a?kla îfâ ederdi.
Eflâkî(97)?öyle naklediyor:
"Mevlânâ, Ezân-? Muhammedi'yi i?itince, elleriyle dizlerinin üzerine bas?p, olanca heybetiyle aya?a kalkar:
"Ey kendisiyle rû?en olan can?m?z! Ad?n ebediyete kadar kals?n" der; bunu üç defa tekrarlar, sonra:
" Bu namaz, oruç, hac ve cihâd, itikad?n ?ahididir. Hediyeler, arma?anlar ve sunulan ?eyler benim seninle ho? oldu?umun, seni sevdi?imin ?ahididir." (98)
"E?er Allah sevgisi, yaln?z fikir ve mânâ olsayd? senin oruç ve namaz?n?n zahirî suretleri de kalmazd?, yok olurdu.''(99) diyerek tam bir tevazu ve niyazla namaza dalard?. 
3. Hazret-i Mevlânâ Kur'ân-? Kerîm'e Hayran; Hazret-i Muhammed'e Kurbân'd?r:
Mevlânâ, ?u rubâisiyle Kur'ân-? Kerîm'e ve Hazret-i Muhammed Sallallahu aleyhi ve sellem'e ba?l?l???n? apaç?k ilân ederek:
"Can?m bedenimde oldukça Kur'ân'?n kuluyum;
Seçilmi? Muhammed in yolunun topra??y?m.
Birisi, sözlerimden, bundan ba?ka bir söz naklederse,
O nakledenden de bezmi?im ben, bu sözden de bezmi?im." (100) demektedir. 
4. Hazret-i Mevlânâ'n?n Hüviyeti:
Mevlânâ'n?n eserleri ve ya?ay??? dikkatlice tedkik edildi?inde, rahatl?kla ?öyle söylenebilir:
Mevlânâ kendi ilmini, Hazret-i Muhammed'in ilminde; irfan?n?, Hazret'i Muhammed'in irfan?nda; benli?ini, Hazret-i Muhammed'in benli?inde; hâs?l? bütün varl???n?, O'nun varl???nda yok ederek manevî hüviyetini, Hazret-i Muhammed'in manevî hüviyetinin parlak me?'alesi nurundan yak?p uyand?rm??t?r. (101)
Nitekim kendisi de, bu hakikati ?u m?sralar?nda belirtmektedir:
"Biz Allah'?n sâyesiyiz, Mustafâ'n?n nûrundan?z.
Sedef içine damlam?? çok k?ymetli bir inciyiz.
Herkes suret gözüyle bizi nereden görecek?
Biz Kibriya'n?n (büyüklük ve yücelik sahibi Allah'?n) su ve balç?k içinde belirmi? nuruyuz"(102) 
5. O'nun insana Bak?? Dâiresinin Merkezi:
Bilinmelidir ki, Mevlânâ'n?n, bir kâmil mür?id olarak manevî vazifesi, yarat?l???n gayesi çerçevesinde, insanlar?n hidâyetine ve ebedî saadetine vesîle olabilmektir. Bu ilâhî gayenin gayreti ve yüklendi?i manevî vazifenin ?uuruyla:
"Biz pergel gibiyiz. Bir aya??m?z ?eri'at'de (âyet, hadis, icma-i ümmet ve k?yas-? fukahâ üzerine kurulmu? olan din kaidelerinde) sa?lamca durur, öteki aya??m?z yetmi?iki milleti dola??r."'(103) demektedir. 
6. O'nun Engin Ho?görüsündeki S?r, Nur, ?uur, Huzur.
O'nun engin ho? görüsünde Tefhîd'in s?rr?, Kur'ân'?n nuru, îmân?n ?uuru ve Muhammedi ahlâk?n huzuru vard?r.
Mevlânâ'n?n Tevhidin ne?'esiyle ve Muhammedi feyzin co?kunlu?u ile özünde olan engin ho?görüsünü ya?ay??? ile de, nükteli bir biçimde, ortaya koydu?unu görmekteyiz. Zâten Mevlânâ'n?n ?ahsiyetindeki olgunluk ve bariz vas?f, söyledi?ini ya?amas?d?r ve fikrini hareketiyle göstermesidir.
Bu hususa bir misâl verelim.:
Bir Semâ meclisinde Mevlânâ, Semâ etmektedir. Birdenbire Hristiyan sarho? Sema'a girer. O sarho? heyecanlar göstererek Mevlânâ'ya çarpmaktad?r. Bunun üzerine dostlar o sarho?u incitirler. Mevlânâ, o sarho?u incitenlere hitaben:
"?arâb? o içmi?tir, sarho?lu?u siz ediyorsunuz" buyurur. Dostlar, o sarho?u tan?tmak için, cevaben:
"Tersâd?r (h?ristiyand?r)." dediklerinde Mevlânâ, tersân?n di?er, korkak ve korkan, mânâs?n? îmâ ederek:
"O tersâ (korkar ve korkan) ise siz niçin de?ilsiniz?" Der ve dostlar, yapt?klar? hatâdan dolay? özürler dilerler. (104) 
C. Hazret-i Mevlânâ'n?n E?itimci Yönü
1. O'nun insana Bak???:
Mevlânâ, insana fâs?k (günahkar) da olsa, kâfir de olsa, engin bir görü?le ve rahmet dolu bir nazarla bakm??t?r. Çünkü o, Mesnevi'sinde (105) de ifade etti?i gibi Allah'?n, fâs?k ve putperest de olsa, kendisini ça??rana icabet edece?ini müdriktir.
Mevlânâ, Muhammedi feyze tam mazhar olarak rahmet mâdeni olmu?, Kur'ân-? Kerîm'de buyurulan:
"Allah'?n rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz."(106) mealindeki ilâhî müjdenin hakikatine ermi? bir Allah dostudur. Onun içindir ki, bütün insanl??a co?kunlukla:
"Ümitsizlik semtine gitme; ümitler vard?r.
Karanl?k tarafa gitme; güne?ler vard?r." (107) diye hayk?r?r.
Kâmil insan olarak, böylesine, ilâhî rahmet ve Rahmânî ümitlerle dopdolu olan Mevlânâ'n?n hiç kimseye hor bakm?yaca?? gayet tabiîdir ve hassasiyetle ?u tavsiyede bulunur:
"Hiçbir kâfiri hor görmeyin. Olur ya, müslüman olarak ölebilir. Ömrünün sonundan ne haberin var ki ondan tamamiyle yüz çeviriyorsun?"(108) 
2.  O'nun Halka Bak???:
Mevlânâ'n?n nazar?nda, kim olursa olsun, her ?eyden evvel insan vard?. Halk tabakas?ndan olsun, yüksek tabakadan olsun, onun için farketmezdi. Bilakis halka pek merhametliydi. Gariplere kar?? dâima gönül al?c? davran?rd?.
Mevlânâ bir gün Il?ca'ya gitti. Emir Âlim Çelebi, daha önce davranarak hamama vard? ve Mevlânâ'n?n dostlar?yla beraber kalabilmesi için bütün insanlar? hamamdan d??ar? ç?kartt?, sonra havuzu k?rm?z? ve beyaz elmalarla doldurttu. Mevlânâ içeri girdi?i vakit, hamam?n soyunma yerinde insanlar?n acele ile elbiselerini giydiklerini ve havuzun da elmalarla dopdolu oldu?unu gördü. Emir Alim Çelebi'ye hitaben dedi ki:
"Ey Emir Alim! Bu insanlar?n canlar? elmadan daha m? az k?ymetli ki, onlar? d??ar? edip havuzu elmalarla doldurdun. Onlardan biri, elmalar?n otuz mislidir. Yaln?z elmalar de?il, bütün dünya ve içindeki ?eyler, insanlar için de?il midir? E?er beni seviyorsan, söyle de hepsi hamama girsinler. Fukaras?, zengini, sa?lam? ve zay?f? d??ar?da kalmas?n ki, ben de onlar?n davetsiz misafiri olarak suya girebileyim, onlar?n sayesinde biraz dinlenebileyim."(109) 
3. O, Çevresine Rahmettir:
Etraf?ndakilerin ve kendisi ile oturup kalkmak isteyenlerin, sultanlar, emîrler, zenginler ve hep ileri gelen kimseler olmas?na ra?men Mevlânâ, daha çok fakirlerle, zaruret içinde olanlarla dü?üp kalkard?. Müridlerin ço?u da, zâten hor ve hakir görülen kimselerdi.
Müridlerini k?nayanlara, Mevlânâ'n?n verdi?i cevap dikkat çekicidir.
"Benim müridlerim iyi insanlar olsalard?, ben onlar?n müridi olurdum. Kötü insan olduklar?ndan, ahlâklar?m de?i?tirip iyi olmalar?, iyiler ve iyi amel eden insanlar?n aras?na girmeleri için müridli?e kabul ettim. Allah'?n rahmetine mazhar olanlar kurtulmu?lard?r, fakat lanetine u?ram??lar tedaviye muhtaç hastalard?r. ??te biz bu lânetlikleri rahmetlik yapmak için dünyaya geldik."(110) 
4. O'nun Aileye Bak???:
a- Hazret-i Mevlânâ ?nce Ruhlu Nâzik Bir Baba:
Mevlânâ, ince ruhlu, gayet hassas ve nâzik bir baba; gönül almakta, gönül ok?amakta ve kadir?inasl?kta örnek bir aile reisidir.
Gelini Fatma Hatun'a ve o?lu Sultan Veled'e gönderdi?i mektuplar? okudu?umuzda, onun ince ruhunu, nezâketini ve kadir?inasl???n? aç?kça görmekteyiz.
Gelinine hitap ederken kulland???:
"Bizim de gönlümüzün, gözümüzün ????? ayd?nl???; âlemin de gönlünün ve gözünün ?????, ayd?nl???..."(111)
"Can?m can?m? kar??m??t?r, birle?mi?tir. Seni inciten her ?ey beni de incitir... Sizin gam?n?z, on kat fazlas?yla bizimdir. Sizin dü?ünceniz, tasan?z; bizim dü?üncemiz, bizim tasam?zd?r... Aziz o?lum Bahâeddin sizi incitirse, gerçekten sevgisini ve gönlümü ondan al?r?m..."(112) ifadeleri onun hassas ruhunun, nezâketinin ve gönül ok?ay?c?l???n?n delilidir. 
b- Hazret-i Mevlânâ K?ymet Bilen Bir Dost:
O?luna hitaben yazd??? mektubundaki ?u cümleler de onun kadir?inas ?ahsiyetinin aynas?d?r:
"Pâdi?âh?m?z ?eyh Selâhaddin'in k?z?n?n hat?r?na riâyet etmeniz için ?u birkaç sat?r yaz?ld?... Allah için ?u baban?z?n yüzünü, kendi yüzünü, bütün soyumuzun, sopumuzun yüzlerini ak etmek istersen, onun hat?r?n? aziz, ama pek aziz tut, onu can ve gönül tuza??yla avlamak için her günü ilk gün, her geceyi gerdek gecesi say..."(113) 
c- Hazret-i Mevlânâ Gönül Al?c?; Örnek Bir Baba:
Mevlânâ'n?n, davran???yla ve tavsiyesiyle, nas?l bir baba ve nas?l bir ruh terbiyecisi oldu?unu anlamak için de Sultan Veled'in ?u hât?ras?n? okuyal?m:
"Birgün bana büyük bir ruh bezginli?i ve iç s?k?nt?s? geldi. Beni bezgin ve s?k?nt?l? gören babam: "Birinden mi incindin de böyle s?k?ld?n?" dedi. Ben: "Bilmiyorum, bu ne hâldir?" dedim. Babam kalk?p eve gitti ve bir müddet sonra, kurt postunu çevirip ba??na ve yüzüne geçirmi? bir hâlde ve çocuklar? korkuttuklar? gibi "Bu! Bu! Bu!" yaparak yan?ma geldi. Babam?n bu ho? hareketinden bana bir gülmedir geldi; anlat?lamayacak derecede güldüm. Yere kapanarak ayaklar?n? öptüm. Babam: "Bahâeddin! E?er bir güzel sevgili sana s?k? s?k?ya ba?lansa, dâima seninle ?aka, ?enlik etse ve birdenbire yüzünün ?eklini de?i?tirip gelse ve sana" Bu! Bu! Bu!" dese ondan hiç korkar m?s?n?" buyurdu. Ben de "Hay?r, korkmam." dedim. Buyurdu ki:
"Seni sevindiren, seni sevinç ve ne?e içinde tutan sevgili, seni üzen ve kendisinden s?k?nt? duydu?un ayn? sevgilidir. Hep odur, hep ondand?r ve ondan feyizlenirsin. O hâlde niçin bo? yere üzgün duruyor, s?k?nt?n?n elinde âciz kal?yorsun?" (114)
"?çinde s?k?nt? görünce onun çâresine bak; çünkü dallar?n hepsi kökten biter.
?çinde geni?lik, ferahl?k görünce ona su ver. Kalb ferahl???n?n verdi?i meyvay? da, dostlara ve ahbaplara sun." (115) 
Ç. O'nun Ahlâkî ve Sosyal Yönü
1. ?nsanî Münasebetlerde Dikkat Etti?i Hususlar:
Mevlânâ, has?mlar? taraf?ndan kendisine reva görülen dil uzatmalara ve uygunsuz lak?rd?lara hiç ac? cevap vermez; yumu?akl?kla mukabelede bulunurdu.
Molla Câmî, ?öyle naklediyor: (116)
Mevlânâ'ya dü?manl?k güden Konyal? Sirâceddin'e Mevlânâ'n?n: "Ben yetmi?iki milletle beraberim" dedi?ini söylediler. Sirâceddin de dü?manl???ndan, Mevlânâ'y? huzursuz etmek ve k?ymetten dü?ürmek niyetiyle, yak?nlar?ndan olan bir âlimi ona gönderdi. O âlim, Sirâceddin'in talimat?na göre, büyük bir kalabal?k içinde Mevlânâ'ya, sen böyle mi söyledin, diye soracak, ?ayet ikrar ederse kendisini edep d??? sözlerle incitecek, insanlar aras?nda mahcup edecekti.
O âlim, Mevlânâ'n?n huzuruna geldi ve sordu: "Sen yetmi?iki milletle beraberim diye söyledin mi?" Mevlânâ da cevaben:
"Evet demi?im" deyince, o âlim a?z?na geleni söyledi, a??r? derecede ileri geri konu?tu. Mevlânâ tebessüm ederek dedi ki:
"Senin bu söylediklerine ra?men, seninle de beraberim." 
2.  Hizmetkârlara Kar?? Davran???:
Mevlânâ, cariyelere, hizmetkârlara kar?? muamelesinde ve anlay???nda da güzel ahlâkl?d?r. O dâima gönül verdi?i Hazret-i Muhammed'in güzel ahlak?yla ahlâklanm?? bir ?ahsiyettir. Hazret-i Muhammed'in, "Onlara giydi?inizden giydiriniz; yedi?inizden yediriniz." hadisinin ?uûrundad?r.
Mevlânâ'n?n k?z? Melike Hatun, birgün cariyesine sert davranm??, onu azarlam??t?. K?z?n?n bu durumunu gören Mevlânâ, ona:
"Onu neden incitiyorsun? Acaba, o han?m; sen de cariye olsayd?n ne yapard?n? ister misin ki, bütün dünyâda Allah'dan ba?ka kimsenin kölesi yoktur, diye fetva vereyim. Hakikatte onlar?n hepsi bizim karde?lerimizdir."(117) der. 
3.  Suçlulara Kar?? Muamelesi:
Mevlânâ, güzel ahlak?yla hep affedici olmu?, suçlulara kar?? gösterdi?i ho? anlay?? ve muâmelesiyle, onlar? cemiyete, insanl??a kazand?rm??t?r.
Mevlânâ, birgün odas?nda namaz k?l?yordu. Birisi içeri girdi ve fakirim, hiçbir ?eyim yoktur, dedi. Sonra Mevlânâ'y? namaz?n huzuruna dalm??, kendisinden habersiz oldu?unu anlay?nca aya??n?n alt?ndaki hal?y? çekti ve al?p gitti.
Hoca Mecdeddin bu durumu ö?renir ö?renmez, o ?ahs? aramaya ba?lad? ve onu bit pazar?nda hal?y? satarken yakalad?, sonra eziyet ede ede o fakiri Mevlânâ'n?n huzuruna getirdi. Mevlânâ, Hoca Mecdeddin'e söyle dedi:
"?htiyâc?ndan ötürü bunu yapm??t?r, ay?p de?ildir. Onu mazur görüp, ondan hal?y? sat?n almak lâz?md?r."(118) 
4. Çocuklara Kar?? ?efkati:
Mevlânâ, çocuklara kar?? çok merhametli ve ?efkatli idi: Birgün Mevlânâ, mahalleden geçiyordu. Çocuklar da yolda oynuyorlard?. Uzaktan Mevlânâ'y? görünce hepsi birden ko?arak sayg? ile huzurunda durdular. Yaln?z çocuklardan biri uzakta idi. Ben de geliyorum, diye ba??rd?. Mevlânâ, çocuk i?ini bitirip gelinceye kadar bekledi.(119) 
5. Hazret-i Mevlânâ Sevgi ve Bar??'?n Sembolü:
Mevlânâ, dâima birle?tiricidir, bar??t?r?c?d?r; sevginin ve bar???n adetâ sembolüdür.
?ki ulu ki?i birbirlerine dü?manl?kta bulunuyor, münasebetsiz sözler söylüyorlard?. Onlardan biri ötekine:
"E?er yalan söylüyorsan, Allah senin can?n? als?n!" diyor, di?eri ona:" E?er sen yalan söylüyorsan, Allah senin can?n? als?n." diyordu. Mevlânâ, onlar?n aras?na girip:
" Hay?r, hay?r. Allah ne senin, ne de onun can?n? als?n.
O, benim can?m? als?n, çünkü can? al?nmaya ancak biz lây?k?z" dedi.
Her ikisi de bar??t?. (120) 
6.   O'nun Anlay???nda Çal??ma ve ?nsan:
"?nsan?n elde etti?i ?ey, zararsa çal??mamas?ndan ileri gelmi?tir; kârsa çal???p çabalamas?ndan." (121)
"Kazanmak da ekin ekmeye benzer, ekmedikçe ona sahip olmaya hakk?n yoktur."(122)
"Hiç bu?day ektin de, arpa verdi?ini gördün mü."(123)
Sözleriyle Mevlânâ, dostlar?na çal??may? emrederdi.
Miskinli?i reddeden Mevlânâ derdi ki:
"Tevekkül ediyorsan, çal??mak hususunda da tevekkül et; kazan da sonra Allah'a dayan. "(124)
"Birisi bir define buluverir, " Ben de onu istiyorum, dükkanla, al??veri?le ne i?im var?" der.
Baht i?i bu, fakat nâdirdir. Tende kudret oldukça çal???p kazanmak gerek. Çal???p kazanmak, define bulmaya manî de?il ya. Sen i?ten kalma da, nasibinde varsa define de arkandan gelsin." (125) 
7.  O, Dostlar?na, Helâl Kazanç ve Helâl Lokmay? Tavsiye Ederdi:
Mevlânâ, dostlar?na, ne olursa olsun helâl kazanc?, helâl lokmay? tavsiye ve emrederdi:
"Nur ve kemâli artt?ran lokma, helâl kazançtan elde edilen lokmad?r.
ilim ve hikmet helâl lokmadan do?ar; a?k ve rikkat (gönül inceli?i) helâl lokmadan meydâna gelir." (126) 
8. O'nun Dostlar?na Emri: Dilenmeyin'....
Mevlânâ, dostlar?na dilenmeyi yasaklam?? ve: "Biz, kendi dostlar?m?za dilencilik kap?lar?n? kapatt?k. Dostlar?m?z, ticâret, kitabet veya harhangi bir el eme?i ve al?n teri ile geçimlerini temin etsinler. Biz Hazreti Peygamber'in "Gücün yettikçe, istemekten sak?n." emrini yerine getirdik. Bizim müridlerimizden kim bu yolu tutmaz ise, onun bir pul kadar de?eri yoktur." (127) buyurmu?tur. 
III. Hazret-i Mevlânâ'n?n Kâinat? Kucaklayan De?eri: insan Sevgisi ve Ho?görüsü...
Mevlânâ'n?n kâinat? kucaklayan de?eri, insan sevgisi ve ho?görüsü, Allah'a olan hudutsuz a?k?n?n ve Muhammedi feyze tam mazhar olarak rahmet mâdeni olu?unun tabiî neticesidir. Ta??d??? ilâhî a?k, eri?ti?i Muhammedî feyz, onu mahviyet sahibi yapm??; benli?ini, kibrini alm??t?r. Mevlânâ'n?n i?lerinde kendini be?enmi?li?in zerre kadar görülmemesi bundand?r. O, kibirden ve nefretten ar?nm??; mahviyet ve muhabbetle bezenmi?tir.
Mevlânâ, alçak gönüllülükte büyüklük, büyüklükte alçak gönüllük; varl?kta yokluk, yoklukta varl?k; hiçlikte kemâl, kemâlde hiçlik gösterirdi.
Mevlânâ'n?n hudutsuz insan sevgisinde ve ho?görüsündeki temel esaslardan bir di?eri de, Müslümanl???n üzerinde' hassasiyetle durdu?u, "insan yarat?lm??lar?n en ?ereflisidir" düstûrudur. Mevlânâ bu ?erefin ?uuruyla insanlar? kucaklar; yarat?lm??lar?, â??k oldu?u yaratandan ötürü, herhangi bir nefis mücadelesine girmeden, rahatl?kla ho? görüverir.
Mevlânâ'n?n, kim olursa olsun insanlar? ho? görü?ü, insanlara ho? davran???, kendisini dâima küçülterek insanlara hay?rl? dualar etmesi, kendi önünde kapananlara, kâfir de olsa, mukabelede bulunmas?, onun ?lâhî a?kla, ilâhî cezbelerle ve Allah'?n cemâl nurlar?na gömülmü? olarak ya?amas?ndand?r. 
a. O'nun Toprak gibi Ya?ay???ndan Bir Tablo:
Birgün bir Ermeni kasab?, Mevlânâ'ya rastlad?, onun önünde yedi defa yere ba? koydu. Mevlânâ da ba? koydu. Mevlânâ hâl diliyle ya?ad???n? hayk?r?yordu:
"insan o?ullar?n?n hamuru topraktand?r. E?er insan, toprak gibi olmazsa Adem o?lu de?ildir."'(128) 
b. O'nun Tevazuu (Alçakgünüllü?ü) ve Mahviyyeti (Yoklu?u):
Rivayet edilen ?u vak'a çok dikkat çekici, hayret vericidir:
?stanbul'da bilgin bir rahip vard?, Mevlânâ'n?n ilmini, hilmini, tevâzûunu i?itmi?, ona hayran olmu?tu. Mevlânâ'y? görmek üzere Konya'ya geldi. Kendisini kar??lay?p a??rlayan ?ehrin rahiplerinden Mevlânâ'n?n ziyaretini rica etti. Toplu bir halde, Mevlânâ'n?n ziyaretine giderlerken yolda kar??la?t?lar. Rahip hemen Mevlânâ'n?n önünde yere ba? koydu. Yerden ba??n? kald?r?nca, Mevlânâ'n?n ba??n?n yerde oldu?unu gördü.
Mevlânâ'n?n önünde defalarca yere ba? koyan rahip, her ba??n? kald?rd???nda, Mevlânâ'n?n ba??n?n yerde oldu?unu görüyordu. Nihayet dayanamay?p feryâd ederek:
"Ey dinin sultân?! Benim gibi zavall? ve kirli birine kar?? gösterdi?in bu ne tevazu; bu ne kendini hor görmekliktir" dedi. Mevlânâ da ?u cevâb? verdi:
"Allah'?n r?z?kland?rd???, mal ile cömertlik yapan; güzellikle., iffet sahibi olan; ?eref ile tevazu gösteren; saltanat ile adaleti icra eden kimselere ne mutlu" diyen bizim sultan?m?z Muhammed Mustafa'd?r. Öyleyse, Allah'?n kullar?na nas?l tevazu göstermiyeyim ve niçin kendi küçüklü?ümü belirtmiyeyim. E?er bunu yapmaz isem neye ve kime yarar?m?"
"Yolun güne?i olan Peygamber bile "Nefsini a?a??layan ki?iye ne mutlu!" dedi.
Ona kulluk etmek, sultanl?ktan iyidir; çünkü "Ben, ondan hay?rl?y?m" sözü, ?eytan sözüdür.
Adem'in kullu?u ile Iblis'in kibrine bak da aradaki fark? gör, Adem'in kullu?unu seç."(129)
Rahip ve arkada?lar?, Mevlânâ'n?n bu hâli ve sözleri kar??s?nda müslüman oldular.
Mevlânâ, huzur içinde, medresesine döndü?ünde, ne?eyle ve sevinçle o?lu Sultan Veled'e:
"Bahâeddin, Bal?âeddin! Bugün zavall? bir rahip, bizim tevâzûmuzu elimizden kapmaya niyet etti, fakat Allah'a hamd olsun, Allah'?n ba???lad??? hidâyetle ve Peygamber Efendimizin yard?m? ile tevâzûda ona galip geldik?" (130) demi?tir.
Haçl?lar?n k?l?c? müslümanlarm kan? ile boyanm?? oldu?u tarihi bir hakikat iken, büyük bir din adam?n?n, Hak dinin d???nda olanlara kar?? gösterdi?i tevazu hayret verici bir durumdur. Fakat onun, islâm ad?na dâima kazand???n? görmekteyiz. Elinden tuttu?unun, gözüyle bakt???n?n, önünde e?ildi?inin hidâyetine ve ebedi saadetine vesile olmu?, Allah'a ula?t?rm??t?r. 
c. Hazret-i Mevlânâ O?luna Der ki:
Mevlânâ'n?n, biricik o?lu Sultan Veled'e etmi? oldu?u bugün de tazeli?ini muhafaza etmekte olan ö?ütleri, -onun tan?tmaya çal??t???m?z- ?ahsiyetinin özü, özetidir; hudutsuz çerçevesidir.
Mevlânâ, o?luna der ki:
"Bahâeddin! E?er dâima cennette olmak istersen, herkesle dost ol, hiç kimsenin kinini yüre?inde tutma!
Fazla bir ?ey isteme ve hiç kimseden de fazla olma!
Merhem ve mum gibi ol,
i?ne gibi olma,
E?er hiç kimseden sana fenal?k gelmesini istemezsen
fena söyleyici,
fena ö?retici,
fena dü?ünceli olma!
Çünkü bir adam? dostlukla anarsan, daima sevinç içinde olursun, iste o sevinç Cennetin tâ kendisidir.
E?er bir kimseyi dü?manl?kla anarsan, dâima üzüntü içinde olursun, i?te bu gam da Cehennemin tâ kendisidir.
Dostlar?n? and???n vakit içinin bahçesi, çiçeklenir, gül ve fesle?enlerle dolar.
Dü?manlar? and???n vakit, için dikenler ve y?lanlarla dolar, can?n s?k?l?r, içine pejmürdelik gelir.
Bütün peygamberler ve velîler, böyle yapt?lar, içlerindeki karakteri d??ar? vurdular. Halk onlar?n bu güzel huyuna ma?lup olup tutuldu, hepsi gönül ho?lu?u ile onlar?n ümmeti ve müridi oldular. (131)
 ç. Hazret-i Mevlânâ O?luna Der ki:
Mevlânâ, o?luna der ki:
"Bahâeddin.' senin dü?man?n? sevmeni, dü?man?n?n da seni sevmesini istersen, k?rk gün onun hayr?n? ve iyili?ini söyle. O dü?man senin dostun olur; çünkü gönülden dile yol oldu?u gibi, dilden de gönüle yol vard?r.
Allah'?n sevgisini de onun aziz isimleriyle elde etmek mümkündür. Allah buyurdu ki: "Ey kullar, kalbinizde ar?nma olmas? için beni çok anmaktan geri durmay?n."
Kalbinizde ar?nma ne kadar çok olursa, Allah'?n nurunun parlakl??? da kalbde o nispette fazla olur. Nitekim, ekmekçinin tand?r? ne kadar s?cak olursa, o kadar ekmek al?r. So?uk olunca ekmek almaz"(132) 
d. Son Söz
Hazret-i Sultan Veled'den:
Bahsimizi, Mevlânâ'n?n çok yüce, pek engin feyiz nurlar?n?n parlakl??? içinde teessüs etmi? olan Mevlevi Yolunun geli?mesine, yay?lmas?na, ilmiyle, irfân?yla, ?iir ve eserleriyle, yüksek fazilet ve himmetiyle büyük hizmetler etmi?; Mevlânâ'n?n "Sen yarat?l?? ve huy bak?m?ndan, insanlar?n bana en fazla benziyenisin" (133) dedi?i o?lu Sultan Veled'in Rebâb-nâme'sindeki Türkçe manzumelerinden ?u beyitleriyle bitirelim:
REBÂB-NÂMEDEN
1. Mevlânâ gibi cihanda olmad?,
Anç?lay?n kimse Hak'dan tolmad?.
2. 0 güne?dür evliyalar yulduz?,
Dükeline ol degürür uruz?.
3. Terinden her bir ki?i bah?i? bulur
Haslar?m bah?i?i ayruks? olur.
4. Bah?î?i, kim verdi Hak Mevlânâ'ya,
An? ne yoksula verdi ne baya.
5. Siz an? binüm gözümle görünüz,
Anun esrar?n? binden sorunuz.
6. Ben deyem sözler ki, kimse demedi
Ben verem ni'met ki, kimse yemedi.
7.  Ben verem hil'at ki, ki?i geymedi,
Kimse binüm bah?î?ümi saymad?."(134)
REBÂB-NÂME'DEN
1. Dünyâda, Mevlânâ gibi, hiç bir kimse olmad? (yeti?medi); kimse de onun gibi Hak'dan dolmad? (ilâhi a?k ve feyze ermedi)
2. O, güne?tir, veliler y?ld?z?d?r. O, herkese nasip eri?tirir.
3.  Herkes, Allah'dan, bir ihsana nail olur, fakat has kullar?n?n arma?an? ba?ka türlü olur.
4.  Allah, Mevlânâ'ya verdi?i ihsan?, ne bir yoksula, ne de bir zengine vermi?tir.
5.  Siz onu, bir de, benim gözümle görünüz; onun s?rlar?n? benden sorunuz.
6.  Ben, kimsenin söyleyemedi?i sözleri söyleyebilirim. Ben kimsenin yemedi?i nimetleri verebilirim.
7.  Ben kimsenin giymedi?i hil'at? verebilirim. Kimse benim verebilece?im manevî arma?an?, say? ile hesap edemez.
Mustafa Kemal ATATÜRK ve MEVLANA
Y?l 1922... Kas?m ay?n?n 1'i... Büyük önder, büyük devrimci, Türk milletinin ba?ö?retmeni ve dünya ülkelerinin gelecekte kendisini örnek alaca?? seçilmi? insan Gazi Mustafa Kemal Pa?a Türkiye Büyük Millet Meclisi' ndeki konu?mas?n? yapmak için kürsüdeki yerini al?yor. O ?im?ekler çakan gözleri ile arkada?lar?na bak?yor ve konu?mas?na ?u cümle ile ba?l?yor: "Efendiler! Tanr? birdir, büyüktür...”. Evet, o büyük insan gerçek bir dindard?. Belirli çevrelerin daha ba?tan itibaren Atatürk’ün sözde dinsiz ve dine kar?? oldu?unu yaymak istemelerine ra?men, o laik zihniyete sahip “dindar” bir ki?iydi. O, kal?plara s??mayan, ?ekilcilikten uzak, gösteri? içermeyen ve Hz.Muhammed'in buyurdu?u “yüksek ahlak” üzerine kurulmu? dinin a????yd?. O ?slamiyet’in kayna??ndaki saf ?ekline ba?l?yd?.
29 Ekim 1923’de Frans?z yazar Maurice Pernot’ya verdi?i demeçte bu safl??? kendisi ?öyle tan?ml?yor: “Türk milleti daha dindar olmal?d?r. Yani bütün sadeli?i ile dindar olmal?d?r demek istiyorum. Hakikate bizzat nas?l inan?yorsam dinime de öyle inan?yorum. ?uura muhalif, terakkiye mani hiçbir ?ey ihtiva etmiyor. Halbuki, Türkiye’ye istiklalini veren bu Asya milletinin içinde daha kar???k, suni itikatlardan ibaret bir din daha vard?r. Fakat bu cahiller, bu acizler s?ras? gelince ayd?nlanacakt?r.”
Ba?ö?retmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Konya konu?malar?, Atam?z?n din hakk?ndaki görü?lerini ortaya koymas? aç?s?ndan çok önemli bir yer tutmaktad?r. ??te 20-23 Mart 1923 tarihleri aras?nda Konya’y? ziyareti s?ras?nda yapt??? konu?madan bölümler: “?slamiyet’in ilk parlak devirlerinde geçmi?in mahsulü olan sa?l?ks?z adetler bir zaman için kendini göstermemi? ve yüze ç?kmam??sa da, biraz sonra ?slamiyet’in gerçeklerine sar?lmaktan ?slam esaslar?na göre hareket etmekten çok, geçmi?in mirasa olan adet ve inançlar? dine kar??t?rmaya ba?lam??lard?r.
Bu yüzden ?slamiyet’e dahil bir ak?m kavimler, ?slam olduklar? halde dü?meye, sefalete, gerili?e maruz kald?lar. Geçmi?lerin kötü ve bat?l al??kanl?klar? ve bu suretle gerçek ?slamiyetten uzakla?t?klar? için
kendilerini dü?manlar?n?n esiri yapt?lar.
Bu ?slam kavimleri içinde Türkler, milli gelenek ve görenekleri itibariyle bir taraftan ?ran, di?er taraftan Arap ve Bizans milletleri ile temas halindeydiler. ?üphe yok ki temaslar?n milletler üzerinde etkileri görülür. Türklerin temas etti?i milletlerin o zamanki medeniyetleri ise çökmeye ba?lam??t?. Türkler bu milletlerin kötü adetlerinden, fena yönlerinden etkilenmekten nefislerini men edememi?lerdir. Bu hal, kendilerinde bozukluk, cehalet ve insanl?ktan öte zihniyetler do?urmas?ndan uzak kalmam??t?r. ??te gerileyi?imizin belli ba?l? sebeplerinden birini bu nokta te?kil ediyor.
Milletimizin gerçek din bilginleri, din bilginlerimiz aras?nda da milletimizin hakk?yla iftihar edebilece?i bilginlerimiz vard?r. Fakat bunlara mukabil ilim kisvesi alt?nda hakikatten ilimden uzak, gere?ince ilim tahsil edememi?, ilim yolunda lay??? kadar ilerleyememi? hoca k?yafetli cahiller vard?r. Bunlar?n ikisini birbirine
kar??t?rmamal?y?z.
Efendiler, gerçek din bilginleri ile dine zararl? uleman?n birbirine kar??t?r?lmas? Emeviler zaman?nda ba?lam??t?r. Bilindi?i üzere S?ff?n vak'as?nda Hz.Ali’nin ordusuna kar?? m?zrak uçlar?na Kur’an-? Kerim
sayfalar?n? takarak sald?rd?lar. ??te o zaman dine fesatl?k, ?slam aras?na nefretlik girdi ve o zaman hak olan Kur’an, haks?zl??a kabule vas?ta yap?ld?. Halifelik hile ile el de?i?tirdi. Ondan sonra bütün müstebit hükümdarlar dini hep alet edindiler. ?htiras ve istibdatlar?n? kabul ettirmek için hep ulema s?n?f?na ba?vurdular.
Gerçek ulema, dini bütün bilginler, hiçbir zaman bu müstebit taç sahiplerine uymad?lar. Onlar?n emirlerini dinlemediler, tehditlerinden korkmad?lar. Bu gibi ulema kamç?lar alt?nda dövüldü, memleketlerinden sürüldü, zindanlarda çürütüldü, dara?açlar?nda as?ld?. Lakin onlar yine o hükümdarlar?n keyfini dine alet etmediler. Fakat gerçek durumda bilgin olmamakla beraber, s?rf o kisvede bulunduklar? için bilgin san?lan, menfaatine dü?kün, haris ve imans?z bir tak?m hocalar da vard?. Hükümdarlar i?te bunlar? ele ald?lar ve i?te bunlar, dine uygundur diye fetva verdiler. ?cap ettikçe yanl?? hadisler bile uydurmaktan çekinmediler. ??te o tarihten beri saltanat taht?nda oturan, sarayda ya?ayan kendilerine halife nam? veren bask?c? hükümdarlar bu gibi hoca k?yafetli cahillere iltifat edip, onlar? himaye ettiler. Hakiki ve imanl? ulema her vakit ve her devirde onlar?n kinini çekti.
Böyle yapan halifelerinin ve din bilginlerinin arzular?na muvaffak olmad?klar?n? tarih bize misallerle izah ve ispat etmektedir. Art?k bu milletin ne böyle hükümdarlar, ne böyle alimler görmeye tahammülü ve imkan? yoktur. Art?k kimse böyle hoca k?yafetli sahte alimlere önem verecek de?ildir. E?er onlara kar?? benim ?ahs?mdan bir ?ey anlamak isterseniz; derim ki, ben ?ahsen onlar?n dü?man?y?m. Onlar?n menfi yönde
atacaklar? bir ad?m, yaln?z benim ?ahsi iman?ma de?il, o ad?m benim milletimin kalbine havale edilmi? kanl? bir hançerdir. Benim ve benimle hemfikir arkada?lar?m?n yapaca?? ?ey mutlaka o adam? tepelemektir.”
Evet, y?llar önce ve ola?anüstü ?artlarda kullan?lm?? bu ifadeler Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün ne kadar büyük bir kimli?e sahip oldu?unun ispat?d?r.
Yüce Atatürk’ün Hz.Muhammed'e duydu?u büyük sevgi ile birlikte Hz.Mevlana’n?n da fikirlerine duydu?u hayranl?k onun tüm hayat?n? ve icraatlar?n? etkilemi?, din konusundaki ifadelerine temel te?kil etmi?tir. Bir Konya ziyareti s?ras?nda söyledi?i ?u sözler Hz.Mevlana'ya gösterdi?i sevgi ve sayg?n?n delili gibidir: “-Ne zaman bu ?ehre gelecek olsam, içimde bir heyecan duyar?m. Hz.Mevlana dü?ünceleriyle benli?imi sarar. O çok büyük bir dahi, ça?lar? a?an bir yenilikçi...”
Evet...Yüce Atatürk sahip oldu?u hayat görü?ünün kayna??n? i?te bu sözleriyle özetleyivermi?tir.
Çankaya kö?kündeki dil çal??malar? toplant?s?nda Konya Mevlevi Dergah? eski postni?inlerinden Veled ?zbudak Çelebi de davet edilmi?ti. Söz dönüp dola??p Hz.Mevlana’ya gelmi?, yüce Atatürk ?unlar? söylemi?ti:
“- Mevlana, Müslümanl??? Türk ruhuna intibak ettiren büyük bir reformatör... Müslümanl?k asl?nda geni? manas?yla ho?görülü ve modern bir dindir. Araplar onu kendi bünyelerine göre anlam?? ve tatbik
etmi?lerdir. S?cak bir iklimde oturan, suyu nadiren kullanan, genel bir hareketsizlik içinde ömür süren Badiye Araplar? için günde be? vakit abdest ve namaz, çok ileri seviyede bir ya?ama hareketidir. Hz.Muhammed insanlar? uyu?ukluktan harekete sevk etmi?tir. Sarp da?lar, yüksek yaylalarda at ko?turan, erimi? kar sular? ile y?kanan Türkler için abdest ve namaz çok tabii olmu?tur. Mevlevili?e gelince, o tamamen dönerek ayakta ve hareket ederek Allah’a yakla?ma fikri, Türk dehas?n?n en tabii ifadesidir."
??te Yüce Atatürk'ün ?slamiyet'e ?ekilcilik katarak onu as?l ruhundan uzakla?t?ranlara verdi?i en mükemmel mesajlardan birisi. O birçok kez dinin insanl?k taraf?ndan gerçek boyutlar?yla anla??lmad???n? belirtirken, Hz.Mevlana’n?n da yanl?? ve eksik yorumland???na da temas etmi?tir. Bir gün Konya milletvekili Naim Onat’?n sözde Mevlana'y? yermek istemesi üzerine Atatürk’ün söyledi?i ?u sözleri bugün bile üzerinde ibretle dü?ünülmesi gereken ifadelerdir:
“-E?er Mevlana’y? sizler gibi kavramak gerekirse, o büyük insan?n ruhu dertlenir, biz de belki bir sayg?s?zl?k göstermek zorunda kal?rd?k. Mevlana’y? ululu?uyla kavrayabilmek için medresenin dar kap?s?ndan geçmemi? olmak gerek.”
Gazi Mustafa Kemal Pa?a Konya’ya yapt??? toplam dokuz ziyareti s?ras?nda her sefer önce Hz.Mevlana’n?n makam?n?n bulundu?u Türbe-i Saadeti ziyaret etmeyi ihmal etmemi?, tekke ve zaviyelerin i?levlerini tamamlamas? ve dolay?s?yla kapat?lmas? yönünde ç?kan yasa s?ras?nda Hz.Mevlana’n?n türbesini müze haline dönü?türerek tüm insanl?k alemine aç?k halde kalmas?n? sa?lam??t?r.
Bununla ilgili bilgiler 22 Aral?k 1987 y?l?nda yay?nlanan Hürriyet gazetesinde ç?kan bir haberde ?öyle dile getirilmi?tir:
Atatürk, Konya'daki Mevlana Dergah? ve türbesini, Konya'ya ilk geli?i olan 3 A?ustos 1920 günü ziyaret etmi? ve bu ziyaretten pek etkilenmi?ti. Daha sonra ziyaretlerinde Mevlana Türbesini ziyaret etmeden Konya'dan ayr?lmam??t?r. 3 Nisan 1922 günü ziyaretlerinde, kendisi için aç?lan Sema meydan?nda haz?r bulunmu?, 22 Mart 1923 günü yapt??? ziyarette postni?in Abdülhalim Çelebi'nin davetlisi olarak dergahta yemek yemi?, Hz.Mevlana'n?n büyüklü?ü üzerine takdir ve hayranl?k dolu sözler söylemi?tir.
Cumhuriyet'in ilan?ndan sonra, tekke ve türbelerin kapat?lmas? haz?rl?klar? yap?l?rken, Ba?bakan ?smet ?nönü'ye "Mevlana Dergah? ve türbesinin kapat?lmayarak kendi e?yas? ile birlikte müze olarak düzenlenmesi ve ziyarete aç?lmas?"emrini vermi?tir. Bir süre sonra, Bakanlar Kurulu karar? ile dergah, müze haline getirilmi?tir.
Atatürk, 18 ?ubat 1931 günü Konya'ya 9'uncu defa geldi?i zaman, Konya'da 11 gün oturmu?, bu arada 21 ?ubat 1931 gününü tamamen art?k müze halinde ziyarete aç?k bulundurulan Mevlana Müzesi'nde geçirmi?tir.
Bu ziyaret s?ras?nda eski Konya Milletvekillerinden Fuat Gökbudak ve o günlerde Konya Azar-? Atika Müzesi müdürü olan Yusuf Akyurt'un ayr? ayr? anlatt?klar?na göre, Atatürk müze müdürünün odas?na girer girmez, niyaz penceresi üzerindeki rubaiyi görmü?, Farsça'y? çok iyi bilen Hasan Ali Yücel'e tercümesini yapt?rm??t?r. Atatürk tercümedeki: "Ey keremde, yücelikte ve nur saç?c?l?kta güne?in, ay?n, y?ld?zlar?n kul oldu?u sen. Garip a??klar, senin kap?ndan ba?ka bir kap?ya yol bulmas?nlar diye öteki bütün kap?lar? kapanm??, yaln?z senin kap?n aç?k kalm??t?r." ibaresini i?itir i?itmez ?öyle demi?:
"Hz.Mevlana'n?n büyüklü?ü burada bir kere daha kendini gösterdi... Do?rusu ben, 1923 y?l?ndaki ziyaretim s?ras?nda, bu dergah? kapatmayal?m Müze olarak halk?n ziyaretine açal?m, diye dü?ünmü?; bir y?l sonra dergah ve tekkelerin kapat?lmas? kanunu ç?kar ç?kmaz ?smet Pa?a'ya Mevlana dergah? ve türbesini kendi e?yas? ile Müze haline getir emrini vermi?tim. Görüyorum ki, ?u okudu?umuz rubainin hükmünü yerine getirmi?im. Bak?n?z ne kadar mükemmel bir Müze olmu?..."
De?erli tarihçi Cemal Kutay’?n ifadelerine göre, Mustafa Kemal’e emrindeki yard?mc?lar?n?n “Pa?am Hz.Mevlana’n?n makam?n? müze haline getirmeniz üzerine halk buraya ak?n etmeye ba?lad?. Bu bir sak?nca
do?urmas?n” demeleri üzerine Atatürk’ün verdi?i cevap ilginçtir:
“-E?er, Hz.Mevlana’y? hakk?yla tan?mak ve benimsemek için ziyarete gitmekte olduklar?na inansam öteki dergahlar?n da aç?lmas?n? sa?lard?m. Çünkü, Hz. Mevlana’y? tan?mak ve anlamak zaten di?er tüm tehlikeleri de ortadan kald?rmaktad?r.”
Hz.Muhammedin “Din nedir?” sorusuna verdi?i “Ahlak,ahlak,ahlak” cevab?na her dönemde çok ihtiyaç duydu?umuzu dü?ünerek Hz. Muhammed'in, Hz.Ali’nin, Hz.Mevlana'n?n ve Atatürk' ün ?u sözlerine dikkat çekmek istiyoruz:
“?lim Çin’de olsa gidip ö?reniniz.”
Hz.Muhammed
“Hayatta en hakiki mür?it ilimdir.”
Mustafa Kemal Atatürk
“Dünyada sevgiye dair ne varsa ben orada var?m,
sava?a dair ne varsa ben orada yokum.”
Hz.Mevlana
“Yurtta Sulh, Cihanda Sulh."
Mustafa Kemal Atatürk
“Evlatlar?n?z? zamana göre yeti?tiriniz.”
Hz.Ali
“Milletimi muas?r medeniyet seviyesinde görmek isterim.”
Mustafa Kemal Atatürk
Son Güncelleme ( Perşembe, 01 Kasım 2007 )
 
powered_by.png, 1 kB